
Siyasette bize yeni olan gelişmelerin olduğu bu dönemde 2022 yılında 3 farklı günde yazdığım ve 3 bölümden oluşan yazı dizisini hiçbir değişiklik yapmadan sizlere sunmak istedim.
Üzülerek gördüğüm değişen bir şey olmadığı gibi bizlerin duygu ve düşüncelerinin dikkate alınmadığı siyaset yapma sürecinin devam ettiğidir. Yorumlarınıza ve değerlendirmenize sunuyorum.
Sevgi ile kalın…
SİYASET - 1
Bu yazımı biraz uzun tutmak istiyorum. 2 ya da 3 bölüm olabilir. Ayrı ayrı düşündüğüm lakin yazımı planladığım zaman birbiri ile bağlantılı olduğunu fark ettiğim fikirlerimi birleştirip sizinle paylaşmak istiyorum.
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde yer alan siyaset kelimesi açıklaması şu şekilde. “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış."
Benim anladığım ve düşündüğüm ise siyasetin merkezinde vatandaş var.Lakin gerçekte ne kadar varız? Sürecin hangi aşamasında müdahil oluyoruz? Siyasete girebilmek için yeterli sermayemiz var mı?
Şimdi bu gerçeklikler ile hayalimdeki sistemi aktarmak istiyorum. Önce mevcut sistemi bir ortaya koyup analiz edelim.
Ekonomik olarak dar gelirli bir kişi gerçekten ülke siyasetinde yer almak isterse, kendini ülke hizmetinin içinde bulabilir mi? Maalesef cevap çok kolay; HAYIR.
Günümüz siyasi partilerinin parti içi demokrasi anlayışlarında halktan birinin kendini ifade edebilmesi, halk olarak kendi ihtiyaçlarını aktarabilmesi, taleplerini ortaya koyması ve yasal düzenleme süreçlerinde yer alması düşünüldüğü kadar kolay olmamaktadır.
Parti içinde bir geçmişiniz yok ise bu mümkün görünmüyor. Seçilip ANKARA’ya gitmek istediniz, vekil olmak istediniz. Milletin Meclisinde sesinizi duyurmak istediniz. Peki! Bu ne kadar mümkün?
Maalesef burada da sizin ekonomik gücünüz ve süreci ne kadar finanse edebileceğiniz durumu belirliyor. Aday adayı olarak başvuru yapmanız için ciddi bir ödeme bekleniyor sizden. Devamında seçim propagandanız için yine iyi bir bütçe hazırlamış olmanız gerekiyor.
Bunları ortaya koyduğumuzda maaşlı çalışan bir vatandaşın bu tür bir göreve soyunması düşünülemez bile. Vatandaşlık hakkımız olan seçme ve seçilme hakkı ne kadar teslim edilmiş Sezar’a?
Parti içi adaylık süreçlerinde de buna paralel olarak seçtiğimiz adayların parti tabanının aday beklentisini ne kadar karşılıyor. Taban olarak seçme ve seçilme süreçlerinde sürece ne kadar dahil ediliyoruz gerçekten? Bu da ayrı bir konu.
Yani hayatın geneli çocuk psikolojisi gibi mi?
Seçtiğimizi düşündüğümüz durumlarda aslında seçilenler arasında tercih yapmamız ile mutlu ve tatmin olma durumu mu bize yaşatılanlar.
SİYASET - 2
Merhaba,
Nerede kalmıştık? Vatandaş olarak seçme ve seçilme sürecine ne kadar dahil olabildiğimiz ile bir giriş yapmıştık. Siyasi olarak bir gelecek planladığımızda ciddi bir maddi gücümüzün olması gerektiğinden bahsetmiştik.
Peki, günümüz Türkiye’sinde siyasete girmiş olmak neleri değiştiriyor hayatımızda?
Vatandaşa hizmet etme isteği ve azmi ile bu işe soyunan kişiler, seçildikten sonra neden halktan kopmaktadır. Makam ve mevki olarak görülen sıfatların elde edilmesi sonrası neden halktan üstün görülmekte ve/veya hissedilmektedir.
Birçok olaya denk geliyoruz ki vekillerin siyasi kimlikleri ile kendilerinden olmayanlara uyguladıkları baskı ve hakaretamiz davranışlar hiç hoş olmamaktadır ve kabul edilemez.
Vekil tanımına baktığımızda;
- Birinin, kendi adına iş görmesi için yetki verdiği ya da iş görmesi için kendi yerine bıraktığı kimse.
- Başkasının adına, yerine söz söyleme, davranma, işlem yapma yetkisi olan kimse.
Bizlerin tüm ihtiyaçlarını, sorunlarını, düşüncelerini, çözümlerini, ilişkilerin yürütülmesi noktasında bizleri temsil etmek üzere seçtiklerimiz sonrasında nasıl bizlerden üstün hale gelebiliyor.
Milletvekili > Millet gibi bir denklem oluşuyor sanki?
