BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,9153 0,14%
EURO
53,4834 0,06%
GRAM ALTIN
6.659,57 -0,42%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
111,39 0,41%
BITCOIN
73.387,00 -0,34%
GBP/TRY
61,8475 0,19%
EUR/USD
1,1651 -0,07%
BRENT
93,01 2,07%
ÇEYREK ALTIN
10.888,40 -0,42%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
22 °

SAVAŞLARLA GELEN EKOLOJİK SOSYAL YIKIM

Sadık Çelik yazdı

Gezegenin göbek bağı olan ekosistem, insanın savaşa ilişik endüstriyel barbarlığının bir sonucu olarak artık hiçbir konuda yaşam sağaltamayacak hale gelmiş durumda.

Savaşlar geride yıkık şehirler ve yerlerini yurtlarını kaybetmiş halklar bırakır, ama aynı zamanda ölü topraklar, kirlenmiş nehirler, yanmış ormanlar ve verimsiz tarlalar bırakır. Doğal afetler su veya toprak için rekabeti körükledikçe ve savaş ekosistemleri yok ettikçe yeni bir kısır döngü başlar. Yaşadığımız doğal çevre, küresel güvensizliğin hem kurbanı hem de taşıyıcısı haline gelir. Tıpkı 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Amerikan militarizminin Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombasının yarattığı korkunç ekolojik yıkım gibi.

Atom bombasının atılmasından sonra Hiroşima’da 140.000 kişi, Nagazaki’de ise 80.000 kişi hayatını kaybetmiş; kalıntı radyasyonla birlikte atom bombasının kendi enkazı, patlamanın yüzeye yakınlığına göre toprak, su gibi yüzeyde bulunan materyaller yükselen bulut tarafından emilerek bir serpinti oluşmasını sağlamış ve bu serpinti ile birlikte biyoçeşitlilik uzun yıllar radyasyon etkisi altında kalmıştır. İnsanlığın kendi ekosistemine karşı işlediği bu ilk nükleer cinayetin 80. yılında gezegenimiz, insanın bu akıl almaz, dehşet verici kusurlarını onarmak yerine yeni nükleer cinayetlerin kapısını aralamaya devam ediyor.

Bir savaş stratejisi olarak ekolojik yıkım: Vietnam ve Körfez savaşları...

Savaşın yok ettiği ekolojik yıkıma en çarpıcı örnek, işgalci Amerikan ordusunun ekolojik yıkımı bir savaş stratejisi olarak gerçekleştirdiği Vietnam’dır. 2,2 milyon hektar orman ve tarım arazisi bombalama, mekanik temizleme, napalmlar ile çoraklaştırıldı. Vietkong güçlerinin sakladığı 1,5 milyon hektar (ki bu Güney Vietnam’ın %10’u) orman ve ekili alanları yok etmek için 72 milyon litre (55 milyon kilo) herbisit kullanıldı. “Portakal Gazı” adı verilen bu maddenin içerdiği dioksin şu anda bile bitkiler, yiyecekler, vahşi hayat, insan sütü ve yağ dokusunda bulunmaktadır. Bu müthiş ekolojik yıkımın etkileri hâlâ tam anlamıyla giderilmiş değil.

Körfez Savaşı sırasında ise yaklaşık 1.300.000 metreküp ham petrol, ABD donanmasının yaklaşmasını önlemek için Kuveyt limanlarından Basra Körfezi’ne salındı. Yaklaşık 30.000 deniz kuşu bu olayda yok oldu. Ayrıca mangrov ağaçlıklarının yaklaşık yüzde yirmisi, mercan kayalıklarının yüzde 50’si ve diğer pek çok deniz canlısı etkilendi, yüzlerce mil deniz şeridi kirlendi. 2010’da yapılan araştırmaların sonucu, bölgede bulunan gelgit düzlüklerinin 30-40 cm derinliğinde hâlâ bu petrolün bir kısmını tuttuğunu ve artık biriken petrolü çıkarmanın herhangi bir yolu olmadığını gösteriyor. Koylar petrolle tıkandı; 15.000 km Mezopotamya sulak alanı yok oldu, on binlerce kuş öldü, birçoğu petrolün kalıcı etkilerine maruz kaldı; yüz binden fazla perdeli ayaklı ve göçmen kuşun beslenme alanı zarar gördü, karideslerin sayısı savaş öncesinin %1’ine düştü.

Bugün de balistik füzelerle sürdürülen bu kontrolsüz güç savaşları gezegenimizin biyolojik varlıksal geleceğini tehdit ediyor.

Afganistan, Irak, Ukrayna, Suriye, Gazze, Rojava, Yemen, Venezuela ve şimdi İran, İsrail ve savaşın harap ettiği bereketli Ukrayna toprakları.

Ukrayna, 24 Şubat 2022’den bu yana Rusya tarafından başlatılan tam ölçekli bir saldırı altındadır. Savaş, etki alanındaki bölgelerde bitki örtüsü üzerinde büyük ve olumsuz bir etki yaratmıştır. Savaştan etkilenen Ukrayna’nın en ormanlık üç ilgi alanında (AOİ), bunlar Harkiv ile Luhansk şehirleri arasında kalan ormanlar (AOİ “Doğu”), Dinipro Nehri deltasındaki ormanlar (AOİ “Herson”) ve Çernobil Yasal Bölgesi’ndeki ormanlardı. Savaştan önce orman kaybı ağırlıklı olarak ağaçlık alanların ağaçsız örtüye dönüşmesinden kaynaklanıyordu. Çatışmanın patlak vermesinden sonra ise toplam orman kaybı alanı iki katına çıktı. Özellikle yanmış ormanların oranı %34’e yükseldi, bu da askeri operasyonların orman ekosistemi üzerindeki ciddi etkisini ortaya koydu. (…) Gazze’de 2023’ten bu yana ağaçların %97’si, çalıların %95’i ve yıllık mahsullerin %82’si yok oldu; atık sular da kirlenmiş durumda.

