BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,9161 0,14%
EURO
53,5527 0,13%
GRAM ALTIN
6.663,59 -0,36%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
111,83 0,80%
BITCOIN
72.911,00 -0,99%
GBP/TRY
61,8455 0,19%
EUR/USD
1,1654 -0,04%
BRENT
93,58 2,70%
ÇEYREK ALTIN
10.894,97 -0,36%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
23 °

KEMALİZM, SOSYALİZM ve CUMHURİYETÇİLİK ÜZERİNE…

Yiğit Uzun Yazdı

Geçtiğimiz bir sene zarfında, şu meşhur “Yeni Çözüm Süreci” çerçevesinde TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” ile somutlaşan siyasi girişim nedeniyle cumhuriyet ve cumhuriyetçilik kavramları özel bir önem kazanmış gibi gözüküyor.

Aralarında yaşanmakta olan bütün sürtüşmelere rağmen, görünen o ki, söz konusu komisyonda, var olan cumhuriyetle köklü sorunları olan AKP, MHP ve DEM Parti ile onların müttefikleri ya da “birlikte yürüdükleri” siyasi aktörler, Mecliste çoğunluğu oluşturmaktalar.

Ancak, bugünlerde özellikle “Yeni Çözüm Süreci” çerçevesinde, siyasi ve entelektüel çevrelerde Cumhuriyetçilik ve Kemalizm gibi kavramlar üzerindeki tartışmalar yeni bir ivme kazandığından, çoğu durumda bilerek ya da bilmeyerek, cumhuriyet, Kemalizm, kapitalizm, demokrasi ve milliyetçilik gibi kavramların birbirleri yerine ve yanlış bağlamlarda kullanıldıklarına da sık sık rastlamaya başladık.

Yapılmakta olan tartışma ve değerlendirmelere bakıldığında, kimisi “Türkiye Cumhuriyeti demokratik olmadığı için sosyalistler tarafından savunulamaz” diyor, kimisi Cumhuriyet kavramı ile Kemalizm’i aynı var sayıp “Kemalist misin!” diye eleştiriyor, kimisi
Cumhuriyet kavramını kapitalizm ile bir tutup cumhuriyetçi dendiğinde kapitalizmi savunmayı anlıyor. Hatta cumhuriyetçiler dendiğinde Türk milliyetçiliğini, devletçiliği ya da devleti savunmayı anlayanlar bile var!

Dolayısıyla, cumhuriyet kavramı ile kapitalizm, demokrasi, milliyetçilik ya da Kemalizm gibi kavramlar arasındaki farkları netleştirmek oldukça önemli bir hale geldi.

Yazımızın ilk bölümünde bu kavramlara biraz değindikten sonra, özellikle, sosyalizmin cumhuriyetçilik ile ilişkisini, sosyalist hareketlerin Kemalist cumhuriyetin temel ideolojik dayanakları karşısındaki tutumlarını da ele alıp sosyalistlerin neden mutlaka aynı zamanda cumhuriyetçi de olmaları gerektiğini açıklamaya çalışacağız. Sözü çok uzatmamak için hızlıca bazı kavramların tanımlarına ve aralarındaki farklara geçiyorum.

