BIST 100
14.332,24 -0,02%
DOLAR
45,0225 0,11%
EURO
52,7226 0,23%
GRAM ALTIN
6.804,44 0,37%
FAİZ
40,15 -0,32%
GÜMÜŞ GRAM
109,44 0,40%
BITCOIN
78.270,00 0,47%
GBP/TRY
60,7900 0,21%
EUR/USD
1,1705 0,19%
BRENT
104,78 -0,28%
ÇEYREK ALTIN
11.125,26 0,37%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
15 °

ÜNİVERSİTE Mİ, RANT MERKEZİ Mİ?

Mehmet Yahya Tekeci yazdı

Türkiye’de 2026 itibarıyla 199 devlet ve vakıf üniversitesi bulunuyor. Bu sayı, ilk bakışta bir başarı hikâyesi gibi sunuluyor. Siyaset kürsülerinde alkışlanan, açılış törenlerinde övülen bir “büyüme” anlatısı var. Ama bu anlatının arkasına baktığınızda karşınıza çıkan şey ne yazık ki bir eğitim hamlesi değil; planlı bir dönüşümün yan etkisi.

Daha açık konuşalım:

Bu ülkede üniversiteler bilgi üretmek için değil, şehirleri ekonomik olarak döndürmek için araçsallaştırıldı.

Bir şehre üniversite açıldığında ilk hareketlenen ne oluyor?
Ne akademik kadro.
Ne bilimsel yayın.
Ne araştırma merkezi.

İlk hareketlenen emlak piyasası oluyor.

Arsalar değerleniyor.
Kira fiyatları fırlıyor.
Üç odalı daireler beş kişilik apartlara bölünüyor.

Ve ardından aynı senaryo:
Cafe zincirleri, nargile mekânları, barlar, günübirlik tüketim alanları…

Çünkü sistemin derdi düşünce üretmek değil; tüketim üretmek.

Bu tablo tesadüf değil. Bu, doğrudan bir planlama sonucudur. Üniversiteler, merkezi iktidarın elinde bir kalkınma aracı olarak değil, yerel ekonomileri kısa vadede canlandıran bir “nakit akışı makinesi” olarak konumlandırıldı. Bunun adına da eğitim yatırımı dendi.

Oysa ortada eğitim yok; mekânsal genişleme var.

Bugün Anadolu’nun birçok şehrinde üniversite var ama üniversite ruhu yok. Kampüs var ama kültür yok. Bina var ama içerik yok.

Peki bunun bedelini kim ödüyor?

Gençler.

Barınma krizi artık istisna değil, kural haline gelmiş durumda. Devlet yurtları yetersiz, özel yurtlar denetimsiz. “Apart” adı verilen, aslında çoğu zaman kaçak işletilen mekânlar, öğrencilerin çaresizliğinden besleniyor. Yangın güvenliği yok, hijyen yok, denetim yok.

Ama kira var. Hem de acımasız bir kira.

Bir öğrencinin ailesi, çocuğunu okutmak için artık sadece eğitim masrafı değil; bir şehrin şişirilmiş rantını da finanse etmek zorunda. Bu tabloyu görmeyen bir yönetim aklından söz edemeyiz. Görüp de müdahale etmeyen bir iradeden söz ederiz.

Daha vahimi şu:

Bu sistem, üniversiteyi bir “sosyal mühendislik aracı” olarak da kullanıyor.

Gençler düşünmesin, tartışmasın, üretmesin…
Meşgul olsun.
Tüketsin.
Borçlansın.
Hayata geç başlasın.

Çünkü sorgulayan bir gençlik, yönetilmesi zor bir gençliktir.

Bu yüzden kütüphaneler geri planda kalıyor.
Bu yüzden araştırma bütçeleri yetersiz bırakılıyor.
Bu yüzden akademi, liyakatten çok sadakatle şekilleniyor.

Ve sonra dönüp gençlere soruluyor:
“Neden üretmiyorsunuz?”

Üretim, uygun ortam ister.
Bilim, özgürlük ister.
Üniversite ise karakter ister.

Siz gençlere ne verdiniz ki ne bekliyorsunuz?

Bugün Türkiye’de birçok üniversite, dünya sıralamalarında yer bulamıyor. Akademik yayın sayısı sınırlı, uluslararası etki düşük. Ama açılış törenleri görkemli. Kurdeleler kesiliyor, nutuklar atılıyor.

Çünkü mesele vitrin.

Gerçek içerik değil, görünen büyüklük önemli.

Bu anlayış sürdükçe ortaya çıkan şey şudur:

Diploma enflasyonu.

Her yıl yüz binlerce mezun veriliyor ama bu mezunların önemli bir kısmı iş bulamıyor. Bulsa bile alanında çalışamıyor. Çünkü piyasanın ihtiyacı ile üniversitelerin ürettiği insan profili arasında ciddi bir kopukluk var.

Sonuç?

Umutsuz bir gençlik.
Eğitimine yabancılaşmış bireyler.
Ve giderek derinleşen bir toplumsal kırılma.

Şimdi sorulması gereken asıl soru şu:

Gerçekten üniversite mi açıyoruz, yoksa kontrollü bir rant düzeni mi inşa ediyoruz?

Eğer bir şehirde üniversite açıldığında ilk yükselen yapı kütüphane değil de cafe ise,
ilk planlanan şey laboratuvar değil de rezidans ise,
ilk çözülmesi gereken sorun bilim değil de kira ise…

Orada eğitimden söz edemezsiniz.

Orada sadece iyi pazarlanmış bir illüzyon vardır.

Ve her illüzyon gibi, bu da bir gün dağılır.

O gün geldiğinde elimizde ne kalacak?

Bilim üretmeyen üniversiteler,
niteliksiz diplomalar,
ve kaybedilmiş bir nesil.

İşte asıl maliyet budur.

Ve bu maliyet, hiçbir bütçe kaleminde yazmaz.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?