Suriye’de Kakhovka Barajı’nın yıkılması 600 kilometrekareden fazla araziyi sular altında bıraktı. Sahel ovalarından Afganistan platolarına kadar su kıtlığı, mahsul kayıpları ve orman yangınları kitlesel göçlere ve yeni rekabetlere neden oldu.

Elma kokusu ile gelen Halepçe katliamı...

Şubat - 16 Eylül 1988’de Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinde Irak devletinin ordusu tarafından başlatılan operasyonda kullanılan (hardal, sarin ve VX gazları içeren) kimyasal bombalar 12.000 Kürt’ü (etnik soykırımla) katlederken çok sayıda hayvanın ölümüne de yol açmıştır. Bu savaşta Kürt bölgelerinde yaşayan çok sayıda insan katledilmiş ya da başka ülkelere sığınmak zorunda bırakılmıştır. Grozni’de, Halep’te, Gazze’de, Yemen’de ve hâlen Ukrayna’da ve İran’da yaşandığı gibi savaş şehir ve kırsal bölgelerin ekosistemlerine ağır bir bedel ödetiyor. Kent merkezleri birbirine bağlı altyapı sistemlerine bağlıdır. Örneğin bir enerji santrali tahrip edildiğinde öncelikle suya ve sağlık sistemlerine zarar vermektedir.

Son savaş, Ukrayna’nın en büyük mülteci krizini oluşturuyor. 44 milyon insanının üçte ikisi Kiev, Harkiv, Herson ve Mariupol gibi şehirlerde yaşıyordu ve iki hafta boyunca bu şehirlerde sürekli bombardıman yaşandı. 11 Mart’a kadar Birleşmiş Milletler, 2,5 milyon sivilin Ukrayna’dan kaçtığını ve Rus işgalinin ülke içinde 6 milyon insanı daha yerinden ettiğini bildirdi. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın en büyük mülteci krizlerinden biridir.

Ekosistemle olan hayati ilişkisini yüzyıllar boyu savaşlara ve endüstriye dayalı sömürgeci baskı sistemleri ile tahrip eden insanlık, ekolojik felaketlerle birlikte endüstriyel uygarlığında da sürekli değişen, dönüşen ve giderek tanımlanamayan toplumsal ilişkiler yarattı. Örneğin Avrupa-Amerika dünyasında kökten azalan fabrika sistemi, sanayi işçilerinin geleneksel sınıfsal konumu başta olmak üzere farklı özellikler gösteren başka bir toplumsal süreci ortaya çıkardı. Bu yeni çağın kendine özgü en belirgin toplumsal ve sınıfsal özelliği, fabrikalarda çalışan işçiler ile diğer alt sınıflar arası ilişkilerde kendini gösterdi.

Endüstri devrimi denilen ve esas olarak 2. Dünya Savaşı sonrası kontrolsüz, sıçramalı kapitalist ilerlemeyi karakterize eden otomotiv, nükleer enerji, bilgisayar ve bugün en baskın sömürü ve kontrol sistemi silahına dönüşen mikroelektronik teknoloji ile birlikte alt sınıfların gerek birbirleri ile olan sistem ilişkisel konumları gerekse geleceğe dair kaderleri birbirlerinden ayrılamaz bir ortaklığa evrildi. Dolayısıyla 20. yüzyılın toplumsal döngüsünden farklı olarak 21. yüzyılda kapitalizme karşı mücadelenin özneleri fabrikadan, sendikadan ve proleter yönelimden ziyade insanlık olarak başından beri ihlal ettiğimiz ve içinden çıkılmaz hale getirdiğimiz “ekolojik-toplumsal ilişki”ye göre yeni baştan ele alınması gerekiyor. Çünkü toplumsal değişimlerin itici iradi gücü olan insanın biyolojik, ruhsal, sosyal, kültürel, politik toplumsal serüveni ona ezeliyetle eşlik eden ekolojik dünyadan bağımsız değil.

Bugün dünyamızın ekolojik parametresine baktığımızda insanın ekosistem üzerindeki tahakkümü, gezegeni hiç de iyimser olmayan bir geleceğe doğru sürüklüyor. Atmosferik eşiğin aşılması, buzulların erimesi, doğal habitatların parçalanması, bozulması ve endemik bitki-hayvan çeşitliliğinin yok edilmesi, iklim değişikliği, salgınlar ve savaşlar, nükleer silahlar, nükleer santraller…

Bütün yaşamı tehdit eden bu unsurlar, insanlığın ekosistemlerin ekolojik esneklik kapasitelerini aştığına işaret etmektedir. Bu eşik, ilgili varyantların karmaşıklığı nedeniyle belki kesin olarak tahmin edilemez ama insanın karşıt ekobiyografisinden gelen zararlı potansiyel müdahaleciliği veya vurdumduymazlığı devam ettiği sürece her an “domino etkisi” ile büyük bir yok oluşla yüzleşebiliriz.

(Devam edecek)

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?