CUMHURİYET, MONARŞİ, OLİGARŞİ, DİKTATÖRLÜK ve DEMOKRASİ

“Cumhuriyet”, en özet halinde, bir devlet yönetme şeklidir (devlet sistemi). Tanımı, bundan 2-3 bin sene önce antik Yunanistan’da şehir devletleri döneminde, siyaset felsefesinin kurucusu sayılan Platon (Eflatun) tarafından yapılmıştır. Cumhuriyet rejimi, az ya da çok, herhangi bir şekilde yöneticilerin seçimle başa geldiği yönetim şekline işaret eder. Bunu, aynı kavramsal kategoride yer alan monarşi, oligarşi, diktatörlük gibi diğer devlet sistemleri ile karşılaştırdığımızda, daha iyi anlayabiliriz. Monarşilerde genellikle soydan geldiği iddia edilen bir hakla, tek adam ya da bir ailenin yönetimi söz konusudur. Krallıklar, Şahlıklar vs. bu tür yönetimlerdir. Oligarşilerde ise, genellikle soyluluk ya da seçkinlik iddiasında olan küçük bir grubun ülkeyi yönetmesini anlarız. Diktatörlük ise, bir şekilde yönetim aygıtını ele geçiren bir kişinin tek adama bağlı yönetim tarzıdır. (Bu noktada, “sınıf diktatörlüğü” ya da “proletarya diktatörlüğü” gibi kavramlara hiç girmiyorum). Bunlar siyaset biliminde cumhuriyet kavramı ve diğerleri arasındaki farkları kabaca anlamaya yarayan klasik tanımlar elbette. Bunların sınıfsal karakterleri, vs. bambaşka bir konu.

Eski dönemlerde, mesela sadece toprak sahibi soylu erkeklerin, sadece belirli bir şehirde yaşayanların ya da sadece “soyluların” seçme hakkına sahip olduğu cumhuriyetler de vardı. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her ne kadar cumhuriyet rejimlerinde “seçim” kavramı bir şekilde yer alsa da, tarih içinde bu seçimler ya toplumun küçük bir kesimini kapsamış ya da seçim yapılsa dahi, demokratik bir rejim ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla, bir ülkede seçimlerin yapılıyor olması da, otomatik olarak demokratik bir rejimle idare edildiği anlamına gelmez.

Bu noktada biraz “demokrasi” kavramı ile “cumhuriyet” arasındaki ilişkiden de söz etmekte yarar var. “Demokrasi” her ne kadar sözlüklerde “siyasi gücün halkın çoğunluğunun elinde olduğu yönetim şekli” olarak tarif edilse de, bu tanımda oldukça yanıltıcı bazı noktalar vardır: demokrasi ne tek başına çoğunluğun sözünün geçtiği yönetim şeklidir, ne de bazı yerlerde ifade edildiği gibi, “çoğunluğun yönettiği, ama azınlığın da söz hakkının olduğu” rejimdir. Demokrasi, esas itibarıyla bir kültürel gelenektir ve halkın çoğunluğunun tercihleri ile hiç ilgisi olmayan bazı “sine qua non”, yani olmazsa olmaz özellikleri vardır. Örneğin, isterse bir ülkedeki halkın tamamı, kadınlar dâhil, referanduma gidip kadınların oy hakkını askıya alsınlar, genel oy hakkı askıya alındığı an, o ülke demokratik bir ülke olmaktan çıkar. Yani, bir ülkenin demokratik bir idareye sahip olmasının, seçimle, çoğunlukla, halkın genel iradesi ile vs. hiç alakası olmayan bazı temel ölçütleri söz konusudur. Dolayısıyla, bir cumhuriyet idaresi hakikaten de seçimler yoluyla halkın çoğunluğunun iradesini yansıtabilir, ama gene de demokratik olmayabilir. Ya da, İngiltere gibi nadir örneklerde görüldüğü üzere, bir ülke meşruti idareye sahip olup gene de demokratik bir sistemle idare edilebilir.

KAPİTALİZM, SOSYALİZM ve CUMHURİYET KAVRAMLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Gene çok fazla karıştırılmakta olduğu için hemen belirtmekte fayda var; feodalizm, kapitalizm ya da sosyalizm gibi kavramlar niteliksel olarak farklı “üretim biçimlerine” tekabül eden sosyo-ekonomik, sosyo-politik sistemlerdir. Yani cumhuriyet, oligarşi ya da monarşi gibi “devlet sistemleri” ile kapitalizm, feodalizm gibi sosyo-ekonomik/sosyo-politik sistemler, aynı soyutlama seviyelerinde birbirleri ile karşılaştırılacak kavramlar değillerdir.

