BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,9137 0,13%
EURO
53,4834 0,06%
GRAM ALTIN
6.678,12 -0,14%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
111,78 0,76%
BITCOIN
73.755,00 0,16%
GBP/TRY
61,8463 0,19%
EUR/USD
1,1648 -0,09%
BRENT
93,00 2,06%
ÇEYREK ALTIN
10.917,35 -0,16%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
20 °

Savaşın kokusu geldiğinde komşu ülkeler ne hisseder?

beyza efe

Ortadoğu’da barut kokusu yeniden havaya karıştı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik sürpriz hava saldırılarıyla başlayan çatışma, 19. gününe girerken hâlâ sönmedi. Tahran’dan fırlatılan balistik füzeler Tel Aviv’i vuruyor, Körfez ülkelerindeki ABD üsleri hedef alınıyor, Lübnan’da yeni cepheler açılıyor.

İran’ın üst düzey isimleri – Ali Hamaney’den Ali Laricani’ye – birer birer kaybediliyor, misillemelerle yüzlerce sivil can kaybı veriyor. Ve biz, komşu ülke olarak, bu ateş çemberinin hemen kıyısında duruyoruz.

Türkiye’nin jeopolitik konumu, her zamanki gibi hem avantaj hem değil. 534 kilometrelik İran sınırı, İncirlik’teki NATO üsleri, Hatay semalarında etkisiz hale getirilen İran füzelerinin parçaları… Bunlar artık soyut harita işaretleri değil; somut bir tehdit. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iftar sofralarından Meclis kürsüsüne uzanan açıklamaları net: “Bölgemiz ateş çemberine sürüklenme riskiyle karşı karşıya.” Diplomasiye çağrı yapıyor ama aynı anda “kapalı kapılar ardında Türkiye’ye karşı tuzaklar kuruluyor” diyor.

İsrail’in “Büyük İsrail” hezeyanları, Netanyahu’nun kışkırtmaları, İran’ın misillemelerinin yayılması… Hepsi bir araya gelince, vatandaş için soru aynı: “Bu sefer sıra bize mi geliyor?”

Savaşın kokusu, sadece füze sirenleriyle gelmiyor. O koku, market raflarındaki zamlarla, akaryakıt kuyruklarıyla, gençlerin “geleceğimiz ne olacak ” diye sorduğu gecelerle yayılıyor. Adana’da, Hatay’da, Van’da yaşayanlar için İran sınırı artık uzak bir coğrafya değil; birkaç saatlik mesafe. Bir füze saparsa, ya da göç dalgası başlarsa? Suriye’den kalan yaralar hala kanarken, yeni bir milyonlarca insanlık dramı kapıda. Avrupa’da bile “İran’dan göç dalgası” korkusu konuşulurken, biz doğrudan ateş hattındayız.

Bir yanda “bölgede yeni savaş istemiyoruz” diyen resmi söylem, diğer yanda sosyal medyada dolaşan “İsrail İran’ı bitirirse sıra bizde” paylaşımları. İnsanlar yoruldu. Gazze’den, Ukrayna’dan, Suriye’den akan görüntülerden yoruldu. Artık “başka coğrafyada oluyor” deme lüksü kalmadı çünkü o coğrafya kapımıza dayandı.

Analiz yapmak kolay ABD-İsrail ittifakı İran’ın nükleer programını ve füze kapasitesini hedef aldı, Tahran misillemeyle Hürmüz Boğazı’nı tehdit ediyor, petrol fiyatları fırlıyor, küresel ekonomi sarsılıyor. Ama analizler insanın içindeki o titreşimi açıklamıyor. Komşu ülkelerin hissettiği, “Biz de bir sonraki hedef olabiliriz” duygusu. Ürdün, Suudi Arabistan, Katar, BAE… Hepsi aynı tedirginliği yaşıyor. Türkiye’nin farkı, hem NATO üyesi olması hem de İran’la tarihsel bağları, hem de İsrail’le gerilimli ilişkileri. Bu denge, bizi hem korunaklı hem kırılgan kılıyor.

