BIST 100
14.283,90 0,22%
DOLAR
44,7649 0,06%
EURO
52,8660 0,11%
GRAM ALTIN
6.932,45 0,57%
FAİZ
39,55 -0,35%
GÜMÜŞ GRAM
114,63 0,88%
BITCOIN
74.323,00 -0,72%
GBP/TRY
60,7195 0,05%
EUR/USD
1,1787 -0,10%
BRENT
95,73 0,79%
ÇEYREK ALTIN
11.334,51 0,57%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
14 °

Yeşil Kapitalizmin Önlenemeyen Yeşil Karbon Ayak İzi Ya da Yenilenebilir

Sadık Çelik yazdı

Yeşil Kapitalizmin Önlenemeyen Yeşil Karbon Ayak İzi Yada Yenilenebilir
Ekolojik Paradoks .

İnsanlığın   iklim değişimine ve  endüstriyel yıkıma  karşı her geçen gün daha fazla  şeyler yapmak zorunda olduğu  artık çok açık. Toplumsal evrimin gelişme dinamiğinin önüne geçen endüstriyel teknoloji insanın ekolojik doğasında geri dönüşü   olmayan  bir    hasara yol açtı.

Bu gezegenin insan kaynaklı  hazin  hikayesi 1760 ile 1830 yılları arasında İngiltere'de ortaya çıkıp, 1850'den sonra diğer Batı Avrupa ülkeleriyle Kuzey Amerika ve Rusya'yı ve daha sonra da Japonya'yı içine dahil eden , 18. ve 19. yüzyılın  insanının aklını başından alan "Sanayi Devrimleri"yle  başladı.

İnsan aklının ekolojik  doğasına yabancılaştığı , ( teknolojik akla dönüştüğü)  bu  ihanet    iki yüzyılı, kaynak çıkarımı ile endüstriyelizmin yani Kapitalizmin gezegenimizin otmosferine bıraktığı ilk karbon ayak izlerinin de başlangıcı oldu. Özelikle 1900’lü yılların başından itibaren fosil yakıtların kullanımının yaygınlaşması ile birlikte  artan sera gazları, gezegenimizi yaşanmaz hale getirmeye başladı.

Yani  kontrolsüz bir hızla atmosfere saldığımız sera gazları miktarı 800.000 yılın herhangi     bir  döneminde olmadığı kadar ( karbon ayak izi) karbondioksit  bulunuyor ve e yüksek ortalama sıcaklık oranı kırılmak üzere.

Ortalama sıcaklık sanayileşmeden önce 13,5 dere C' ydi, şimdi 14,5 dere C .

Tahminlere göre 2030da 15,3 bariyerini aşacak ve böylece son 800.000 yılın rekoru olan ve 125.000 yıl önce Eemian buzul arası sıcak dönemde ulaşılan rekoru kıracak .Kutuplardaki buzullar çoktan erimeye başladı bile .Onu şu anda Grönland'daki buz örtüsünde görülen  kırırılmalar ve işgal tehditleri takip ediyor.

Bununla birlikte fırtınalar  dahada sertlesecek, çöller genişleyecek ki bunun emarelerini yaşamaya da başladik. Ancak asıl ısınma kontrolsüz kaynak çıkarımına bağlı olarak

