
Yeşil Kapitalizmin Önlenemeyen Yeşil Karbon Ayak İzi Yada Yenilenebilir
Ekolojik Paradoks .
İnsanlığın iklim değişimine ve endüstriyel yıkıma karşı her geçen gün daha fazla şeyler yapmak zorunda olduğu artık çok açık. Toplumsal evrimin gelişme dinamiğinin önüne geçen endüstriyel teknoloji insanın ekolojik doğasında geri dönüşü olmayan bir hasara yol açtı.
Bu gezegenin insan kaynaklı hazin hikayesi 1760 ile 1830 yılları arasında İngiltere'de ortaya çıkıp, 1850'den sonra diğer Batı Avrupa ülkeleriyle Kuzey Amerika ve Rusya'yı ve daha sonra da Japonya'yı içine dahil eden , 18. ve 19. yüzyılın insanının aklını başından alan "Sanayi Devrimleri"yle başladı.
İnsan aklının ekolojik doğasına yabancılaştığı , ( teknolojik akla dönüştüğü) bu ihanet iki yüzyılı, kaynak çıkarımı ile endüstriyelizmin yani Kapitalizmin gezegenimizin otmosferine bıraktığı ilk karbon ayak izlerinin de başlangıcı oldu. Özelikle 1900’lü yılların başından itibaren fosil yakıtların kullanımının yaygınlaşması ile birlikte artan sera gazları, gezegenimizi yaşanmaz hale getirmeye başladı.
Yani kontrolsüz bir hızla atmosfere saldığımız sera gazları miktarı 800.000 yılın herhangi bir döneminde olmadığı kadar ( karbon ayak izi) karbondioksit bulunuyor ve e yüksek ortalama sıcaklık oranı kırılmak üzere.
Ortalama sıcaklık sanayileşmeden önce 13,5 dere C' ydi, şimdi 14,5 dere C .
Tahminlere göre 2030da 15,3 bariyerini aşacak ve böylece son 800.000 yılın rekoru olan ve 125.000 yıl önce Eemian buzul arası sıcak dönemde ulaşılan rekoru kıracak .Kutuplardaki buzullar çoktan erimeye başladı bile .Onu şu anda Grönland'daki buz örtüsünde görülen kırırılmalar ve işgal tehditleri takip ediyor.
Bununla birlikte fırtınalar dahada sertlesecek, çöller genişleyecek ki bunun emarelerini yaşamaya da başladik. Ancak asıl ısınma kontrolsüz kaynak çıkarımına bağlı olarak
yeni kaynak arayışı savaşlarında yasanmakta. Dünyanın ekolojik sosyal siyasal atmosferi ni kontrol etme yarışı Trump ve Putin gibi liderlerin temsiliyeti ile sürdürülen yayılmacı, ırkçı, işgalci yönetimlerin kendi hukuk normlari ile birlikte uluslararası hukukun bağlayıcı hükümlerini bile hiçe sayarak Filistin Venezüella ve İran üzerinden başlattığı açık askeri, soykırımlarla dünyamızı yeni bir dünya savaşının içine çekiyor. Savaş karşılıklı bir güç yarışı halinde dünyamızın atmosferine yaydığı zehirli gazlarla devam ederken buna bağlı gelişen göç hareketlerinin normalde bu süreçten biraz ısınmanın dışında çok ta etkilenmeyen ülkelerin siyasal istikrarında da yeni problemlere, otoriter baskıcı iktidar değisikliklerine yol açıyor. Özellikle Trump iktidarı ile birlikte Amerika'nın arka bahçesi Latin Amerika'da solcu iktidarların yerini kaynak çıkarımlarını teşfik eden sağcı ırkçı göçmenlik karşıtı iktidarlar aldı. Arjantin, Şili, Bolivya, Peru, Ekvator, Paraguay. Kostarika, Honduras, El Salvador gibi Latin Amerika ülkeleri Trump'ın sürdürdüğü siyaset atmosferinde adeta yeniden dizayn edildi. Bu devletlerin yeni iktidar sahipleri ni iktidara taşıyan en önemll üç seçim propagandası, ekolojik alanların madencilik faaliyetlerine açilması, göç hareketlerine karşı güvenlik duvarları ve Mapucheler gibi yerli halkların toprak ve özgürlük talepleri için sürdürdükleri mücadelelerinin "terörizm" olarak damgalanmasıydı.
Yeni Latin Amerika anti göcmen politikaları ve çıkarımcı şirketlerin ekokırım projeleri ile yeniden dizayn edilirken, öbür taraflarda yükseken ırkçılık ve faşist partilerin taban hareketlerinde görülen genişleme ile birlikte dünyamız Faşist bir iklime doğru sürükleniyor. Bu cehennem aralığında gezegenimizin ekolojik sosyal atmosferini zehirleyen başka bir tehlike ise yeşil maskeli kapitalist haydutluğun yol açtığı "yeşil paradoks"tur..
