BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,8927 0,07%
EURO
53,6159 0,31%
GRAM ALTIN
6.742,83 1,68%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
112,07 0,44%
BITCOIN
73.483,00 0,00%
GBP/TRY
61,9085 0,37%
EUR/USD
1,1677 0,22%
BRENT
91,73 -2,11%
ÇEYREK ALTIN
11.024,53 1,68%
İstanbul Parçalı Az Bulutlu
İstanbul hava durumu
21 °

Güney Amerika’da yerli halkların özgürlük yürüyüşü devam ediyor..

Sadık Çelik yazdı

Güney Amerika halkları sosyal isyanların kapılarını yeniden aralamaya başladı. 2000'li yılların başından itibaren neoliberalizmin yol açtığı ekomik sosyal ekolojik sorunlar oligarşiler ile sosyal sınıflar arasında büyük uçurumlar ve gerilimlere ve sosyal isyanlara dönüşmüş ve kıta ülkelerinde özellikle 60 -80 arası kanlı diktatörlüklerin iktidar uzantılarına karşı demokrasi , insan hakları ve toprak reformu gibi temel taleplerin etrafında şekillenen bir nevi "rövanş iktidarlar"a yol açmıştı. Şili ,Arjantin,Bolivya, Uruguay, Ekvator, Honduras ,Venezüella, Kolombia,Meksika gibi ülkeler de peşpeşe sol iktidarlar " yaşandı. Bu yeni sol iktidarlar dönemi Kapitalizmin küresel yeni jeopolitiğinden tekno - endüstriyel gelişme dinamiklerinden ve tabi "sosyalist etiketli" ülkelerin ideolojik politik ve ekonomik iflaslarının yol açtığı büyük fiziki - moral çöküşlerden kaynaklanan "yeni arayışlar" dan bağımsız değildi.

Söz konusu ilgili iki " süper sosyalist"(!) gücün (Sovyet ve Çin ). eski ideolojik seksiyonları olan bu yeni Sol iktidarların gelişme dinamiklerinden bağımsız değildi elbette. Kıta halkları bu Neo liberal tekno- endüstriyel çağın yeni Sol iktidarları ile kısa sürede hayal kırıklıkları yaşamış ve Kapitalizm için hizaya geçirilmekten kaçamamıişardır . Kontrolsüz ve yıkıcı bir hızla ilerleyen Endüsyriyel sistem kendini stratejik olarak yeni tip sömürü ve kontrol teknolojileri ( ve reformcu sol iktidarlarla yenilerken kıta halkları değişmeyen vahşi sömürü ve yoksulluğun ve devletlerin paramiliter çetelerinin,uyuşturucu kartellerinin pençesinden kurtulamamışlardı. Ancak yinede bütün bu kırılgan toplumsal süreçler boyunca bölge halkları "iyi yaşam" mücadelesinden asla vazgeçmemişlerdir.

Şili'de Arjantin'de Ekvator 'da Peru'da yerli halklar işgal edilen toprakları gaspedilen hakları için mücadeleye devam ediyorlar. Mapuche halkının Şili ve Arjantin devletinin gaspettiği ata topraklarını katledilen yerli ornanlarını kirletilen ve Siyonist şirketlere peşkeş çekilen nehirlerini geri kazanmak için açık baskı ve terör altında mücadele ederken Ekvator Amazonunda Kichwa ve Waorani halkı petrol şirketlerine ve diğer madencilik şirketlerine karşı barikat olmaya devam ediyorlar. Bolivya'daki son sosyal isyan dalgası kendi içinde çok bileşenli bir nitelik taşıyor ancak eski başkan Evo Morales , mevcut isyanın potansiyelini bir "iktidar rövanşı" na kanalize etmek istiyor. ( Evo Morales Önceki iktidar rövanşında Bolivya halkını Oligarkların sokaklardaki kanlı teröriyle başbaşa bırakıp Arjantin'ne kaçtı.Bunun yanında Evo'yu tartışmalı hale getiren başka bir şey daha var ki bu bugünkü isyanda Evo'nun hangi hesaplar peşinde koştuğunu deşifre etmektedir. Evo kendi iktidarı döneminde reşit olmayan bir kız çocığunu zorla alıkoymaktan soruşturma ya uğramıştı ve ogünlerde Anarşist Feministler bu skandalın üstüne gitmişlerdi.

