
Kaan Sekban kimdir, ne iş yapar bilmem ancak yaptığı açıklamayı şöyle bir izlediğimde meselenin onun şahsından ziyade çok daha derin ve köklü bir hazımsızlığın dışavurumu olduğunu net bir şekilde gördüm.
Yıllarca bu ülkenin kültürel iklimini kendi dar kalıplarıyla, tek başlarına belirlemeye alışmış olanların, oyunun kuralları değiştiğinde nasıl bir hezeyana kapıldığının özetidir o hezeyanlar. Aslında bu kibirli linç kültürü ve itibar suikastleri yeni bir icat değil.
TGRT’nin televizyon yayıncılığına başladığı ilk yılları, o dönemi yaşayanlar iyi hatırlar. Dini hikayelerin ve tarihi şahsiyetlerin küçük TV filmlerine pırıl pırıl uyarlandığı, ancak bugünkü gibi devasa bir dizi sektörünün henüz ortada olmadığı yıllardı.
O dönemde Yeşilçam, oyuncularının TGRT yapımlarında yer almasına kesin bir ambargo koymuştu. Kanalın yapımcıları, figüranlarla ve sektöre yeni adım atmış acemi oyuncularla bir varoluş mücadelesi veriyordu.
Ta ki rahmetli Yılmaz Köksal bu mahalle baskısını kırıp kanalla çalışmaya başlayana dek... Köksal’ın o dik duruşu ve attığı adım, kanal koridorlarında adeta bir Anthony Quinn transferi coşkusuyla karşılanmıştı.

Zaman aktı, dizi sektörü devasa bir endüstriye dönüştü. Ancak değişmeyen tek şey milli sanatçılara ve bu toprakların değerlerini yansıtan yapımlara uygulanan boykotun şiddetlenerek devam etmesi oldu. "Kültürel iktidar" kavramı tam da bu tekelci zihniyetin bir tezahürü olarak lügatimize yerleşti.
Son yıllarda ise sektörde adeta sessiz bir devrim yaşanıyor. Tabii platformunun piyasaya güçlü bir giriş yapması ve eskiden el üstünde tutulan o malum muhalif sanatçıların artık yegane alternatif olmaktan çıkması, yılların getirdiği dengeleri altüst etti.
İşte o videoda ve benzerlerinde şikayet edilen durumun temelinde yatan kuyruk acısı tam olarak budur. Kendilerince TRT ve Tabii yapımlarında yer alan oyuncuları küçümseyerek eski günlerdeki gibi bir baskı kurmaya çalışıyorlar.
Yıllar önce Yılmaz Köksal’a reva görülen muamelenin bir benzeri, geçmişte Payitaht Abdülhamid oyuncularına yapılmıştı. Bugün ise aynı itibar suikasti Ahmet Kural’a, Timuçin Esen’e, Yıldız Çağrı Atiksoy’a ve daha nice kıymetli isme karşı sergileniyor.
İkiyüzlülük ise tam bu noktada başlıyor. Bugün sırf Tabii platformunda oynadıkları için "yeteneksiz" ilan edilmeye çalışılan bu isimler, düne kadar aynı çevrelerin yere göğe sığdıramadığı yıldızlardı. Mesela Timuçin Esen... Müslümfilmindeki performansı haftalarca övüldü, Hekimoğlu dizisiyle fenomen ilan edildi. Ancak Tabii’de ekrana çıkınca, dünün "Marlon Brando"su bir anda yeteneksiz(!) bir aktöre dönüştürüldü. Aynı sipariş linç kültürü Erkan Petekkaya, Murat Ünalmış, Deniz Baysal ve diğerleri için de anında devreye sokuldu.
Velhasıl, kültürel iktidarları yıkıldı. Kopardıkları yaygara, döktükleri gözyaşı bundan.
Peki bu tartışma neden şimdi alevlendi? Daha doğrusu alevlendirildi?
Meseleyi basit bir dizi rekabeti değil, kültür emperyalizmine karşı sergilenen yerli bir duruş olarak okumak gerekiyor. "Cihangir Cumhuriyeti" olarak adlandırılan o dar ve lümpen alanda, memlekete uygun görülen kültürel iklimin sınırları yıllarca çok net çizilmişti.
Mevcut kültürel iklimi eskiden olduğu gibi tek başına belirlemek isteyen sektörel müesses nizam gidişattan çok rahatsız. Çünkü maç artık tek kale oynanmıyor, rekabet var.
Bu son sarsıntının çıkış noktası Tabii’de yayınlanan Şule dizisi oldu. Ancak karın ağrısının asıl sebebi sadece Şule değil. Tabii ekranlarında üç senedir izleyiciyle buluşan ve kültürel hayatın bu toprakların kodlarıyla uyumlu şekilde şekillenmesine katkı sağlayan yapımların tamamı, kurulu düzenin kimyasını bozdu.
Örnekler ortada...
Taner Ölmez çıkıp dizide oynuyor, Kur'an-ı Kerim okuduğunu söylüyor; gündem oluyor.
Gassal yayınlanıyor, tüm Türkiye'nin diline düşüyor; aynı mahalle anında tek bir ağızdan eleştiri oklarını fırlatıyor.
Modern dünyanın kanayan yaralarına ayna tutan Gökkuşağı Faşizmi çekiliyor; aynı ekipten aynı koro tepkisi yükseliyor.
Listeye Yankı, Cihangir Cumhuriyeti ve Gazali ekleniyor karın ağrıları hiç bitmiyor.
Tabii ki bu durum birilerinin canını çok sıkıyor ve daha da sıkmaya devam edecek. Ancak şu bir gerçek ki, buradan artık geri dönüş yok. Alternatif tanındı, sevildi ve büyük bir kabul gördü. Tabii platformunun misyonu farklı, vizyonu farklı.
Geleneksel vesayetçilerin tepkileri artık hiç şaşırtıcı değil çünkü yıllardır kurdukları o kibirli "Cihangir Lümpen Cumhuriyeti" kendi elleriyle yarattıkları bir hezimetin altında kalıyor.