Yeşil Paradoks , endüstriyelist cıkarımcı sirketlerin atmosfere yaydıkları karbondioksit gazı dahil tüm sera gazlarının (CO2) yarattığı küresel ısınmayla ortaya çıkan ve adına iklim krizi dediğimiz ekolojik sosyal kaosla kavramsallaştı .
Bir diğer deyişle, gezegenimizin yaşam döngüsünü ölümcül derecede tehdit eden bu kaotik dönemin krizlerini en iyimser deyimle, yavaşlatacak çözümler (önlemler) içeren ekolojik sosyo bilimsel yaklaşımların ve devletlerin bu konuda konsensuslara dayalı kararlarının ve "sözde" sürdürelebilirlik uygulamalarının "paradoksal" sonuçlarından doğan bir kavram "Yeşil Paradoks". Bu kavramı ilk ortaya atan ise Alman Ekonimist Hans - Werner SINN 'dir. Werner SIŇN , aynı adlı kitabında ( Das grüne Paradoxon) sözkonusu çevre politikalarının şimdiye kadar çıkarımcı kaynak sahiplerini çözüm masası etrafında bir araya getirmediğine atıfta bulunarak siyasi yapıcıların , bırakın kaynak sahiplerinin davranışlarını değistirmeyi, çevre politikalarının başarılı olması açısından onların bir önemi olup olmayacağını bile tartışmadığını belirtmekte. Dolayısıyla Yeşil politikaların eko sistemle olan ilişkisini ( ilgisini veya ilgisizliğini) mevcut sistemin çıkar öncelikli yapısal öncelikleri belirlemekte. Werner SIŇN 'in deyimiyle, "Yeşil politikaların bizzat kendilerinin küresel ısınmayı hızlandırdığını düşünmemize yol açacak sebepler mevcuttur". Öte yandan mevcut çevreci politikaların pahalı verimsiz insanlık dışı olduğu ve pek çok durumda bir işe yaramadığı da ğörülmekte. . Sonuç olarak bu sözüm ona alternatif yeşil enerjiler endüstriyel bir yaklaşımla kuruldukları için eko sistemde yeni bir kırılmaya , yok olmaya yol açmakta.
Bir diğer deyişle, gezegenimizin yaşam döngüsünü ölümcül derecede tehdit eden bu kaotik dönemin krizlerini en iyimser deyimle, yavaşlatacak çözümler (önlemler) içeren ekolojik, sosyo bilimsel yaklaşimların ve devletlerin bu konudaki ilgili konsensus kararlarının ve "sözde" sürdürelebilirlik uygulamalarının "paradoksal" sonuçlarından doğan bir kavram "Yeşil Paradoks". Bu kavramı ilk ortaya atan Alman Ekonimist Hans - Werner SINN 'dir. Werner SIŇN , aynı adlı kitabında ( Das grüne Paradoxon) sözkonusu çevre politikalarının şimdiye kadar çıkarımcı kaynak sahiplerini çözüm masası etrafında bir araya getirmediğine atıfta bulunarak, siyasi yapıcıların ,bırakın kaynak sahiplerinin davranışlarını değistirmeyi, çevre politikalarının başarıli olması açısından onların bir önemi olup olmayacağını bile tartışmadığını belirtmekte. Dolayısıyla Yeşil politikaların eko sistemle olan ilişkisini ( ilgisini veya ilgisizliğini) mevcut sistemin çıkar öncekikli yapısal öncelikleri belirlemektedir. Werner SIŇN 'in deyimiyle, "Yeşil politikaların bizzat kendilerinin küresel ısınmayı hızlandırdığını düşünmemize yol açacak sebepleri mevcuttur. " Bugüne kadar cıkarımcı kaynak sahipleri hükümetlerin yeşil politikalara rağmen çıkarımlarını yavaşlatmadılar.
Arap Petrol şeyhleri, Rus gaz oligarkları ,kömür baronları dünyanın enerji bileşiminde devrim niteliğinde bir geçişin farkına vardılar . Yani bu süreçte ortaya çıkan "alternatif enerji kaynaklarını ve ekoloji hareketlerini,yeşil partilerin çoğalmasını kendileri için bir tehdit olarak algılayıp yer altındaki petrol rezervlerini gelecekte büyük kârlara dönüştürmek için daha hızlı çıkarıma yöneldiler. Bununla birlikte mevcut çevreci politikaların pahalı verimsiz insanlık dışı olduğu ve pek çok durumda bir işe yaramadığı ğörülmekteydi. Örneğin Rüzgar türbinileri ve güneş panellerinin dünya ölçeğinde kapsadıkları milyonlarca hektarlık enerji üretim alarından elde ettikleri enerji istikrarsız sürekliliğime bağlı olarak çok fazla bir enerji kalitesi yaratamadığı gibi kurulum alanlarinda yani deniz tabanı, orman veya maki gibi eko sistemlerin yaşam döngüsünde yarattıkları görüntü ve gürültü kirliliğinin yanı sıra kütlesel, zararlı kimyasal bileşenleriyle de toprağa bitkilere ve kuşlara zarar vermekte.
