BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,9150 0,13%
EURO
53,4834 0,06%
GRAM ALTIN
6.661,75 -0,39%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
111,19 0,23%
BITCOIN
73.731,00 0,13%
GBP/TRY
61,8089 0,13%
EUR/USD
1,1645 -0,12%
BRENT
93,24 2,33%
ÇEYREK ALTIN
10.891,96 -0,39%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
20 °

DOĞRU YOLU GÖSTERMEK ALLAH’A AİT

Sedat Şenermen yazdı

Konuya “Doğru Yolu Kim bildirmiştir?” sorusuna yanıt vermekle başlayalım.

Yaratan Allah, yarattığı varlıklardan hiçbirine vermediği fakat sadece insana verdiği potansiyel selim akıl nedeniyle özellikle insanlarla farklı /özel iletişim kurmak istemektedir. Bunu da kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa “Doğru yolu gösterme eylemini” bizzat kendi üzerine alarak, her zaman ve mekânda Allah, Elçilerine ilettiği “vahiyler” ile yinelemiş ve gerçekleştirmiştir.

  1. Doğru Yolu Açıklamak Allah’a Aittir

Doğru yolu göstermek bize aittir (inne aleynâ le’l-hüdâ). Şüphesiz ahret de dünya da bizimdir.” (Leyl/12-13)

- Doğru yolu açıklamak Allah’tan,

- Kabul veya reddetmek ise özgür iradesiyle bizzat insana aittir.

Leyl/12’de geçen ve bizim “hidayet” diye dilimize çevirdiğimiz “el-Hüdâ” sözcüğü, “doğru yolu göstermek” anlamındadır. Aslında bu sözcük, aklıselimde oluşan köklü değişimi ifade etmektedir. Kalbi selimdeki bu köklü değişim (=hidayet), Yüce Allah’ın eğiticilik alanına girmekte olup, bu işlemi bizzat O gerçekleştirmektedir. Hiç kimse aklıselime girip orada bu değişimi yapamaz; peygamber bile olsa… Bir ayette Allah, Elçisi Saygıdeğer Muhammed’e (a.s): “Onları doğru yola iletmek (hüdâhüm) sana ait değildir(leyse aleyke)” diyor ve ekliyor:

Fakat Allah, dileyeni doğru yola iletir.” (Bakara/172)

Bu ayette Allah, kişinin aklıseliminde oluşacak değişimin ve hidayete erdirmenin peygamberin gücü dâhilinde ve onun görevleri arasında olmadığını çok açık bir şekilde açıklamaktadır. [1]

Leyl/12’de geçen hidayeti, “doğru yolu göstermek” anlamına alırsak Allah, burada şunu işaret etmektedir: Bize düşen, doğru yolu göstermektir. Doğru yolu tercih etmek, o yola girmek insanlara aittir. İnsan/3. ayeti bunu açıklıyor:

Kuşkusuz Biz, insana doğru yolu gösterdik.

(Kişioğlu) İster inanır ister inkâr eder.

Ayrıca Kehf/29’da bu konuya şöyle değinilmiştir:

“Deki: “Hak Rabbinizdendir.

Öyleyse dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin

  1. Doğru Yol Kimindir?

Yolun doğrusu yalnızca Allah’ındır (ve al’Allahi kasdü’s-sebîli) Yol’un eğrisi de vardır. Ve eğer O (Allah) dileseydi, size topluca hidayet ederdi.” (Nahl/9)

Ayette geçen al’Allah ifadesi, “Allah’a düşer, Allah’a aittir” manasına gelmektedir. Yaratıcı olan Allah olduğuna göre, doğru yola iletmek, doğru yolu göstermek, doğru yolun ne olduğunu öğretmek de O’na düşer, demektir. Bir başka ifadeyle, “doğru yola iletmek” başkalarının görevi değildir; onlar bunu yapamazlar demektir.

Bunun benzerinin Bakara/272’de geçtiğini yukarıda belirtmiştik. Orada peygambere hitaben geçen “sana ait değildir (leyse aleyke), senin görevin değildir” anlamına gelen ifadedir.

* Bakara/272’de “sana düşmez” denirken,

* Nahl/9’da “Allah’a düşer” denmektedir.

Bu iki ayet birbirinin devamı durumundadır. [2]

Demek ki amaca /cennete ulaştıracak olan “doğru yolAllah’a aittir, yani o yola ancak O ulaştırabilir; bu yola ulaştırma işini başka hiçbir kimse beceremez. Bunun da Bakara/272’nin devamı olduğunu çok açık olarak görüyoruz. “Onları doğru yola iletmek sana ait değildir, Lâkin Allah dileyeni /isteyeni doğru yola iletir.” Bu hitap birinci elden Peygamber Muhammed’e (a.s) yöneliktir.

Bundan hareketle diyebiliriz ki, doğru yolu oluşturmak /göstermek, belirlemek, ya da insanı amacına ulaştıracak yolu yapılandırmak Allah’tan başka kimsenin güç ve yetki alanına girmemektedir.  Bu faaliyet alanı tamamen Allah’ın kudretindedir ve O’nun eğitim alanına girmektedir.

