
ÇOCUK KONUŞUR, DÜNYA DUYMUŞ GİBİ YAPAR…
Bir çocuğun sabah okul çantasını omzuna asıp okul yolunda olması dünyada en masum ve en umutlu hareketlerden biridir. Teorik olarak.
Çocuğun omuzları; çantası, ders kitapları, defterleri ve kalemlerini taşır. Ama bazen o omuzlar çocuğun korkularını, çaresizliğini ve sessiz çığlıklarını da taşır.
Eğitim üzerine konuşmak çoğu zaman tragedya izlemek gibidir. Perde biraz aralandığında manzara görünür. Orada bazen bir mahkeme dosyası, bazen bir çocuğun yıllarca anlatamadığı bir hikâye, bazen de en karanlık kelime vardır: “istismar”.
Tüm bu olayların en ağır tarafı tekil gibi görünse de düzenli aralıklarla tekrar ediyor oluşudur. Olay, çocuğun hayatında sadece bir an değildir; bazen yıllarca taşınan bir izdir.
Birileri görür.
Birileri duyar.
Ve bir gün olay patlar.
O gün herkes şaşırır.
Ama gerçekte şaşırılması gereken şey olayın ortaya çıkması değil, “bu kadar geç ortaya çıkmasıdır.”
Eğer bir çocuk okulda güvende hissetmiyorsa, o okulun verdiği en önemli ders eksiktir.
Ve bu eksiklik hiçbir sınav başarısıyla telafi edilemez.
SESSİZLİK KÜLTÜRÜ
Türkiye’de bazı kurumlarda sessizlik güçlüdür.
Sorunlar konuşulmaz.
Skandallar bastırılmaya çalışılır.
“Okulun adı kötüye çıkmasın.”
“Kurumu yıpratmayalım.”
“Elimizden geleni yapıyoruz, konu büyümesin.”
Tüm bunlar ortada olan sorunu çözmeye yetmez.
Sorunlar örtüldükçe çözülmez.
Sadece “büyür”.
Ve en önemlisi:
“Hiçbir kurum çocukların güvenliğinden daha önemli değildir.”
SON BİR GERÇEK
Türkiye’de milyonlarca öğretmen işini büyük bir sorumlulukla yapıyor.
Milyonlarca öğrenci gerçekten öğrenmek için çabalıyor.
Fakat son dönemde öyle olaylar duyuldu ki insan şu soruyu sormadan edemiyor:
Gerçekten bu kadarı da olabilir mi?
Eğer bu sorunun cevabı tereddütlü ise orada ciddi bir problem vardır.
Bu sorunun varlığı bile aslında başlı başına bir alarmdır. Çünkü gelişmiş eğitim sistemlerinde kimse çocukların okulda güvende olup olmadığını tartışmaz. Bu zaten “varsayılır”.
Türkiye’de ise bu varsayım zaman zaman ciddi şekilde sarsılıyor ve çocukların “hayatta kalma sınavı” hâline geliyor.
GELİN HAFIZALARIMIZI TAZELEYELİM
YIL 2015 Karaman’da bir çocuk ailesine bir şey anlattı. Bir başka çocuk daha anlattı. Sonra bir başkası…
Ve sonunda ortaya çıkan sayı insanın içini acıtacak kadar ağır: “45 çocuk.”
45 çocuğun hayatı bir yetişkinin hatasıyla, bir sistemin ihmaliyle değiştirilmişti.
Ve en kötüsü bu çocuklar “önceden konuşmuştu”.
Sessizlik onlara en ağır tokattan daha çok zarar verdi. Çünkü duymayan bir dünya, çocuğu yalnız bırakandır.
YIL 2016 İstanbul’da bir okul müdürünün 2016-2024 yılları arasında 15 öğrenciyi istismar ettiği iddiası. Olay, öğrencinin ailesinin fark ettiği mesajlar sonrası ortaya çıktı. Savcılık 300 yıla kadar hapis talep etti.
YIL 2021 Samsun’da öğretmenin 9 öğrenciye istismarı: Öğretmenin daha önce de benzer suçlardan mahkûm olduğu ortaya çıktı.
YIL 2024 İstanbul Çekmeköy’de özel okul skandalı: Bir özel okulda çalışan yabancı uyruklu öğretmen, öğrencilere cinsel istismar suçlamasıyla gözaltına alındı.
Okul hakkında da “suçu bildirmeme ve kaçak çalışan çalıştırma” soruşturması açıldı.
YIL 2025 TUVALET Mİ? GÖZETLEME YERİ Mİ?
Adana’da özel bir okulda çalışan öğretmen tuvaletlere gizli kamera yerleştirdi. Güvenlik ve denetim o kadar zayıf ki kamerayı başka bir öğretmen fark ediyor ama sistem o vakte kadar fark etmiyor.
Sonra başka şehirler, başka okullar. Her seferinde aynı cümle: “Bu münferit bir olay.”
Bu haberlerin sıklığına bakınca insan ister istemez düşünüyor: Eğer her biri münferitse, ülkede bu kadar çok münferit nasıl oluyor?
Son 25 yılın haber arşivlerini karıştırdığınızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Bir yanda “değerler eğitimi”, “ahlak”, “milli ve manevi nesil” söylemleri. Tören konuşmalarında “çocuklar bizim geleceğimiz” cümleleri…
Diğer yanda ise düzenli aralıklarla patlayan istismar skandalları, örtbas girişimleri, gecikmiş soruşturmalar ve kamuoyunun birkaç gün süren öfkesi.
Sonra yine sessizlik.
Belki de artık şu soruyu dürüstçe sormanın zamanı gelmiştir:
Bir çocuk okulda istismar edildiğinde ilk refleks tepki ne oluyor?
Hızlı ve şeffaf bir soruşturma mı yürütülüyor, yoksa kurum önce kendi itibarını öncelikli mi tutuyor?




Çok doğru ve güzel bir yazı olmuş, acı gerçeklere değinmişsiniz. Çocuklarımızı koruyalım, onları dinleyelim…