Son seçim yenilgisi MAS-IPS ( Sosyalizme Doğru Hareket-Halkların Egemenliği İçin Siyasi Araç) "Masistalar"ın ( "Machistalar" demek daha doğru) ve dolayısıyla onun lideri kabul edilen Evo'nun da siyasi yenilgisi anlamına geliyordu. Dahası yeni iktidar Evo ile hesaplamak istiyordu. Bu nedenle hakkında yürütülen dava dosyasını raftan indirip hakkında tutuklama kararı çıkarttılar. Evo kararı tanımadığını açıklayıp sosyal isyanın arkasına sığındı. Çünkü bir pedofili suçlusu olarak mahkum edilmek istemiyordu. Bilakis mevcut sosyal isyanın lideri olarak anılmak istiyordu. Ancak zamanlaması son derece akıllıcaydı. Ve o bu durumu bilinçli olarak kendi lehine yönetmek istiyordu. Trump sonrası "arka bahçe"nin yeniden dizayn edildiği bu yeni süreçte Bolivya, Peru, Ekvator, Şili, Venezüella, Arjantin, Paraguay, Honduras ırkçı faşist hükümetlerin kontrolüne geçti.

Endüstriyel tarım yanında petrol , Nikel ve uranyum yatakları yeni kolonyalizme , vahşi Madencilik şirketlerine imtiyaz verecek düzenlemeler için o eski Condor planı* yeniden uygulamaya sokulmak isteniyordu. . MAS 'ın bu plana karşı " vatanı kurtarmak" diye kodladığı gösteriler tesadüf değil aslında. Ancak burada sorun Mas'ın kendi iktidar hesapları ve daha öncesinde Evo'nun yüz kızartıcı imajını başka bir şeyle değiştirmek isteğidir.

Ancak süreç nereye evrilirse evrilsin. Bolivya kamu oyunda Evo 'nun imajı hep böyle hatırlanacak. Bu savaş MAS 'ın son iktidar savaşı olacak sanırım. MAS 'ın iktidar hesabı tutacak mı bilmiyoruz ama sözüm ona "sosyalist" iktidar programının tarım oligarklarıyla uzlaşmaya dayalı Neo liberal reformculuktan başka bir şey olmadığını daha önceki iktidar icraatından biliyoruz.

Santa Cruz tarım oligarkları başta Amazon ormanları olmak üzere endüstriyel tarıma dayalı Bolivya ekonomisini kontrol ediyorlardı ve Evo onların bu hükümranlığıyla "iyi geçinmek" dışında bir politika izlememişti. Pandemi döneminin başlarına tekabül eden bu dönemde ben Bolivya'daydım. Amazon ormanlarındaki yangınlar ve yerli halkın Santa Cruz'lu tarım oligarklarıyla mücadelesine tanıklık etmekteydim. O günlerde Amazon yerli kadınlarının La Paz'daki Palacio Quemado başkanlık sarayı önündeki gösteride yaka paca uzaklaştırıldıklarına , taşıdıkları dövizlerin ellerinden alınıp yırtıldığına bizzat tanık oldum.

Ancak bu protesto o gün Bolivya medyasında bir haber değeri bile görmeden geçiştirildi. Yani Evo'nun sözüm ona halkçı, sosyalist hükümeti bir illüzondu sadece. Bütün iktidarlar gibi patriarkal , baskıcı ,sansürcü ve son derece otoriterdi. Bugün bu hareketin beslendiği problemli siyasal geçmiş gözününde bulundurulmaksızın (ne kadar iyi niyetli olsakl bile) hareketin yarın nereye doğru evrileceği konusunda doğru bir tahminde bulunmak mümkün görünmüyor. . Tamda bu belirsizlik ortamında başkan Rodrigo Paz'ın son yaptığı açıklamalar ile yerli halkın mücadelesini ırkçı yakıştırmalar la işaretlemesi sosyal isyanın bileşenleri ile köprüleri attığını gösterdi.