Rüzgar türbini lerinin yol açtığı kuş ölümleri bu paradoksun yol açtığı en can yakıcı sorundur. Dünya genelinde birincil enerji tüketiminin beşte birini tek başina gerçekleştiren taşımacılık endüstrisinin tamamını biyo yakıtlarla çalıştırma projesi de Werner SINN 'in deyimiyle , "maalesef sadece bir rüyadır. Bunun için mevcut fiyatlar baz alındığında dünyanın tüm ekilebilir arazilerinin biyoyakıt üretimine ayrılması gerekir. AB şu an sahip olduğu ekilebilir arazinin üç katına ihtiyaç duyacaktır. ABD ise ekilebilir arazisinin yüzde 94'ünü bu işe ayırmak zorundadır. geriye bütün nüfusu beslemek için yüzde 6'lık bir alan kalır." İşte yeşil paradoks budur.
Werner SINN 'in bütün düşüncelerine katılmıyorum ama bu argümanları (hepimiz açısından umut kırıcı olsa bile ) üzerinde düşünmemiz gereken pek çok paradoksal durumun altını çiziyor.
Sonuca gelirsem, sistemin bu gidişatı birlikte var olduğumuz diğer varlıkların geleceği adına bir sürdürulebilirlik sağlamayacak ve bu yüzden bu kontrolsüz gidişatı durduracak yeni bir insanlığa ihtiyacımız var. Bir yaşam savunucusu
olarak kendi adıma bu talihsiz gidişat tan çıkardığım ders ,
bu çıkmazın temelini oluş turan ve içinde her birimizin kusurları , ihmalleri de bulunan insan merkezci endüstriyel sistemden vazgeçmekten ve onu yarattığı endüstriyel çöplüğüne uğurlamaktan başka bir seçeneğimizin olmadığıdır.
Ne yazık ki bunun için gereken yer yüzü zamanımızın limitine de ulaşmış bulunmaktayız. Anlayacağınız bu ağır yaralı yer yüzü hanesinde fazladan oyalanacak vaktimiz de yok artık.
Bu son yer yüzü aralığından geçerken,
BÜTÜN MESELE ;
elimizi vicdanımızla kuşanıp saygıyla ve büyük bir baglılıkla savunduğumuz yaralı ve bitap toprak anamızın bağrında son bir umutla da olsa, yeniden yeşermek ve ve bir orman gibi kardeşce yaşamak için, tıpkı Amazon ormanlarını koruyan kadim Kichwa ve Waorani halklarının petrol şirketlerinin ekokırımına karşı yaşamın sonsuz ruhsal döngüsünü savundukları gibi, tıpkı Manevi halkım Mapuchelerin atalarının eko sistemlerini, Wall Mapu( Şili) ormanlarından ve Bio Bio nehirlerinden Puel Mapu (Arjantin ) Patagonya'sının pampa'larına, Lof Pailako - Futalefken'in kutsal karaçam ormanından ateş topraklarının Selk nam bozkırlarına ve mavi buzullarına uzanan olağanüstü direnişlerinde, rüzgar ruhlu Mapuche atalarının yaşama direncine tutunduğumuz gibi, tıpkı Almanya'da tarihi Hambach ormanını ağaç ağaç savunarak özgürleştirdiğimiz gibi, tıpkı Avustralya'da Tazmanya yerli ormanlarını savunan kardeşlerimizin yerli oemanlarda dalga dalga yayılan dayanısması gibi, tıpkı Fransa'da ZAD'larda ( Zone a Defendre- Savunulacak alan) hava alanı ve baraj projelerinin tehdit ettiği orman ve tarım alanlarını köylülerle el ele verip sabırlı ve kararlı bir mücadelenin sonunda özgürleştirdiğimiz gibi, tıpkı Güney Fransa'da A 69 otoyolu projesinin katlettiği "Creme Arbre" koru'sunda yaşam dirençli ağaçlarımız, "meşe karınca" ve "Çınar Majo" nun koruyucu, dallarında neşeli sincaplarla, kuşlarla baykuşlarla o destansı savunma nöbetini tuttuğumuz gibi , tıpkı Türkiye'de Akbelen ormanını , ikizköy zeytinliklerini ne pahasına olursa koruyan yörük kadınları Esra 'ların , Necla'ların Akbelen ormanında, ikizköy Zeytinliklerini yankılanan haklı sesleri gibi, yeryüzünün bütün kıtalarında, bilinçli bir yaşam inancının ve umudunun taşıyıcı bireyleri olabilmekte..