yeni kaynak arayışı savaşlarında yasanmakta. Dünyanın ekolojik sosyal siyasal atmosferi ni kontrol etme yarışı Trump ve Putin  gibi liderlerin temsiliyeti ile sürdürülen yayılmacı, ırkçı,  işgalci yönetimlerin  kendi hukuk normlari ile birlikte uluslararası hukukun bağlayıcı hükümlerini bile hiçe sayarak Filistin  Venezüella ve  İran üzerinden   başlattığı açık askeri, soykırımlarla  dünyamızı yeni  bir dünya savaşının içine çekiyor.  Savaş karşılıklı bir güç  yarışı  halinde dünyamızın atmosferine yaydığı zehirli gazlarla devam ederken  buna bağlı gelişen göç hareketlerinin normalde  bu süreçten  biraz ısınmanın dışında  çok ta etkilenmeyen ülkelerin  siyasal istikrarında  da yeni problemlere,  otoriter baskıcı  iktidar  değisikliklerine yol açıyor. Özellikle Trump iktidarı ile birlikte Amerika'nın arka bahçesi  Latin Amerika'da solcu iktidarların yerini  kaynak çıkarımlarını teşfik eden sağcı ırkçı göçmenlik karşıtı iktidarlar aldı. Arjantin, Şili, Bolivya, Peru, Ekvator,  Paraguay. Kostarika,  Honduras, El Salvador gibi Latin Amerika ülkeleri Trump'ın sürdürdüğü siyaset  atmosferinde  adeta yeniden dizayn edildi.  Bu devletlerin  yeni iktidar sahipleri ni iktidara taşıyan en önemll üç    seçim propagandası,   ekolojik alanların madencilik faaliyetlerine açilması,  göç hareketlerine karşı güvenlik duvarları  ve Mapucheler gibi  yerli halkların toprak ve özgürlük talepleri için sürdürdükleri  mücadelelerinin   "terörizm"   olarak damgalanmasıydı.

Yeni Latin Amerika anti göcmen politikaları ve çıkarımcı şirketlerin ekokırım projeleri ile yeniden dizayn edilirken,  öbür taraflarda yükseken ırkçılık ve  faşist partilerin taban hareketlerinde görülen genişleme ile  birlikte dünyamız  Faşist bir iklime doğru sürükleniyor. Bu cehennem aralığında gezegenimizin ekolojik sosyal atmosferini  zehirleyen  başka bir tehlike ise yeşil maskeli  kapitalist  haydutluğun yol açtığı "yeşil paradoks"tur..

Yeşil Paradoks , endüstriyelist cıkarımcı sirketlerin atmosfere yaydıkları  karbondioksit gazı dahil tüm sera gazlarının (CO2) yarattığı küresel ısınmayla ortaya çıkan ve adına iklim krizi dediğimiz ekolojik sosyal kaosla kavramsallaştı .

Bir diğer deyişle,  gezegenimizin yaşam döngüsünü ölümcül derecede tehdit eden bu  kaotik dönemin krizlerini  en iyimser deyimle, yavaşlatacak   çözümler (önlemler) içeren  ekolojik sosyo bilimsel yaklaşımların ve  devletlerin bu konuda   konsensuslara dayalı kararlarının  ve "sözde"  sürdürelebilirlik  uygulamalarının "paradoksal"  sonuçlarından  doğan bir kavram "Yeşil Paradoks". Bu kavramı ilk ortaya atan ise Alman Ekonimist Hans - Werner  SINN 'dir. Werner SIŇN  , aynı adlı kitabında ( Das grüne Paradoxon) sözkonusu çevre politikalarının şimdiye kadar çıkarımcı kaynak sahiplerini çözüm masası etrafında bir araya getirmediğine atıfta bulunarak siyasi yapıcıların , bırakın  kaynak sahiplerinin davranışlarını değistirmeyi, çevre politikalarının başarılı olması açısından onların bir önemi olup olmayacağını bile tartışmadığını belirtmekte. Dolayısıyla Yeşil politikaların  eko sistemle olan ilişkisini ( ilgisini veya ilgisizliğini) mevcut sistemin çıkar öncelikli yapısal öncelikleri belirlemekte. Werner SIŇN 'in deyimiyle, "Yeşil politikaların bizzat kendilerinin  küresel ısınmayı hızlandırdığını düşünmemize yol açacak  sebepler  mevcuttur". Öte yandan  mevcut  çevreci politikaların pahalı verimsiz  insanlık dışı olduğu ve pek çok durumda bir işe yaramadığı da  ğörülmekte. . Sonuç olarak bu sözüm ona  alternatif yeşil enerjiler endüstriyel bir  yaklaşımla kuruldukları için eko sistemde yeni bir  kırılmaya , yok olmaya yol açmakta.

