
İran–ABD–İsrail savaşının faturası önce pompada, sonra markette, en sonunda da cüzdanımızda görünecek…
Pompadaki fiyat değişince, İzmir’deki ya da Van’daki esnaf bunu en geç iki günde hisseder. İstanbul’daki ekmek zamlandığında, Ağrı’da sofra biraz daha daralır. Siz bu satırları okurken Orta Doğu’da dönen hesaplar, sizin hesabınızdan size sorulmadan kesiliyor. Yani kimse sormadı, kimse de sormayacak…
Haziran 2025’te patlak veren İran–İsrail savaşı on iki günde bitti. Ama faturası bitmedi. ABD’nin Fordo ve Natanz’a düzenlediği operasyonların ardından dengeler değişti. Şimdi, Şubat sonu–Mart başı 2026’da ABD ve İsrail’in doğrudan İran’a büyük saldırıları (nükleer tesisler, askeri hedefler vuruldu, Ayetullah Ali Hamaney’in öldürüldüğü açıklandı) ve İran’ın misillemeleriyle savaş yeniden alevlendi.
Hürmüz Boğazı’nda tanker trafiği tehdit altında – tankerler rotalarını değiştiriyor. Türkiye, bu savaşa tek bir asker göndermeden, sahadan binlerce kilometre uzakta oturmasına rağmen bedelini ödeyen taraflardan biri olmaya devam ediyor.
Pompa başında başlıyor her şey
Türkiye petrolünün büyük bölümünü Rusya ve Irak’tan alıyor. Ama dünya petrol piyasası tek fiyatla çalışır: Hürmüz Boğazı’nda bir tanker batınca ya da tehdit edilince fiyat İstanbul’daki pompaya yansır. Son saldırılarla Brent ham petrol fiyatı 72-73 USD/varil seviyelerine sıçradı (27 Şubat kapanışı 72,87 USD, yüzde 2,87 artış). Analistler hafta sonu piyasası açıldığında 80-90 USD, hatta 100 USD+ senaryosu konuşuyor. Bu, Türkiye’nin yıllık enerji faturasına on milyarlarca dolar ek yük demek.
Bu yükün karşılığı? Benzin zammı. Doğal gaz zammı. Elektrik zammı. Akaryakıt pahalanınca nakliye pahalanır. Nakliye pahalanınca ekmek, domates, makarna pahalanır. Siz farkında olmadan savaşın ortasına çekilmiş olursunuz.
Petrol fiyatlarındaki her yüzde onluk artış Türkiye enflasyonunu doğrudan 0,4 puan yukarı çeker. Bu oran düşük görünür, ama aylarca birikince hane halkının alım gücünü ciddi biçimde aşındırır.
Lira savaşın kurbanı olur
Savaş dönemlerinde uluslararası yatırımcılar paralarını güvenli limanlara taşır: dolar, altın, İsviçre frangı. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin parası değer kaybeder. Türk lirası zaten hassas bir denge üzerinde; bölgesel kriz bu dengeyi bozabilir.
Lira değer kaybedince ithal her şey pahalanır. İlaç pahalanır. Teknoloji ürünleri pahalanır. Dövizle borcu olan şirketler sıkışır, işçi çıkarır. Yani siz yine ödüyorsunuz; bu sefer para biriminizin erimesiyle.
CDS primleri yükselir. (CDS = Credit Default Swap’in ödediği/koruma karşılığı alınan yıllık prim/ücret anlamına gelir.) Şu an Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi ~227 baz puan (26 Şubat kapanışı 226,77 bps, son günlerde hafif artış var). Bu düşük seviye piyasaların Türkiye’ye nispeten olumlu baktığını gösteriyor ama yeni jeopolitik şokla (Hürmüz kapanırsa) hızla 300–400 bps’lere çıkabilir. Borçlanma maliyeti artar – bu maliyet eninde sonunda vergi, zam ya da kısılan kamu hizmetleri olarak vatandaşın kapısına dayanır.
Van’da esnaf, İstanbul’da eczane, İzmir’de fırıncı…
Türkiye’nin İran’la 560 kilometrelik sınırı var. Van, Ağrı, Iğdır ve Hakkâri’de binlerce aile geçimini sınır ticaretine bağlamış. İran istikrarsızlaştığında kapılar kapanır. Van’da battaniye satan esnaf, Tahran’da ne oluyor bilmez ama Kapıköy Sınır Kapısı kapandığında onun işleri de kapanır.
İlaç meselesi de kritik: Bazı aktif maddelerde Çin ve Hindistan bağımlılığı sürerken, tedarik zincirleri krizi ilaç hammaddelerini etkiliyor. Eczanelerde ilaca ulaşmakta güçlük çekmek salt ekonomik değil, sağlık krizidir.
Mülteci dalgası: Yeniden mi?
2015’ten beri Türkiye en fazla mülteci barındıran ülke. Suriye’deki savaşın mirası hâlâ sürüyor. İran’da uzun soluklu çatışma milyonlarca insanı yollara düşürebilir – önce Türkiye’ye gelirler. ABD bombalar, Avrupa kapıları kapatır, fatura Türkiye’ye kalır.
THY’den tatil rezervasyonuna: Turizm sarsılır
Yılda ~60 milyar dolar turizm geliri döviz rezervleri için hayati. Bölgesel çatışmalar hava sahalarını kapatır; uçuşlar yeniden çizilir. İsrail ve İran’dan turistler durdu. Körfezliler tedirgin. Avrupalılar “bölge karışık” diyerek iptal ediyor. Antalya’daki otelci Tel Aviv’deki savaşı umursamıyor gibi görünse de sezon rakamları farklı konuşuyor.
Peki Türkiye ne yapabilir?
Tarihsel denge politikası (NATO + Rusya gazı + İsrail ticaret + Filistin desteği) bazen avantaj, bazen belirsizlik yaratıyor. En önemlisi: Diplomatik kanalları açık tutmak, stratejik petrol rezervlerini artırmak, ihracatı çeşitlendirmek, Avrupa’yla enerji ortaklıklarını derinleştirmek. Belki ihracata dayalı modelden iç talep odaklı kalkınmaya geçiş zamanı geldi.
Ama bunların hiçbiri kısa vadede pompayı ucuzlatmaz, marketi rahatlatmaz. Savaşlar bitmeden zaman işlemez.
Son söz: Siz ne ABD’de, ne İsrail’de ne de İran’daki seçimlerde oy vermediniz ama…
Washington’daki generaller haritaya baktı. Tel Aviv’deki kabine karar verdi. Tahran’daki Devrim Muhafızları karşılık verdi. Hiçbiri Van’daki esnafa, Gaziantep’teki imalatçıya, İzmir’deki emekliye sormadı.
Ama fatura herkese geliyor. Dolar fiyatından, benzin pompasından, market rafından. Onlar savaşıyor; hesabı biz kapatıyoruz.
Bu sistemde herkes ABD’nin haracını veriyor. Vermeyenden zorla tahsil ediyor.
Bunu söylemek savaşa destek ya da karşı çıkmak değil. Bu, sadece rakamların, piyasaların ve tarihin söylediği gerçekler.




Ülkelerin liderlerini bitirirken halkınıda sefalete sürükleyen bir sistem.en son Venezüella,daha önce Libya, Suriye ırak …