
Savaşlar yalnızca karada yaşanmıyor. Denizlerde ve buzullarda da bir savaş sürüyor. Gezegenimizin hayat dengelerinden biri olan Antarktika ekosistemi sessiz bir savaşla çöküyor ve bunu çok az insan biliyor. Bu krizin merkezinde muazzam öneme sahip küçük bir canlı var: Antarktika krili. Bu küçük karides benzeri kabuklular, Güney Okyanusu'ndaki balinaları, fokları, penguenleri ve deniz kuşlarını besler. Antarktika besin zincirinin temel taşı ve Dünya'nın en büyük hayvanlarının yaşam kaynağıdırlar.
Endüstriyel trol gemileri Güney Okyanusu'nda madencilik faaliyetleri yürütüyor; her sezon yüz binlerce ton krili, çiftlik somonu yemi ve insan tüketimi için takviye gıda üretmek amacıyla topluyor. Geçtiğimiz sezon, filolar rekor sürede 620.000 tonluk tam kapasiteye ulaşarak tarihin en hızlı hasadını gerçekleştirdi.
Krill balıkçılığında uzun süredir Norveç'in AKER Biomarine şirketi hakim olsa da, son yıllarda Çin filosunu hızla genişletti ve bu filoya Güney Kore, Şili ve Ukrayna'dan gelen gemiler de katıldı. Sonuç olarak, okyanus kendini toparlama şansı bulamadan mümkün olduğunca fazla kota için giderek artan bir yarış başlıyor. Bu sömürünün maliyeti yıkıcı boyutlarda. Kril, balinalar için sadece bir besin kaynağı değil, aynı zamanda yılda tahmini 12 milyar ton karbonu emip depolayarak kritik bir karbon yutağı görevi görüyor. Kaybı hem ekolojik çöküşü hem de iklim değişikliğini hızlandırıyor. Krill yok oldukça balinalar da yok olacak ve gezegenin kendi iklimini düzenleme yeteneği de azalacak. Kril avcılığı yalnızca Antarktika ile sınırlı değil.
Bu avlanma yarışı bütün kıtalarda devam ediyor. Türkiye de bu vahşi sömürü yarışından geri durmuyor. Karadeniz'de yakalanan hamsi gibi küçük balıkların önemli bir bölümünün balık yemi olarak işlenerek Ege'deki balık çiftliklerinde yem olarak kullanıldığını biliyoruz. Özellikle trol avcılığı sözde engelleyici yasaklara, yasal düzenlemelere rağmen tam yol ilerliyor. Özellikle balıkçılığımızın sembol deniz kenti İstanbul-Sarıyer balıkçıları, zanaat balıkçılığından büyük avcı balıkçı gemiciliğine geçerek denizlerdeki endüstriyel yıkımın bir parçası haline geldiler. Marmara Denizi bu endüstriyel yarışın kurbanı oldu. Artık Marmara'da balık yok. Bu yok oluşu tek başına artan nüfus yoğunluklu besin ihtiyacına bağlayamayız. Bu, insanın doymak bilmeyen aç gözlülüğünün ve denizlerde yarattığı endüstriyel kirliliğin bir sonucudur. Bu kirliliğe yol açan şu faktörlerin ne kadarının farkındayız?
Kimyasal gübreler ve pestisitler, tarım arazilerindeki erozyon; toprağın suya taşınmasıyla oluşan organik madde, fosfor ve azot kirliliği, sanayi ağırlıklı atıklar; ağır metaller (cıva, kurşun, kadmiyum gibi) kimyasal atıklar, kanalizasyon suları, deterjan atıkları,
plastikler ve mikroplastikler: çöpler,
madencilik ve inşaat faaliyetlerindeki katı maddeler: inşaat ve madencilik alanlarından taşınan partiküller, siyanür ve petrol sızıntıları,
termal kirlenme (enerji üretim süreçlerinde sıcak su boşaltımıyla suyun sıcaklık derecesinin bozulması),
denizlerdeki savaş tatbikatları gibi total kirletici ve tahrip edici faktörler, dünya genelinde sudaki oksijen seviyesini düşürerek deniz ekosistemini onarılması imkânsız büyük bir yok oluşa doğru sürüklüyor.
Endüstriyel haydutluğun yol açtığı bu kontrolsüz savaşlarda gezegenin bütün türleri geri dönüşü olmayan bir yolculukla yüzleşiyor. Antarktika'daki ekosistemi korumasız hâle getiren endüstriyel projelerin sahibi olan Şili ve Arjantin devletlerinin bu yıkım sürecini hızlandıran suç ortaklığını da unutmamak gerek. Şili ve Arjantin'in sağcı hükümetlerinin Antarktika buzuluna yönelik son müdahaleleri ve planları, yalnızca Şili ve Arjantin'de değil, aynı zamanda diğer Güney Amerika ülkelerinde tekrarlanan bir eğilimin örneği olarak farklı çevresel, bilimsel ve hayvanları koruma sektörlerinde endişe yarattı. Şili ve Arjantin Patagonyası'ndan Antarktika'ya uzanan deniz ekosistemi (somon balığı çiftlikleri başta olmak üzere), yerli ve yabancı endüstriyel balıkçılık şirketlerinin demir kafesleriyle hapsedilmekte; başta somon balıkları olmak üzere tüm deniz canlıları suni balık yemi kirliliği ile hastalıklı hâle getiriliyor. Ekolojik güvenceler zayıflarken ekonomik büyümeye öncelik vermek, iklim krizi, hızlandırılmış biyoçeşitlilik kaybı ve su stresinin damgasını vurduğu küresel sorunsalda bu gibi çevre düzenleme kararlarını ekonomik olmaktan çıkarıp son derece etik hâle getirmektedir.
İnsanlığın ve bütün türlerin ortak evini kurtarmak için son bir sınavdan geçiyoruz. İzlemek, beklemek, ilgisiz kalmak sonumuz olacak. Henüz geç olmadan kendimiz için ve bizimle birlikte bu gezegende yaşayan diğer türlerin hayatta kalması için bir şeyler yapmalıyız. Paul Watson'un haklı çağrısına kulak verin.
Şu anda Paul Watson Vakfı filosu, krill avcılarını durdurmak için bir süre önce Antarktika'ya doğru yola çıktı. Gemide dünyanın her yerinden mürettebat var. Farklı ülkeler, farklı arka planlar. Ortak bir amaç.
Aylarca süren amansız hazırlık, uzun günler ve perde arkası yorulmak bilmeyen çalışmalardan sonra sonunda yola çıktılar.
"Okyanuslar ölürse biz de ölürüz," diyor Kaptan Paul Watson. "Krill denizin kanıdır. Onlar olmadan balinalar, penguenler, balıklar ve kuşlar aç kalacak, okyanus sessizliğe bürünecek." Kaptan Paul Watson Vakfı, Sea Shepherd France ile iş birliği yaparak Antarktika ekosistemini endüstriyel yağmalardan korumayı amaçlayan KRILL WARS 2026 misyonunu başlatmak üzere Antarktika'ya varmak üzere. Bu misyonu, insanlığın yaşadığı bütün savaş trajedilerine karşı bir savaş gibi düşünüyorum.
Teşekkürler Paul F. Watson!
Teşekkürler Kaptan Paul Watson Vakfı, Sea Shepherd France.