Dolayısıyla, örneğin “kapitalizm mi, cumhuriyet mi?” gibi bir soru yanlış sorulmuş bir sorudur. Bunun “hangi meyveyi seversin?” diye sorulunca, “Nazım Hikmet” diye cevap vermekten farkı yok. Bir meyve ismi söylemeniz gerek!

Bu sebepten ötürü de, birçok kapitalist ve sosyalist ülkenin isimlerinin başlarında “cumhuriyet” ifadesini görürüz. Buradaki “cumhuriyet” ifadesi, o devlet sisteminde yöneticilerin bir şekilde seçimler yoluyla başa geçtiklerini gösterir. Yukarıda da biraz değindiğimiz üzere, bu durumun, o toplumların eşitlikçi toplum olup olmamaları ya da seçimlerin adil yapılıp yapılmadıkları ile bir ilgisi yoktur. Sadece, o ülkelerin monarşi, diktatörlük ya da oligarşi sistemleri ile yönetilmediklerine işaret eder. Siz hiç şimdiye kadar hiç “sosyalist krallık” ya da “sosyalist oligarşi” diye bir söz, uygulama ya da kavram duydunuz mu ömr-ü hayatınızda? Bu yüzden de, sosyalistler her şeyden önce, kategorik olarak cumhuriyetçidirler.

Netice itibarıyla, cumhuriyet kavramı, kategorik olarak sadece kapitalizme ait bir kavram değildir. İleride sosyalist bir Türkiye kurduğumuzda, o da bir cumhuriyet olacaktır; krallık, teokrasi, oligarşi ya da diktatörlük değil.

Sosyalizmin farkı, iktidarın bir avuç sermayedarın elinde olduğu kapitalist sistemin tersine, halkın çoğunluğunu oluşturan emekçilerin, üretim araçlarına el koyarak üretim ilişkilerini dönüştürmeleri yoluyla, gerçek anlamda eşitlikçi ve özgürlükçü bir cumhuriyet hedeflemesinde yatar.

TÜRKİYE’DE CUMHURİYETÇİLİĞİN ÜZERİNDE YÜKSELDİĞİ
İKİ İDEOLOJİK TEMEL

Kemalizm özünde ulus-devlet yaratmayı hedefleyen, cumhuriyetçi ve pozitivist bir siyasi akımdır. Bu akımın önderi olan Mustafa Kemal de, eksik gedik de olsa ülkemizde burjuva devrimini gerçekleştirmeyi hedefleyip cumhuriyet rejimini inşa etmeye çalışmıştır.

Kemalizm’in, özgün bir siyasi akım olarak iki temel ideolojik dayanak noktası vardır: “Laiklik” ve “ulus-devletin inşası”. Bu iki temel ideolojik dayanak, cumhuriyet rejiminin en büyük iki iddiasını teşkil etmekle birlikte, aynı zamanda rejimin en zayıf iki noktasına da işaret etmektedir: Siyasi İslam ve Kürt sorunu.

Bu iki prensipten “ulus-devlet inşası”, çok uluslu bir imparatorluk çöktükten sonra geriye kalan nüfusun tamamının, etnik, mezhebi ya da coğrafi farklılıklarını büyük ölçüde folklorik düzeyde tutup herkesi kültürel bir “Türk vatandaşlığı” bazında eşitleme idealini ifade eder. Tahmin edilebileceği üzere, bu prensip pratikte, politik olarak büyük ölçüde, Kürtlerin sisteme entegrasyonunu hedeflemektedir.

