
Uzun zaman önce, cahillikle at başı giden otoriterleşme ve yabanlaşmanın toplumsal yansımaları üzerine bir film senaryosu yazmak fikrim vardı.
90’ların başında dünyada tartışılan “post-modernizm”, “küreselleşme” gibi kavramların felsefi tellallığını yapan post-yapısalcılar Jacques Derrida, Jean Baudrillard’ın başını çektiği “ekip” öncelikli olarak “ulusal birlik” kavramını hedef almışlardı.
“Mutlak gerçek yoktur”, “büyük hikaye çağı sona erdi”, “tarihin sonundayız”, “dilsel, kültürel ve toplumsal sistemler kesinlik içermez”, “anlamsallık değişkendir ve karşıtlarıyla tedricen ve yeniden anlamlandırılır” ve benzeri argümanlarla çağımızın tüm değerlerinin boşa çıkarılması görevini üstlendiler.
Diyebilirim ki, emperyalist kapitalizmin tarihteki bu en büyük “entelektüel” operasyonu küreselcilik eliyle, tüm dünyadaki eğitimli insanların dejenerasyonuna yol açan bir sürecin de işaret fişeği oldu.
Ahlaki kriterlerin yok olduğu, şiddetin, paranın ve iktidar gücünün toplumsal ilişkilerin zirvesini işgal ettiği bir dünyaya işte bu “her şeyin hiçbir şeye dönüştürüldüğü” felsefi zorlama ile freni patlamış bir otomobil içinde gönderiliyorduk!
Bu gözlemlerimi bir sinema filmi senaryosuna dönüştürmek üzerine planlar yaparken, aklımda bir tek film ismi vardı: “Barbarları beklerken”!
***
“Barbar” kelimesinin kökeni, dünya dil tarihindeki en ilginç ve en şaşırtıcı hikayelerden birisi için örnek gösterilebilir.
Kelimenin kökeni, Antik Yunancadaki “barbaros” (βάρβαρος) sözcüğüne dayanır. Antik Yunan döneminde, yabancıların çıkardığı sesler “bar-bar-bar” şeklinde algılanıp tanımlanırdı.
Açıkçası, o dönemde “Barbaros” da, kelime anlamıyla “kekeleyen, anlaşılmaz bir dilde konuşan, yabancı” demekti.
Homeros’un, İlyada destanında Karyalılar için kullandığı “barbarophonos” ifadesi bu anlamdadır.
Yani, bu dönemde kelime henüz bir “vahşet” veya “kaba zorbalık” gibi anlamlar içermiyordu, sadece “Yerli (Yunan) olmayan-yerli dilde (Yunanca) konuşmayan” herkesi tanımlamak için kullanılan kavramsal bir içeriğe sahipti.
Kelimeyi Yunanlılardan “ödünç alan” Romalılar ise, “Barbar” kelimesini Roma imparatorluğu sınırları dışında yaşayan herkes için kullandılar.
Böylece kelime kavramsal dönüşüm geçirdi. “Ait olmayan”a karşı tehdit algısını güçlendirdi ve devam eden süreçte kelimeye tedricen “yıkıcı, kaba zorba, medeniyetsiz ve acımasız” anlamları yüklendi.
Etimoloji biliminde, kelimenin Kuzey Afrika’daki “Berberi” topluluğunun ismiyle bir köken bağı olduğu da dikkate alınır.
Ancak, bu noktada da, Berberi isminin Kuzey Afrika yerli halkının kendi kendilerine verdikleri bir ad değil, dışarıdan yakıştırılmış bir isim olduğunu belirtmek gerekir. Kuzey Afrika’yı işgal eden Romalılar buradaki yerli halkı “barbarus” olarak isimlendirmişlerdi.
Dipnot bilgisi olarak şunu da ekleyeyim: Kuzey Afrika’nın bu kadim yerli halkı, aslında kendilerine “Amazigh” demektedir. Bu kelime kendi dillerinde “özgür insanlar” veya “asil insanlar” anlamına gelir. Konuştukları dile de “Tamazight” adı verilir.
* * *
Tarihsel konteksti içerisinde “zorbalık uygulayanlar, zorbalar” olarak anlamlandırılan barbarlar, günümüzde zorbalığı entelektüel, yani düşünsel alana da yaymış durumdalar.
Modern dünyada barbarlık, artık sadece kaba kuvvet, yıkım veya fiziksel istila ile sınırlı değil.
Barbarlık teknolojinin, bürokrasinin ve küreselleşmenin arkasına gizlenmiş, daha rafine ve sistematik biçimlerde karşımıza çıkıyor.
Günümüz dünyasında barbarlığı görsel, yazınsal veya düşünsel olarak somutlaştırmak gerekiyor.
Yalanla, saptırma ile, anlam bozumu ile, yanlış yönlendirme ile, tahrifat ile, yani düşünsel zorbalıkla toplum ve birey, “onların” istediği gibi düşünmeye, davranmaya ve karar almaya itiliyor.
Sosyal medyada bir insanın hayatını, itibarını ve psikolojisini hedef alan organize kitle hareketleri, modern dünyanın “meydan ateşi” oldu. Klavyeler birer silaha, algoritmalar ise bu nefreti büyüten araçlara dönüştü.
Son dönemlerde sıklıkla tanık olduğumuz, bireyin en mahrem alanlarına yönelik “veri madenciliği”, yapay zekâ izleme sistemleri ve kameralarla şantaj yapılacak “malzeme”lerin bireyin rızası dışında ele geçirilmesi, insanın ruhsal bütünlüğüne yönelik modern zorbalıktan başka bir şey değildir.