Erdoğan’ın “ateş çemberi” ifadesi tesadüf değil. Diplomasi çağrısı yaparken bile, “iç cepheyi güçlendirme” diyor. Savaş sadece orduların değil; toplumların da sınavı. Enflasyonla boğuşan, geçim derdi çeken bir halk, bir de savaş korkusuyla karşı karşıya kalırsa ne olur? İşte o zaman “iç cepheyi güçlendirme “sadece bir temenni olmaktan çıkar; hayatta kalma meselesi haline gelir.

Belki de en acı soru şu: Bu savaş bitecek mi, yoksa sadece bir ara mı verecek? İran rejimi ayakta kalırsa, misillemeler devam eder mi? ABD ve İsrail “işi bitirdik” derse, bölge gerçekten istikrara kavuşur mu? Yoksa yeni vekil savaşlar, yeni rejim değişiklikleri, yeni göç dalgaları mı bekliyor bizi?

Savaşın kokusu geldiğinde, komşu ülkeler olarak hepimiz aynı şeyi hissediyoruz: Çaresizlik karışmış bir öfke, umutla karışık bir yorgunluk.

Hürmüz’den Ankara’ya: krizlerin ortasında bir ülke

Dünya bir kez daha aynı dar boğaza sıkışıyor: enerji, güç ve hesaplaşma. Hürmüz Boğazı’nda yükselen tansiyon yalnızca bölgesel bir gerilim değil; küresel ekonominin nabzını tutan bir fay hattının yeniden kırılma ihtimali. İran ile İsrail arasındaki gölge savaşın görünür hale gelmesi, ABD’nin bu denkleme yeniden ağırlık koyması ve her hamlenin petrol fiyatlarından diplomatik dengelere kadar zincirleme etkiler yaratması… Tüm bunlar olurken, Türkiye tam ortada duruyor.

Ama soru şu: Sadece coğrafi olarak mı?
Hürmüz’de bir kriz patlak verdiğinde ilk etkilenen hatlardan biri enerji olur. Türkiye ise enerji koridoru olma iddiasıyla hareket eden, ama aynı zamanda dışa bağımlılığı hâlâ yüksek bir ülke. Bu çelişki, jeopolitiğin romantik anlatımıyla gerçekler arasındaki mesafeyi açıyor.

İran-İsrail gerilimi tırmandıkça, Türkiye’nin denge politikası daha da zorlaşıyor. Bir yanda bölgesel ilişkiler, diğer yanda Batı ile bağlar. Bir yanda ekonomik kırılganlık, diğer yanda diplomatik iddia. Ankara’nın attığı her adım, sadece dış politikayı değil, iç ekonomiyi de doğrudan etkiliyor. Çünkü artık diplomasi yalnızca masada yürümüyor; akaryakıt fiyatlarında, raflardaki etiketlerde ve vatandaşın cebinde hissediliyor.

ABD’nin bölgeye her müdahalesi, satranç tahtasında yeni bir oyun kuruyor. Ancak bu oyunda piyon olmakla oyuncu olmak arasındaki fark giderek daha belirleyici hale geliyor. Türkiye’nin sorunu tam da burada başlıyor: Stratejik konum bir avantaj olabilir ama strateji yoksa sadece bir yük haline gelir.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Sefa Öztürk 20.03.2026 18:50

Dedikleri ve bakış açıları tamamen doğru. Her kesimden vatandaşın kafasında çeşitli sorular ve endişeler mevcut. Tek çözüm ise tam bağımsız Türkiye. Tam bağımsızlık olmayınca, herhangi bir ülkeden şantaj ve baskı yeme ihtimali gündeme geliyor. Erdoğanla ise ne yazık ki tam bağımsızlık çok zor hatta imkansız

Yanıtla