Doğru yolu bulabilmenin, o yol gösterildiğinde ona teslim olmaktan geçtiği ise açıktır.

Allah’ın, insanı hidayete erdirmesi, insanı doğru yol ile karşı karşıya getirmesidir. Seçme ve sorumluluk tamamen özgür iradesiyle insana aittir. Allah, ancak hidayet üzerinde olanların hidayetini artırır. Bu durumda Yüce Allah, tüm insanlarda iman şartı aramaksızın, onları;

(1) Rahmeti (En’âm/12; 54) ile kuşatmıştır.

(2) Her canlıya çalıştığı kadar rızık vermeyi (Hûd/6),

(3) Doğru yolu göstermeyi kendi üzerine almış (Leyl/12) ve kendisine farz kılmıştır.

Doğru yolu göstermeyi kendine farz kılan Rabbimiz,

İnsanlara hidayet etmeyi (doğru yola kılavuzlamayı)

* İnsanlara işletilmek üzere selim akıl vermek,

* Peygamber göndermek ve

* Kitap indirmek suretiyle yerine getirmiştir.

SONUÇ: Allah’tan değil de beşerden hidayet ummak, bunun için biat etmenin durumunun ne olduğu kişiye ait olsun.

***

KUR’AN’LA İNSANA DÜŞEN GÖREV VE SORUMLUK

  1. Kur’an’ın İndiriliş Amacı İnsanın Aklını İşleterek Onu, Ana Dilinde Anlaması ve Düşünmesi İçindir

Elif, Lam, Ra. İşte bu, o apaçık /açıklayıcı Kitap’ın ayetleridir. Kuşkusuz ki BIZ, ONU (Kur’an’ı),AKIL EDERSINIZ (le’alleküm ta’kılûne) DIYE Arapça bir Kur’an olarak INDIRDIK.” (Yûsuf/1-2)

Kur’an’ın indirilişinin amacını belirleyen Yûsuf//2. ayeti, bu amacı “insanların akıllarını kullanmak” olarak tespit etmektedir. Aklını kullanmak, yani ayette geçtiği ta’kılûn şekliyle, “düşünmek, anlamak” demektir.

Yûsuf/2’de ayrıca, Kur’an’ın Arapça olarak indirilme nedeni açıklanmış ve Kur’an’ın insanların akletmeleri, düşünmeleri, anlamaları için Arapça indirildiği belirtilmiştir. Çünkü Kur’an Arap toplumuna inmektedir ve bir toplumun kendisine inen mesajı anlaması, akletmesi, uygulaması ve başkalarına da anlatabilmesi için mesajın o toplumun anadilinde olması gerekmektedir. Eğer böyle olmazsa, yani mesaj topluma yabancı bir dilde indirilse, mesajın o dili bilmeyen bir toplum tarafından anlaşılması, akledilmesi, uygulaması da mümkün olmayacaktır. [3]

Kısaca “Kur’an’ın amaçlarından biri ve en önde geleni kadın-erkek her insanın aklını selimleştiripmantıklı düşünmesini ve doğru anlamasını sağlamaktır”, diyebiliriz.

Kur’an’ın oluşturduğu İslam dini,

* Hem selim aklı işletmeyi öne almakta /farz kılmakta,

* Hem de “Kitaplara İmanı” imanın olmazsa olmaz şartlarında biri olarak ilkeleştirmektedir. (Kur’an’daki ayetleri anlamadan Kitaplara inanmak mümkün olabilir mi?)

  1. Her İnsan Kur’an’dan Sorgulanacaktır

Öyleyse sen, sana vahiy edilene (Kur’an’a) sarıl. Şüphesiz ki sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

Ve şüphesiz sana vahiy edilen (Kur’an), senin için de toplumun için de gerçekten bir öğüttür/şan-şereftir siz ondan/Kuran’dan sorgulanacaksınız.” (Zuhruf/43-44)

Ve şüphesiz sana vahiy edilen (Kur’an), o kıyametin kopuşu için kesinlikle bir bilgidir: Sakın kıyametin kopuşu hakkında şüpheye düşmeyin ve bana uyun. Bu, doğru yoldur. Ve sakın şeytan sizi alıkoymasın. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.”(Zuhruf/61-62)

Yüce Allah’ın gösterdiği doğru yolda olabilmek için (peygamber dâhil) Kur’an’a sımsıkı sarılmak gerekiyor. Kur’an’a sımsıkı sarılmak ise, onu her insanın aklıselimini kullanarak kendi ana dilinde onu anlaması ve üzerinde düşünmesiyle mümkündür. Zuhruf/43’de Allah, elçisi Muhammed’e (a.s), kendisine vahiy olunan Kur’an’a sımsıkı sarılması buyruluyor. Aynı buyruk kadın-erkek her insan için de geçerlidir.

Burada şu soruyu soralım, ancak cevabını ise değerli okuyucuya bırakalım.