Öte yandan, beton yığınlarının arasında kalmış son yeşil alanların rant hırsına talan edilmesi, kuruyan nehirlerin ve yok olan hayvan türlerinin ortasında, maden sahaları için asırlık ağaçların, doğanın katliama uğratılması insanlığın yaşam kaynaklarına yönelik saldırganlık da açık barbarlık göstergeleridir.
- yüzyılda görüyoruz ki, barbarlık artık “kendi medeniyetini” inşa ederken, sadece kaba şiddeti, kılıç zorunu kullanmakla kalmıyor.
Hatta, ondan çok daha etkili olarak insan ilişkilerini, düşünme tarzını, karar alma sistemlerini ele geçirerek bir anlamda “barbarlar medeniyeti” kuruyor.
* * *
“Modern” barbarlık düzeninde bilim ve teknoloji insanı köleleştiren, doğayı sömüren, tüm evreni “kâr meydanı”na dönüştürüyor.
Halbuki, Alevilik Bektaşilik için evren “ar meydanı”dır.
“Hayat denilen kavga”da amacımız, “insan-ı kâmil” mertebesine ulaşmak için çabalayarak, 4 kapı ve 40 makamı tamam etmektir.
Hacı Bektaş Veli’nin akla, ilme ve felsefeye verdiği öncelik, günümüzün manipülatif bilgi kirliliği ile var olabilen “post-truth / hakikat sonrası çağ”a karşı bireysel ve toplumsal yolculuğumuzda önemli bir rehber olabilir.
Örneğin, rasyonel aklı önceleyerek, “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” düsturu rehberliğinde, inancın dogmalardan sıyrılarak ilimle yürütülmesi, modern dünyanın dijital manipülasyonlarına ve kitle algı yönetimlerine karşı da bireysel bir uyanış ve eleştirel düşünce kalkanı sağlar.
Çünkü, “modern barbarlığın” insanı ve toplumları hedef alan tüm saldırılarının temel amacı, güncel teknolojilerin yardımıyla manipülasyonlar, tahrifatlar, sapkınlıklarla yaratılan algı yönetimleri aracılığı ile sağlanan “gerçeklik kaybı” üzerinden beyin kontrolünü (devamında bütün bir toplumu) ele geçirmektir.
Bugünün dünyasında barbarlık, sahte bir “bireysel özgürlük” şiarıyla sınır tanımayan tüketim, hırs ve başkalarının hakkını gasp etme rasyonalizasyonuyla işlerken, klavyelerin arkasına saklanarak yapılan dijital linçler, tam bir “dil barbarlığı”na da zemin hazırlar.
Buna karşılık, “eline, diline, beline sahip olmak” ilkesi, ahlak kuralı olmasından öte, bireyin başkasının emeğine/doğaya nasıl yaklaştığından (el), sosyal medyada ne yazdığına (dil), ve kendi arzularını nasıl yönettiğine (bel) kadar uzanan evrensel bir öz-denetim mekanizması işlevini görür.
Bu “düstur”, kurumsal ve toplumsal çürümeye karşı bireyden başlayan bir ahlaki barikat yaratır.
Aynı şekilde, etnik ve inanç temelli ayrımcılıkların ve ötekileştirmenin küresel egemenler tarafından bir yönetim enstrümanı olarak kullanılmasına da Horasan Erenlerinin mirasını takip eden Hacı Bektaş Veli etkili bir önerme de bulunur.
Kanaatimce, “72 millete aynı gözle bakma” öğretisi, küresel hegemonyanın dayattığı nefret söylemine ve kültürel çatışma tezlerine karşı radikal bir hümanizm ve barış manifestosudur.
Bu noktada, değinmek gereken Hacı Bektaş Veli’ye ait en önemli düsturun “İncinsen de incitme” emrinin olduğunu düşünüyorum.
Evet, bu ilke hayatta ve “insan kalmanın” emridir.
Bu emir, çok kez yanlış anlaşıldığı şekilde, edilgen bir boyun eğme değildir. Tersine, kötülüğün döngüsünü kendi içinde eritme ve şiddetsiz direnişin boyun eğmeyen gücüdür.
Bireyin, vicdanını modern dünyanın kaba ve hoyrat hissizliğine teslim etmemesini sağlar.
Elbette ki, Alevilik-Bektaşilik inancı ve öğretisinin kendisini “zaman ötesi” ve evrensel kılan en önemli gücünü “rızalık kültürü” oluşturur.
- İmam Rıza aracılığı ile Horasan’da yayılarak insani ve toplumsal ilişkilerin temel şartına dönüşen “rızalık kültürü”, bugünün bencil insanına “topluluk olma” bilincini yeniden hatırlatarak, insanın insanla ve doğayla rızalık içinde yaşayarak sürdürülebilir bir yaşam felsefesi edinmesini sunar.
Hacı Bektaş Veli’nin öğretisini ve Horasan Erenleri’nin mirasını 21. yüzyılda emperyalizmin kışkırttığı barbarlığa karşı küresel bir inançsal ve kültürel savunma hattına nasıl dönüştürebiliriz?
İşte, cevabını bulmamızı bekleyen asıl “soru” budur.




Grekçe(Yunanca)’da ;
(B), harfi yoktur.(MP),(B)okunur..
(B,harfi,(V)okunur…
Saygılarımla…