Çıkarılacak yasal düzenlemelerin içeriği ve uygulanabilirliği mecliste yer alan milletvekili sayısı ile doğru orantılı mı? Yani 600 milletvekilinin yaptığı ya da yapabildiği optimum seviyedeki hizmetler minimum hangi sayıda milletvekili ile alınabilir? 400 olmaz mı mesela.
Mecliste halkı temsil etmek bir hizmet işi gibi söyleniyor. Peki uygulamada belli aksaklık ya da çelişkiler olmuyor mu? Vekil sayısının norm sayıda tutulması ile birlikte mesela maaşlar çok düşük tutulsa, her vekilin çalışması için oluşturulan kadroların büyük bir kısmı hiç olmasa, mecliste kayıtlı araçların sayısı düşürülse, sağlanan sosyal haklar piyasa rayicine yakın bedellerle sunulsa (meclis lokantasındaki yemek fiyatlarından, lojman kira bedelleri vb. birçok hak)
Bu sayede ciddi bir kamu tasarrufu da sağlanamaz mı?
Dünya ekonomisinin dolayısıyla ülkemiz ekonomisinin gittiği hal ortada iken bazı kurumsal kararlar ile tasarrufa yönelik kararlar değerlendirilemez mi?
Bunların tamamının ya da büyük bir kısmının hayata geçtiği bir durumda gerçekten kaç kişi hala siyaset yapmak ister?
Benim eleştirim sistemin kendisine, sistem değişirse zaten tüm farklı görüşlere sahip siyasi partiler de yeni düzene göre kendilerini güncellemek isteyecektir.
Objektif düşünen halkın ve ülkenin menfaatini isteyen tüm vatandaşların bu ve buna benzer düşünceleri sahipleneceğini ve destekleyeceğini düşünüyorum.
SİYASET - 3
Merhaba;
Siyasete girdik bir türlü çıkamadık. Konuşulacak aktarılacak o kadar çok detay ve düşünce var ki, ne düşünüyoruz diye sorulduğunda durduramıyoruz kendimizi. Maalesef.
Yazıları hazırladıktan sonra kendime soruyorum acaba şunu da mı yazsaydım bu da mı olsaydı? Biraz da tahmin ettiğimden sanırım peşin peşin belirtmiştim 2 – 3 yazıyı kapsayabileceğini.
Son olarak, eklemek istediğim önemli bulduğum bir iki konuyu da ilave etmek istiyorum.
Eğitim.
Şöyle düşünüyorum;
Bizlerin toplum içerisinde tüm davranış biçimlerimizin şekillendiren kurallar ANAYASA’da belirtiliyor. Devamında da çeşitli ilaveler ve değişiklikler ile süreç yönetiliyor.
Vatandaş olarak birçoğumuz bunları okuduğumuzda eski dilden gelmekte olan bazı kelimeler ile anlatılanları anlamakta zorluk çekiyoruz. Hukuk eğitimi ya da hukuk dersleri ile aşina olduğumuz konular dışında.
Bu yasaların hazırlandığı ve yasallaştığı kurum bildiğimiz üzere TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ.
Hayatımızı bu kadar etkileyen konuları teklif eden, görüşüp tartışan, kabul ya da reddeden vekillerimizin en azından temel hukuk eğitimi almış olması gerekmez mi? Ya da ben kendi adıma öyle olması gerektiğini düşünüyorum.
Lisede vatandaşlık dersi alıyoruz, meslek yüksekokulları ve fakültelerin birçok bölümünde temel hukuk dersi alıyoruz. Bunlar yaşam içinde bilmemiz gereken toplum içi kuralların bizlere ilk aktarıldığı öğretim yerleri.
Okuduğumuzu anlama ve yorumlama bu işin olmazsa olmazı. Peki yasaların içinde hala eski kelimelerin olduğunu göz önüne aldığımızda, değişiklikleri yapanların ne kadar anlayabildiğini düşünebiliriz ki?
Dolayısıyla her işte olması gereken liyakat ve eğitimin öncelikle siyaset hayatına hızlı ve özenli olarak dahil edilmesi gerekmez mi?
Milletvekili seçimlerinde adayların en azından Ön Lisans mezunu kişiler olması gerekmektedir.
Hizmet beklenen bu gibi durumlarda, yüksek seviyede liyakat ve eğitim durumu, verilen hizmetin kalitesini ve içeriğini yükseltir.
Bu da biz vatandaşlara huzur, adalet ve güven olarak geri döner.
Bizler siyasetin içinde yer almadığımızı düşünsek bile aslında siyasetin en önemli aktörü biziz. HALK. Dolayısıyla halk için yapılmaya çalışılan her türlü olumlu fikir ve düşünceyi desteklemeli ve sahiplenmeliyiz. Hayata geçmesi için çaba sarf etmeliyiz.
Geçmişte sanat için tartışılan bir görüşü sanırım siyasete de kurgulayabiliriz. “Sanat sanat içindir” görüşüne karşı “ sanat toplum içindir” görüşü oluşmuştur.
Şöyle diyebilir miyiz? “Siyaset toplum içindir”



