
12 Mart, sadece bir hükümetin istifası değil; 68 kuşağının hayallerine vurulmuş bir balyoz, üniversitelerin boğazına geçirilmiş bir ilmektir. O gün "ara rejim" adı altında serpiştirilen zehirli tohumlar, bugün eğitim sistemimizi saran o köhne ve gerici zihniyetin ana damarıdır. Sahi, 12 Mart unutuldu mu? Hayır; etkisi, cellatlarını aratmayacak bir acımasızlıkla artarak devam ediyor.
12 Mart Muhtırası: Eğitim ve gençliğin prangalanma süreci
12 Mart 1971 Muhtırası; toplumsal hareketlilik, anarşi ve ekonomik kriz gerekçeleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Süleyman Demirel hükümetini istifaya zorladığı, demokrasinin askıya alındığı karanlık bir dönemeçtir. Bu "ara rejim" dönemi, özellikle eğitim sistemi ve gençlik hareketleri üzerinde silinmez izler bırakmıştır.
Gençliğin ve özgür düşüncenin tasfiyesi
Müdahalenin temel hedeflerinden biri, yükselen sol görüşlü gençlik hareketlerini kökten kazımaktı.
Bu süreçte:
İdamlar ve baskı: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi öğrenci liderlerinin idamıyla sonuçlanan süreç başlatılmış; üniversite kampüsleri ağır baskı, gözaltı ve tutuklamalarla birer açık cezaevine dönüştürülmüştür.
Akademik kırım: Üniversitelerin özerk yapısı darbelenmiş; özgür düşünceyi savunan akademisyenler ve öğrenciler sağ-sol çatışması bahanesiyle hedef alınarak sistem dışına itilmiştir.
Eğitimin ideolojik dönüşümü ve gericileşme
Köy Enstitüleri'nin kapatılmasıyla başlayan nitelikli eğitim kaybı, 12 Mart süreciyle yeni bir safhaya evrilmiştir:
Müfredatın muhafazakârlaşması: Eğitim müfredatı, "Atatürkçülük" maskesi altında otoriter ve muhafazakâr bir kalıba dökülmüştür. Demokratik unsurlar zayıflatılırken; eleştiren değil, itaat eden bir toplum yapısı hedeflenmiştir.
Örgütlenme yasağı: Öğretmenlerin sendikal hakları ve örgütlenme özgürlükleri kısıtlanmış, eğitim emekçileri sıkı bir denetim mekanizmasına hapsedilmiştir.
Sıkıyönetim kıskacı:
11 ilde ilan edilen sıkıyönetimle birlikte okullar askerî bir titizlikle takip edilmiş, eğitim camiasında geniş çaplı ideolojik tasfiyeler uygulanmıştır.
Tarihsel bir hesaplaşma
12 Mart süreci, eğitim sisteminin demokratik işleyişten uzaklaştırıldığı ve müfredatın giderek gericileştirildiği bir dönemin kapısını aralamıştır. Bu müdahale, sorgulayan bireyler yerine; dogmatik ve saldırgan eğilimli bir nesil yetiştirme projesinin temellerini atmıştır.
Dünün faşist ve gerici aktörlerinin eğitim sisteminde açtığı bu derin yaralar, ne yazık ki bugün daha da ağırlaşan bir zihniyetle varlığını sürdürmektedir. Eğitimin bir özgürleşme aracı olmaktan çıkarılıp bir ideolojik baskı aracına dönüştürülmesini üzüntüyle ve ibretle izliyoruz.
Sahi, 12 Mart unutuldu mu? Hayır; etkisi, cellatlarını aratmayacak bir acımasızlıkla artarak devam ediyor.
Tarih, sadece tozlu raflarda kalan rakamlardan ibaret değildir; tarih, bugün soluduğumuz kirli havanın, çalınan geleceğimizin ve susturulan kürsülerimizin asıl failidir. 12 Mart 1971 Muhtırası, bu ülkenin aydınlık yüzüne vurulmuş en ağır, en organize ve en gerici darbelerden biridir.
"Anarşi ve kaos" nakaratlarıyla gelenler, aslında bu toprakların en nitelikli kuşağını, 68’lileri öğütmek için kurulmuş bir devlet mekanizmasının dişlileriydi.
68 kuşağının üzerine çöken kâbus
12 Mart, 68 kuşağının tam üzerine bir karabasan gibi çöktü. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi tam bağımsız bir Türkiye hayali kuran fidanları darağacına gönderen zihniyet, sadece üç canı değil, bir toplumun uyanışını hedef aldı. Üniversite kampüslerini askerî kışlaya çeviren, özgür düşünceyi "anarşi" sayan bu faşist akıl, 12 Eylül’ün o daha karanlık, daha vahşi altyapısını ilmik ilmik ördü. O gün üniversitelerden atılan her ilerici akademisyen, bugün üniversitelerin neden birer "diploma fabrikası" ve "itaat merkezi" hâline geldiğinin ilk kanıtıdır.
Müfredattan tasfiye: Gericiliğin ilk tohumları
Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla başlatılan o büyük "aydınlanma karşıtı" hamle, 12 Mart ile zirve yaptı. "Atatürkçülük" kavramının içini boşaltıp, onu otoriter ve muhafazakâr bir cendereye dönüştürenler; sorgulayan nesiller yerine biat eden, kin güden ve saldırgan bireyler yetiştirmenin kapısını araladılar.
Eğitimin kışla disiplinine sokulması tesadüf değildir. Hedef belliydi: Düşünmeyen, itiraz etmeyen, sadece emredileni yapan bir toplum...
12 Mart unutuldu mu?
Herkes kendine şu soruyu sormalı: 12 Mart unutuldu mu? Hayır, unutulmadı! Aksine, etkisi bugün her okul sırasında, her sansürlenen ders kitabında ve her atanan liyakatsiz rektörde acımasızca hissedilmeye devam ediyor. Dünün o faşist ve gerici aktörleri, bugünkü daha da karanlık zihniyetin yolunu açan öncülerdir.
O dönemin tüm gerici figürlerini, gençliğin katillerini ve eğitimi ideolojik bir bataklığa çevirenleri tarih önünde bir kez daha lanetliyoruz. Bugün daha da kötüleşen bu "eğitim enkazını" üzüntüyle izlerken biliyoruz ki; 12 Mart bitmedi, sadece biçim değiştirdi. Ancak şunu da biliyoruz: Hafıza, direnişin en büyük silahıdır.




Kalemine sağlık sevgili kardeşim Dogan.Q2 Eylül sağcı solcu tum aydınlara ülkenin geleceğine vurulmuş bir balyozu.oncesinde birbirine ozellikli kirdirilsn gencligi bizim cocuklar diyrn emperyalist guclere ezdirdi ve bu gunlere gelindi.yazik ama Atatürkün cizdigi yolada kurtulus var tabiki
Cok guzel ozetlemissin.sagolasin.