
Geçtiğimiz günlerde X hesabımdan siyasette yaşanan son gelişmelere ve ana muhalefetteki derin krize dair bazı tespitlerimi paylaştım. Ankara kulislerinin nabzını tutan bu kısa analizler beklediğimden çok daha hızlı ve güçlü bir yankı buldu. Öyle ki tweetlerimin hemen ardından telefon trafiğim bir anda hızlandı.. Eski bir bakan ve üst düzey bir CHP kurmayı ile arka arkaya oldukça hararetli ve ufuk açıcı telefon görüşmeleri gerçekleştirdim. Siyasetin kapalı kapılar ardında bu ihtimalleri ne kadar ciddi bir şekilde tartıştığını gösteren o temaslardan sonra, sosyal medyada paylaştığım bu tabloyu detaylandırarak bir köşe yazısı boyutuna taşımak elzem oldu.
**
CHP’de patlak veren mutlak butlan krizi mahkeme kararlarıyla sarsılan ve genel merkezi polis zoruyla tahliye edilen bir siyasi yapının, tarihi bir kırılma noktasına geldiğini gösteriyor.
Özgür Özel ve beraberindeki yapının adeta CHP Genel Merkez'den atılarak Meclis'e ve sokağa itildiği İzmir Cumhuriyet Meydanı gibi alanlarda kitlelerle buluşarak kayyım gölgesindeki 'atanmış yönetime' karşı meşruiyet mücadelesi verdiği bu sıkışık denklem siyasette kartların yeniden dağıtıldığının en net ilanı..
Özel’in tam da bu fırtınanın ortasında mevcut tüzük değişmeden gerçekleşmesi imkansız olan "Genel başkanı 2 milyon üye seçsin" çıkışı, uygulanabilirlikten ziyade rakiplerinin meydandan kaçtığını göstermeyi hedefleyen taktiksel bir restten ibaret.Bütün bu hamlelerin ve sokaktaki itirazın tek bir okumasını yapabiliyorum, ufukta yeni bir parti hazırlığı var. Bunu 26 Mayıs'ta twit atmıştım.
Şu anki tablo devam ederse Özel, masadan kendi rızasıyla kalkan sabırsız bir figür değil dışlanmış, ötekileştirilmiş ve partisinden koparılmaya zorlanmış bir ‘mağdur’ siyasetçi profili inşa ediyor. 'Biz gidersek parti yüzde 3'lere, 5'lere düşer' söylemi de bu ayrılığın psikolojik ve sosyolojik zeminini hazırlamak ve seçmene satın aldırmak için kurgulanmış durumda.
Bu tablo ve izlenen strateji siyasi hafızalarımızı doğrudan 2002 yılına, Erdoğan ve ekibinin Erbakan gibi köklü bir siyasi markaya karşı yola çıkıp başarması sürecine götürüyor. Siyasetin sıkışmış dengesini temelden sarsacak asıl gelişme tam olarak Özgür Özel'in 'Y-CHP' hamlesi olacaktır. Bülent Arınç'ın tam da bu iklimde yaptığı "Biz yola AK Parti olarak çıkmıştık" hatırlatması, satır araları okunduğunda Özgür Özel'e verilmiş örtülü bir 'kendi partini kur' mesajı olarak okuyorum.
Peki süreç ihraçla sonuçlanırsa ne olacak? Büyük olasılıkla yeni bir parti kurulacak ya da İYİ Parti'ye geçilecek. İşte tam bu noktada Türk siyasetinin yakın geçmişindeki en büyük stratejik hatalardan biri gün yüzüne çıkıyor.
Muharrem İnce’nin siyasi kariyerindeki en belirgin zafiyetlerinden biri olan zamanlama ve stratejik sabır eksikliği, CHP'deki bu tahliye ve kayyım kriziyle tarihi bir boyut kazanmış durumda. Yaklaşık bir yıl önce kurucusu olduğu Memleket Partisi’ni feshedip ana muhalefete dönmesi o dönem bir 'güç birliği' olarak pazarlansa da, bugün Özel’in muhalefet cephesi için kaçırılmış devasa bir fırsatın ve öngörüsüzlüğün tablosudur.
Eğer İnce, kendi partisini kurumsal bir güvenli liman olarak muhafaza etme iradesini gösterebilseydi, bugün yargı kararıyla partisiz bırakılma riski yaşayan Özel cephesi için en rasyonel B planını sunmuş olacaktı. Sokağa inmek zorunda kalan kadroların seçime girme yeterliliği olan hazır, teşkilatlanmasını tamamlamış bir yapıya entegre olması oyun değiştirici bir hamle olabilirdi.Bu senaryo hem iktidarın olası bir baskın seçim planını boşa düşürecek hem de İnce'yi bu yeni siyasi ittifakın ana aktörlerinden biri yaparak ona muazzam bir kaldıraç sağlayacaktı.
Ancak Muharrem İnce, köprüleri erken yıkarak sadece kendi siyasi hareketini sonlandırmakla kalmadı, aynı zamanda Özgür Özel muhalefetinin en ihtiyaç duyduğu anda kullanabileceği kurumsal bir can filikasını da kendi elleriyle batırmış oldu.
Siyasetin yeni bir yola girdiği bu günlerde asıl belirleyici olan kimin haklı olduğundan ziyade krizi kimin yöneteceğidir. Filikalar yakılmış olsa da, sokağa taşan bu enerjinin siyasette 2002 benzeri yeni bir dalga yaratması artık kaçınılmaz görünüyor ancak aynı senaryo tutar mı tartışılır..



