
Bugünün, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ve yakın ekibi açısından siyasi serüvenlerinde net bir "kırılma günü" olarak tarihe geçeceğini düşünüyorum.
Şu anda parti içinde ve yakın medyada adeta bir zafer edasıyla kutlanan, gövde gösterisi gibi sunulan grup toplantısı hamlesi, rüzgarı arkasına almış gibi görünse de aslında çok ağır sonuçlar doğurmaya gebe bir siyasi manevradır.
Bu ağır faturanın ilk sinyallerini MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bugün yaptığı o çok kritik açıklamalarda net bir şekilde görebiliyoruz. Siyasetin satranç tahtasında aylardır Bahçeli’den "farklı bir sinyal" bekleyen, ittifak içi bir esneklik arayan kesimler, nedense bugünkü tavizsiz uyarıları görmezden gelmeyi tercih ediyor.
Bahçeli, Özel'in hamlelerinin ardındaki asıl motivasyonun "parti içi iktidarı korumak" olduğunu devlet aklının diliyle şu sözlerle ifşa ediyor:
"Sayın Özgür Özel'e tavsiyemiz şudur: CHP'nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi yarışı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir."
Bu sözler, basit bir siyasi polemikten ibaret değil. Türkiye'nin yakın tarihi Gezi Parkı süreci ve 15 Temmuz gibi iki büyük travma barındırıyor. Bu süreçlerin ardından Türkiye'de kurulan mevcut sistem, sokak hareketlerine veya Meclis çatısı altında çıkartılacak fiziki kaoslara karşı devasa, kurumsal bir "alerji" geliştirmiştir. Siyasetin sınırlarını belirleyen bu kırmızı çizgiyi okuyamayanlar tarihi hatalar yapıyor. Bahçeli'nin hemen ardından gelen şu sert uyarısı, tam da bu refleksin bir dışavurumudur
"Motoru yakmadan, direksiyonu kilitlemeden, yoldan büsbütün çıkmadan bu gidişata bir an evvel nizam verilmelidir."
Bu "motor yakma" metaforu, sokağı ve meydanları bir siyaset aracı olarak kullanmanın sistem nezdindeki yıkıcı maliyetine işaret eden son derece net bir dur ihtarıdır.
Aylar önce Özgür Özel, muhalefetin dozunu artırmak adına "Sokaklara çıkarız" çıkışını yaptığında, bunun siyasi kariyerinin en büyük hatası olduğunu dile getirmiştim. Görünen o ki, Özel ve ekibi bu hatadan dönmek bir yana, bu stratejiyi büyüterek devam ettirme kararı almışlar.
Bahçeli'nin "iç gerilimi meydanlara taşımayın" uyarısı ile eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı çıkış arasındaki paralellik ise siyaseten son derece dikkat çekici. Kılıçdaroğlu'nun şu sözleri, devletin yukarıda bahsettiğim o "sokak alerjisine" içeriden verilen bir yanıt niteliğinde:
"Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz!”
Kılıçdaroğlu'nun bu sert uyarısı, sadece parti içi bir rekabetin yansıması değil, aynı zamanda "sokak ve kaos" söyleminin CHP'yi sistemin gözünde nereye konumlandıracağına dair bir itirazdır.
Özgür Özel ve ekibi, anlık alkışların ve grup toplantılarındaki yüksek desibelli sloganların cazibesine kapılıp, hem iktidar bloğundan hem de kendi partisinin önceki liderinden gelen bu net uyarıları kulak ardı ediyor. Türk siyasetinin yazılı olmayan bu katı kurallarını ihlal etmenin faturası, kapalı kapılar ardındaki "zafer" illüzyonunu çok yakında yerle bir edecektir.