Aktivist Anarko feminist María Galindo, yerli halklar ve harekete geçen kesimlerin “vandal” ve “vahşi” olarak nitelendirilmesinin ardından, devlet başkanından bu gruplara yönelik resmi bir özür yayınlamasını kamuoyu önünde talep etti. Galindo, bu sıfatların ırkçı olduğunu ve bu halkların patates ve kinoa yetiştiriciliğinde görüldüğü gibi derin tarımsal bilgi birikimini ve teknolojisini göz ardı ettiğini belirtti. Ayrıca, kamu altyapısına ve teleferiğe verilen zararın asıl sorumlularının, yürüyüşü meşruiyetini sarsmak amacıyla hükümetin kendisi tarafından işe alınan sızıntılar olduğunu sert bir dille kınadı.

Bu bağlamda aktivist, sosyal liderleri sorumluluk almaya ve şiddet yanlısı kişilerin harekete sızarak hareket adına tahribat yaratmasını önlemeye çağırdı. Aynı zamanda, olağanüstü hal ilan edilmesi veya bir katliam yaşanması tehlikesine karşı uyarıda bulunarak, Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz'ın böyle bir durumdan zarar görmeden çıkamayacağını belirtti.

Galindo, taraflı diyaloglardan kaçınılmasını önerdi ve Devlet Anayasasına saygı konusunda hükümetle derin ve gerçek bir tartışma başlatmak üzere Bolivya İşçi Sendikaları Konfederasyonu (COB), Tupac Katari, Bartolina Sisa ve nakliyecileri bir araya getirecek, kimseyi dışlamayan tek bir komisyon kurulmasını önerdi.Ben bu son paragrafları yazarken sosyal isyanın bileşenleri den yeni bir kararlaştırma açıklandı.

Hükümetin sorunlar7 çözmek yerine gösterileri bastırmak için sıkıyönetim hazırlığı yaptığını açıklayan sözcü şunları dile getirdi:beş departman, Oruro, La Paz, Cochabamba, Potosi ve Chuquisaca, Caracollo belediyesinde "Rodrigo Paz'ın istifasına kadar seferberlikleri onaylayan bir “mücadele paktı” imzaladılar." Örgütler ayrıca protestoları ve köylü sütunlarını hükümet karargahına taşıyabilecekleri konusunda uyardılar ve olağanüstü hal ilan etme veya Silahlı Kuvvetleri sosyal protestoya karşı konuşlandırma girişimlerini reddettiler.

Seferberlikler şimdiden ülkenin farklı bölgelerinde en az yedi kişinin öldüğü, 23kişinin yaralandığı ve 320'den fazla kişinin gözaltına alındığı bir denge kurarken, düzinelerce barikat ve stratejik erişim devam ediyor. Kesintiler 83'e yükseldi ve hepicenter ağırlıklı olarak Cochabamba, Oruro, Potosi'de ve La Paz ve El Alto'ya erişim, yakıt, gıda ve ilaç kıtlığını derinleştiriyor.

Olağanüstü hal olasılığı, Kongre'nin Silahlı Kuvvetlerin iç çatışmalarda kullanımını sınırlayan kuralların değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılmasında ilerleme kaydetmesinin ardından yürürlüğe girmeye başladı. Son zamanlarda sözde ”Eva Copa Yasası" nın yürürlükten kaldırılması, olağanüstü askeri müdahale mekanizmalarını kolaylaştırmanın yolunu açtı ve Yürütmeye daha fazla manevra alanı sağladı. Hükümet diyaloğa öncelik verdiğini savunsa da, farklı bakanlar ablukaların devam etmesi durumunda istisnai önlemlere başvurma olasılığını çoktan açık bırakmışlardır.