Bir diğer deyişle,  gezegenimizin yaşam döngüsünü ölümcül derecede tehdit eden bu  kaotik dönemin krizlerini  en iyimser deyimle, yavaşlatacak   çözümler (önlemler) içeren  ekolojik, sosyo bilimsel yaklaşimların ve  devletlerin bu konudaki  ilgili konsensus kararlarının  ve "sözde"  sürdürelebilirlik  uygulamalarının "paradoksal"  sonuçlarından  doğan bir kavram "Yeşil Paradoks". Bu kavramı ilk ortaya atan  Alman Ekonimist Hans - Werner  SINN 'dir. Werner SIŇN  , aynı adlı kitabında ( Das grüne Paradoxon) sözkonusu çevre politikalarının şimdiye kadar çıkarımcı kaynak sahiplerini çözüm masası etrafında bir araya getirmediğine atıfta bulunarak, siyasi yapıcıların ,bırakın  kaynak sahiplerinin davranışlarını değistirmeyi, çevre politikalarının başarıli olması açısından onların bir önemi olup olmayacağını bile tartışmadığını belirtmekte. Dolayısıyla Yeşil politikaların  eko sistemle olan ilişkisini ( ilgisini veya ilgisizliğini) mevcut sistemin çıkar öncekikli yapısal öncelikleri belirlemektedir. Werner SIŇN 'in deyimiyle, "Yeşil politikaların bizzat kendilerinin  küresel ısınmayı hızlandırdığını düşünmemize yol açacak  sebepleri  mevcuttur. " Bugüne kadar cıkarımcı kaynak sahipleri  hükümetlerin yeşil politikalara rağmen çıkarımlarını yavaşlatmadılar.
Arap Petrol şeyhleri,  Rus gaz  oligarkları ,kömür baronları  dünyanın enerji bileşiminde devrim niteliğinde bir geçişin  farkına vardılar . Yani bu süreçte ortaya çıkan "alternatif enerji kaynaklarını ve ekoloji hareketlerini,yeşil partilerin çoğalmasını kendileri için bir tehdit olarak algılayıp yer altındaki petrol rezervlerini gelecekte büyük kârlara dönüştürmek için daha hızlı çıkarıma yöneldiler.   Bununla birlikte mevcut  çevreci politikaların pahalı verimsiz  insanlık dışı olduğu ve pek çok durumda bir işe yaramadığı  ğörülmekteydi. Örneğin Rüzgar türbinileri ve güneş panellerinin dünya ölçeğinde  kapsadıkları  milyonlarca hektarlık enerji üretim alarından elde ettikleri enerji  istikrarsız sürekliliğime bağlı olarak çok fazla bir enerji kalitesi yaratamadığı gibi  kurulum alanlarinda yani deniz tabanı,  orman  veya maki  gibi eko sistemlerin yaşam döngüsünde yarattıkları görüntü  ve gürültü kirliliğinin yanı sıra  kütlesel,  zararlı kimyasal bileşenleriyle  de toprağa bitkilere ve   kuşlara zarar vermekte.

Rüzgar türbini lerinin yol açtığı kuş  ölümleri  bu paradoksun yol açtığı  en can yakıcı  sorundur. Dünya  genelinde birincil enerji tüketiminin beşte birini  tek başina gerçekleştiren taşımacılık endüstrisinin tamamını biyo yakıtlarla çalıştırma  projesi de  Werner SINN 'in deyimiyle , "maalesef sadece bir rüyadır. Bunun için mevcut fiyatlar baz alındığında   dünyanın tüm ekilebilir  arazilerinin  biyoyakıt  üretimine ayrılması gerekir. AB şu an sahip olduğu ekilebilir arazinin üç katına ihtiyaç duyacaktır. ABD ise ekilebilir arazisinin yüzde 94'ünü bu işe ayırmak zorundadır. geriye bütün nüfusu beslemek için yüzde 6'lık bir alan kalır." İşte yeşil paradoks budur.