Kemalist cumhuriyetin ikinci önemli hedefini teşkil eden “laiklik” de, gene neredeyse 800 senedir yarı İslami bir yönetim altında herkesin kendi dini kurallarına göre örgütlenip yargılandığı bir coğrafyada, dinin kişisel bir inanç seviyesinde tanımlanarak devlet
yönetiminde dini örgütlenmelerin etkisinin sıfırlanmasını hedeflemektedir. Gene Kemalizm’in ancak kısmi olarak başarı sağlayabildiği bu hedef de, rejimin “Siyasi İslam” sorununa işaret etmektedir.

Dolayısıyla, bu noktada, artık ülkemizde cumhuriyetçilerin ideolojik ve politik olarak üzerinde ortaklaştıkları, cumhuriyetçiliğin tanımını yapacak olan ortak paydalara ulaşmış oluyoruz: “laiklik” ve vatandaşlık temelinde örgütlenmiş bir üniter yapı, yani “ulus devlet” prensibi.

SOSYALİSTLER VE KEMALİZM

Yukarıda kısaca ifade ettiğim gibi, Kemalizm tıpkı liberalizm gibi, siyasi İslam gibi, Kürt siyasi hareketi gibi, kategorik olarak sosyalizmden kökten farklı bir siyasi akımdır. İdeolojisi, reformları ve hedefleri açısından burjuva devrimini gerçekleştirip kapitalist bir ülke yaratmayı hedefleyen Kemalizm ile sosyalizm arasında ideolojik bir yakınlık olamayacağı da izahtan varestedir.

Ancak, Kemalizm’in ideolojisi ve vizyonu sosyalizmden daha geri olmakla birlikte tarihsel süreç içerisinde ele aldığımızda, hakkını teslim etmek gerekir ki, kendisinden önce gelen Osmanlı’cı meşrutiyet yönetiminden, halifeci İslamcılıktan ve feodalizmden ileri bir seviyeyi temsil etmektedir. Oluşturmuş olduğu cumhuriyet de, kadın haklarıyla, genel oy hakkıyla, çağdaş kurumlarıyla, laiklik anlayışıyla, vatandaşlık tanımıyla, yıkmış olduğu Osmanlı düzeninden ileride, ancak milli devlet ve kapitalist ilişkileri ile sosyalizmden geridedir.

Dolayısıyla, sosyalistlerin kuracağı cumhuriyet, Türk milliyetçiliğine dayanmayan, kapitalizmi aşan, eşitlikçi ve sosyalist bir cumhuriyet olacaktır.

Bu noktada, Yalçın Küçük’ün bir konuşmasında ifade ettiği “cumhuriyet ancak kendisinden daha ileri mevzilerden, daha ileri hedefler açısından eleştirilebilir, daha geri hedeflerden değil. Kemalizm bizi ileriye götüremez, biz Kemalizm’den geri düşmeyiz” sözlerinin oldukça aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum.

Yani, Kemalizm’i sosyalizm ve sosyalist devrimin hedefleri açısından eleştiriyor olmamız, cumhuriyeti ondan daha geri bir rejimi getirmeye çalışan siyasi İslamcılarla ya da Sevr özlemi içindeki Kürt siyasi hareketi ile aynı argümanlarla eleştirdiğimiz anlamına
gelmiyor. Cumhuriyetin getirdiği medeni hukuku, kadın haklarını, kültürel ve eşit vatandaşlık tanımını, cumhuriyeti kurumlarını, pozitivist çağdaşlaşma hedeflerine de siyasi İslamcılara ve etnik milliyetçilere karşı sahip çıkıyoruz elbette.

Kemalizm’in ideolojik temellerini sosyalizm adına eleştiriyoruz diye, onu daha geri mevzilerden eleştirenlerle aynı yerden konuşmuyoruz. Kemalizm’i eleştiriyoruz diye, başkalarının yaptığı gibi cumhuriyet ilan edilmiş, kadın hakları tanınmış, çağdaş kurumlar yaratılmış, halifelik ve padişahlık rejimi ortadan kaldırılmış diye yanıp yakılacak ya da etnik milliyetçiliği övecek de değiliz.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?