
En tehlikeli yalan, kutsal ambalajla sunulandır.
İnsanlık tarihi boyunca iktidarların, çıkar odaklarının ve güç sahiplerinin en işlevsel
silahlarından biri “Allah ile aldatmak” olmuştur. Çünkü Allah adına konuşan birine
itiraz etmek zordur. Hele ki sorgulama kültürü zayıf, biat geleneği güçlü toplumlarda
bu yöntem neredeyse kusursuz işler.
Din, bireyin vicdanını diri tutan bir ahlak kaynağı olmaktan çıkıp siyasal bir
enstrümana dönüştüğünde, kutsal kavramlar birer dokunulmazlık zırhına dönüşür. O
zırhın arkasına saklananlar için hesap vermek gerekmez; sadece “kutsal” kelimelerle
konuşmak yeterlidir.
Birini toplum nezdinde itibarsızlaştırmak mı istiyorsunuz?
Onu kutsala karşıymış gibi gösterin.
Gerisini kalabalıklar halleder.
Libya halk edebiyatında anlatılan bir hikâye bu meselenin özünü çarpıcı biçimde
ortaya koyar.
Bir adam eve gelir; eşini ağlarken bulur. Kadın, evin önündeki ağaca konan kuşların
kendisini başı açık gördüğünü, bunun Allah katında günah olabileceğini söyler. Adam
bu “hassasiyetten” etkilenir, ağacı kökünden söker.
Gün gelir, eve erken döner. Kuşlardan haya eden eşini bir başkasının kollarında
bulur. Hiçbir şey söylemez, şehri terk eder.
Yolu bir kalabalığa düşer. Kraliyet hazinesi çalınmıştır. Herkes meydanda
bekletilmektedir. Kalabalığın içinde biri dikkat çeker: Ayak parmaklarının üzerinde
yürüyen bir din adamı. Sebebi sorulunca şu cevap verilir: “Karınca ezmemek için
böyle yürüyor. Allah korkusundan.”
Adam bağırır: “Hırsızı buldum!”
Kısa bir sorgudan sonra din adamı suçu itiraf eder.
Kral merak eder: “Nereden bildin?”
Cevap nettir:
“Allah korkusunu gösterişe dönüştürenler, çoğu zaman başka korkularını
saklıyorlardır.”
Bu hakikat, Miguel de Cervantes’in ölümsüz eseri Don Kişot’ta da başka bir biçimde
karşımıza çıkar. Don Kişot, Şeytan’a sorar:
“Ormanda ‘Allah Allah’ diye bağıranlar da senin adamların mıydı?”
Şeytan güler:
“Ne sandın? ‘Şeytan Şeytan’ diye mi bağıracaklardı?”
Kötülük hiçbir zaman kendi adıyla gelmez.
Aldatma, her zaman en kutsal kelimeleri ödünç alır.
Bugün mesele dine karşı olmak ya da olmamak değildir.
Mesele, dini kullanarak güç devşirenlere karşı uyanık olabilmektir.
Hakikat, bağırmaz.
Gösteriş yapmaz.
Kendini kanıtlama telaşına düşmez.
Ama istismar edenler yüksek seslidir.
Çünkü ses yükseldikçe sorgulama bastırılır.
Gözümüzün önünde yaşananlara bir de bu mercekten bakalım.
Belki o zaman kimin gerçekten Allah’tan korktuğunu, kimin Allah korkusunu
kullandığını ayırt etmek daha kolay olur.