Sonuç olarak ,
Eğer sosyal isyanın bileşenleri kendi özgür iradeleriyle farklı bir stratejiye kanalize olurlarsa , bu hareket hak ettiği başarıyı kendi elleriyle gerçekleştirmenin sevincini yaşayacaktır. Umarım buna da tanık oluruz

(*) Condor Planı:Condor Operasyonu ulus ötesi gizli bir operasyondur. Güney Amerika askeri dikta rejimleri tarafından, ABD'nin zımni desteğiyle örgütlenerek, "yıkıcı" sayılan kişilerin ortadan kaldırılmasını amaçladı. . CIA ve kontrgerilla operasyonları olarak da anılan bu operasyonda özel olarak hedef alınan yüzlerce genç muhalif solcu , demokrat,devrimci , anarşist işkence gördü, öldürüldü veya kayıp ilan edildi.Condor Operasyonu, 1975 ile 1983 yılları arasında yaklaşık 50.000 kişinin ölümüne ve 35.000 kişinin kaybolmasına neden olan bir baskı kampanyası yarattı. Paraguay'daki gizli arşivlerinin keşfedilmesiyle 1992'de ortaya çıkan. Condor Operasyonu, Şili'deki 1973 darbesinin ardından doğdu.

Mart 1974 gibi erken bir tarihte, Şili, Bolivya, Arjantin ve Uruguay polisinin temsilcileri, yıkıcı odakların yok edilmesinde işbirliği yapmak için bir araya geldi. Eylül ayında Şili gizli polisi, Arjantin polisinin de yardımıyla, sürgündeki Şilili general Carlos Prats'ın Buenos Aires'te Cumhurbaşkanı Augusto Pinochet tarafından tehdit olarak kabul edilen suikastını organize etti.. 1975 yazında Şili sol partilerinin 119 üyesi kaybedildi. Kasım 1975'te, altı otoriter rejimin (Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Paraguay, Uruguay) yanı sıra Peru ve Venezuela'nınkilerin gizli servisleri, daha az ölçüde, üç bileşeni olan Condor Operasyonu'nu başlattı: belirli kişilerin gözetimi için işbirliği ortak veri tabanı ve bilgi alışverişi. rakipleri kaçırmak, sorgulamak ve ortadan kaldırmak için sınır ötesi operasyon; hedeflenen suikastlar için özel bir ekip oluşturuldu.

Condor Operasyonunun kurbanları arasında Şili eski dışişleri bakanı Orlanto Letelier ve eski Bolivya Cumhurbaşkanı Juan José Torres'i buluyoruz. Yıkıcı sayılan rahipler, öğrenciler ve öğretmenler de 1983'te Arjantin diktatörlüğünün sona ermesiyle operasyon sona ermeden öldürüldü. https://perspective.usherbrooke.ca/bilan/servlet/BMEve/795

CIA 'nin koordine ettiği bu kontrgerilla operasyonlarını Türkiye 'de de yaşadık. 12 Eylül Askeri Cuntasıyla başlatılan operasyonlar da
Araştırmalara göre 12 Eylül Askeri Darbesi'nin toplumsal ve siyasal bilançosu şöyle:

•⁠ ⁠1 milyon 683 bin kişi 'fiş'lendi.

*650 bin kişi gözaltına alındı.

•⁠ ⁠Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

*7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.

*517 kişiye idam cezası verildi.

*259 kişinin idam dosyası Yargıtayca onandı.

*49 kişi idam edildi.

*71 bin kişi 141, 142 ve 163'den yargılandı.

*98 bin 404 kişi 'örgüt üyesi' olmak suçundan yargılandı.

*388 bin kişiye pasaport verilmedi.

*14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

*30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

*300 kişi 'kuşkulu bir şekilde' öldü.

*171 kişinin 'işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlandı.

*14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları 'açlık grevi' sonucu yaşamını yitirdi.

*30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

*1402 sayılı yasa nedeni ile 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.

*1402 sayılı yasa nedeniyle 9 bin 400 kişi kamu görevinden atıldı ya da sürüldü.

*47 yargıç görevden atıldı.

*7 bin 233 devlet görevlisi bölgeleri dışına sürüldü.

*937 film 'sakıncalı' bulunduğu için yasaklandı.

*23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu .

•⁠ ⁠İstanbul'da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.

*13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

*31 gazeteci cezaevine konuldu.

*Gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

•⁠ ⁠Gazetecilere toplam 3 bin 715 yıl hapis cezası verildi.

*300 gazeteci saldırıya uğradı.

*3 gazeteci öldürüldü.

*49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu için imha edildi. Kaynak: Bianet

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?