Werner SINN 'in bütün düşüncelerine katılmıyorum ama bu argümanları (hepimiz açısından umut kırıcı olsa  bile ) üzerinde düşünmemiz gereken pek çok paradoksal  durumun altını çiziyor.

Sonuca gelirsem, sistemin bu gidişatı  birlikte var olduğumuz diğer varlıkların geleceği adına bir sürdürulebilirlik sağlamayacak ve bu yüzden bu kontrolsüz   gidişatı durduracak yeni bir insanlığa ihtiyacımız var.  Bir yaşam savunucusu
olarak kendi adıma bu talihsiz gidişat tan çıkardığım ders ,

bu çıkmazın temelini oluş turan ve içinde her birimizin kusurları , ihmalleri de bulunan insan merkezci endüstriyel  sistemden vazgeçmekten ve  onu yarattığı endüstriyel çöplüğüne uğurlamaktan başka bir seçeneğimizin olmadığıdır.

Ne yazık ki bunun için gereken yer yüzü zamanımızın limitine de ulaşmış  bulunmaktayız. Anlayacağınız bu ağır yaralı yer yüzü hanesinde fazladan oyalanacak  vaktimiz de  yok artık.

Bu son yer yüzü aralığından geçerken,

BÜTÜN MESELE ;

elimizi vicdanımızla kuşanıp saygıyla ve büyük bir baglılıkla savunduğumuz  yaralı ve bitap   toprak anamızın  bağrında  son bir umutla da olsa,  yeniden yeşermek ve ve bir orman gibi kardeşce yaşamak için,  tıpkı Amazon  ormanlarını koruyan kadim Kichwa ve Waorani halklarının petrol şirketlerinin ekokırımına karşı yaşamın sonsuz  ruhsal  döngüsünü savundukları gibi, tıpkı Manevi halkım Mapuchelerin atalarının eko sistemlerini,  Wall Mapu( Şili) ormanlarından ve Bio Bio  nehirlerinden Puel Mapu (Arjantin ) Patagonya'sının pampa'larına, Lof Pailako - Futalefken'in  kutsal karaçam ormanından   ateş topraklarının Selk nam  bozkırlarına ve  mavi buzullarına  uzanan olağanüstü  direnişlerinde,  rüzgar ruhlu  Mapuche atalarının  yaşama direncine  tutunduğumuz gibi,  tıpkı Almanya'da tarihi Hambach ormanını ağaç ağaç savunarak özgürleştirdiğimiz gibi, tıpkı Avustralya'da  Tazmanya  yerli ormanlarını savunan kardeşlerimizin yerli oemanlarda dalga dalga yayılan dayanısması gibi,   tıpkı Fransa'da   ZAD'larda  ( Zone a Defendre- Savunulacak  alan) hava alanı ve baraj  projelerinin tehdit ettiği orman ve tarım alanlarını köylülerle el ele verip  sabırlı ve kararlı bir  mücadelenin sonunda  özgürleştirdiğimiz gibi, tıpkı Güney Fransa'da A 69 otoyolu projesinin katlettiği  "Creme Arbre" koru'sunda yaşam  dirençli  ağaçlarımız, "meşe karınca" ve  "Çınar Majo" nun koruyucu,  dallarında neşeli sincaplarla, kuşlarla baykuşlarla   o destansı savunma nöbetini tuttuğumuz gibi , tıpkı Türkiye'de Akbelen ormanını  , ikizköy zeytinliklerini ne pahasına olursa koruyan yörük kadınları  Esra 'ların , Necla'ların Akbelen ormanında, ikizköy Zeytinliklerini yankılanan haklı sesleri gibi, yeryüzünün bütün kıtalarında, bilinçli bir yaşam  inancının ve umudunun  taşıyıcı bireyleri  olabilmekte..

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?