- Şimdi Müslümanlar, gerçekten Kur’an’a, yani Allah’ın vahyine mi sımsıkı sarılıyorlar,

- Yoksa birilerinin fetvalarına mı?

* Hâlbuki kadın-erkek her kişi, mutlaka Allah tarafından “ileride KUR’AN’DAN SORUMLU TUTULACAKLAR”.

Kur’an’a sımsıkı sarılırsanız, o size şeref kazandıracaktır. Çünkü Kur’an kendine sımsıkı sarılanlara şeref dağıtmakta ve şeref vermektedir.

Peki, Kur’an’dan şerefi nasıl alacağız, neyimizle ona sımsıkı sarılacağız?

Cevabını Kur’an’dan alalım:

Ant olsun, size içinde sizin şerefiniz olan bir Kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız?” (Enbiyâ/10)

Demek ki Kur’an’ın şerefi ile şereflenebilmek için aklı kullanmak ve Kur’an’a aklıselim ile yaklaşmak, onu öğrenmek üzere anlayarak okumak gerekiyor. Akıl ile Kur’an’ı buluşturmak şeref kazanmak demektir.

Ben, bana vahiy olunandan başkasına uymam.” (Yûnus/15)

Din adına neye tabi olacağını bilmek ve o bilgiyi hayata geçirmek şeref getirecektir. Kur’an’a sımsıkı sarılabilmek için ona tabi olmak, onu ana dilde anlamak, onu yaşama geçirmek gerekiyor. [4]

Demek ki Kur’an şeref kaynağıdır. Zamanı geldiğinde, yani gelecekte Kur’an’a karşı tutumumuzdan sorgulanacağız, hesaba çekileceğiz. Bunu hiç unutmamak gerekiyor.

  1. İslam’da Temel Buyruk ve İbadet: Anadilde Kur’an’ı Anlayarak Okumak ve Üzerinde Düşünmektir

Neml/92. ayeti, imandan sonraki temel şartın Kur’an’ı anlayarak okumak olduğunu bildiriyor. Bu demektir ki, Kur’an’ı anadilde anlayarak okumak sadece İslam’ın şartlarının değil, imanın şartlarının da ikincisidir. Kur’an’ın indiği benlik olan Son Peygamber’e şunu söylemesi buyruluyor:

Ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum. Ve Kur’an’ı okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki, ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!

Müslüman olmakla emrolunmak” ifadesinin, imanın birinci şartına dikkat çekildiğine kimsenin kuşkusu olamaz. Bu temel iman şartına bir atıf vavıile bağlanan ikinci şart ise, Kur’an’ı anadilde anlayarak okumak olarak gösterilmiştir. Yani Peygamber’e (a.s) verilen buyruklar ikidir:

* Müslüman olmak, yani iman,

* Anlayarak Kur’an okumak, yani temel ibadet. [5]

Ayet, bu buyruklaştırmayı o şekilde düzenlemiştir ki, anadilde anlayarak Kur’an okumak

- Hem iman şartı olmuştur

- Hem de İslam şartı.

Bu şartları İslam’ın ve imanın şartlarını bilmeyenler sapıklığa düşerler.

Kur’an’ı ana dilde anlayarak okumanın temel ibadet olduğunu gösteren buyruk Kasas/85’de şöyle geçiyor:

Bu Kur’an’ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere /belirlenen sona götürecektir. De ki, Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbim bilir.

SONUÇ: “Diriler için indirilen” (Ya-Sin/70) ilahi vahiyleri, aklı selimleştirmeden, anlamadan, bilmeden; geleneksel, atalar dini, İslam kültürü ve Arap örfü olan verilerle “Kur’ansız”, iman ve İslam /Müslümanlık mümkün mü?

Kaynakça

[1] Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, İstanbul, 2007, Cilt: 21, s.177.

[2] Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, Cilt: 10, s.445-446.

[3] Hakkı YILMAZ, Tebyînü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, Cilt: 4, s.106.

[4] Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, Cilt: 17, s.325-326.

5] Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Kur’an’ı Tanıyor Musunuz?, İstanbul, 2013, 5. Baskı, s.95-96.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Cemil Keskin 12.03.2026 08:34

Doğru yolun gösterilmesi veya diğer bir deyişle Tanrı’nın doğru yol ile insanı buluşturup ‘işte bana gelen yol bu’ diyerek seçimi insana bırakması irade özgürlüğünün kanıtı olduğu gibi ayrıca, eğer kişinin irade yetisi doğru yola meyilli ise Tanrı da onun önündeki barikatları kaldırır ve hidayetin Tanrı’ya ait olduğu söyleminin de tezahürü gerçekleşir. Durup dururken her hangi bir çaba sarf etmeden Tanrı ‘dur ben bir şuna hidayet vereyim’ demez. Bu evrende her şey çaba ve fizik kurallarına göre gerçekleşir. Bence Sayın yazar konuyu çok iyi anlatarak, özgün bir durum tespiti de yapmış olmalı burada.

Yanıtla