
Bir İmam Hatip Lisesi mezunu olarak yazıyorum.
Dışarıdan konuşmuyorum. İçinden konuşuyorum.
Ve ısrarla, dilim döndüğünce anlatmaya devam ediyorum:
Bugün İmam Hatip okullarının sayısındaki artış, yalnızca eğitim sistemimizi değil, bizzat İmam Hatip ruhunu da sorgulatır hale gelmiştir.
Çünkü mesele artık “var olmak” değil, “ne kadar nitelikli var olduğumuz” meselesidir.
2002 yılına kadar Türkiye’de yaklaşık 450 civarında İmam Hatip Lisesi bulunuyordu. Öğrenci sayısı ise 60-70 bin bandındaydı.
Bugün ise bu sayı dramatik biçimde değişti:
2025 itibarıyla 1.700’ün üzerinde İmam Hatip Lisesi,
3.500’e yakın İmam Hatip Ortaokulu
ve toplamda 1,5 milyona yaklaşan öğrenci sayısı…
Yani sayı yaklaşık 4-5 kat artmış durumda.
Peki aynı oranda kalite arttı mı?
İşte asıl soru bu.
1970’lerde, 80’lerde bu okullar bir “ideal”in temsilcisiydi.
Sadece meslek öğreten değil, karakter inşa eden kurumlardı.
Bir öğrenci:
- Kur’an’ı sadece okumaz, anlamaya çalışırdı.
- Hadisi sadece ezberlemez, onu yaşamaya çalışırdı.
- Hitabeti kürsüde öğrenir, cemaat karşısında sınanırdı.
Bugün birçok kişinin hayal bile edemeyeceği bir pratik eğitim vardı:
Bir öğrenci, mezun olabilmek için farklı camilerde görev yapar, cemaatle yüzleşir, hata yapar, öğrenir, olgunlaşırdı.
Bu sistem sadece bilgi değil, sorumluluk üretirdi.
Bugün ise sayı arttıkça bu ruhun seyrelmeye başladığını üzülerek görüyoruz.
Her ile, neredeyse her ilçeye açılan İmam Hatipler…
Her üniversiteye kurulan İlahiyat Fakülteleri…
Ama ortada ciddi bir sorun var:
Nicelik arttı, nitelik aynı oranda artmadı.
Bugün Türkiye’de 100’ün üzerinde İlahiyat Fakültesi bulunuyor.
Ancak sahaya baktığımızda, bu fakültelerin önemli bir kısmı (istisnalar elbette var) eski İmam Hatip mezunlarının derinliğini ve donanımını veremiyor.
Bu bir eleştiri değil, bir tespittir.
Çünkü eğitim, tabelayla değil, içerikle büyür.
Okul açmak kolaydır.
Ama okul ruhu inşa etmek zordur.
Bugün geldiğimiz noktada şu gerçekle yüzleşmek zorundayız:
Bir şeyin çoğalması, onun değerini artırmaz.
Aksine, kontrolsüz çoğalma çoğu zaman değeri aşındırır.
İmam Hatipler bir zamanlar “az ama öz”dü.
Bugün ise “çok ama tartışmalı” hale gelme riskiyle karşı karşıya.
Bu yazı bir karşı duruş değil.
Bir hatırlatmadır.
Çünkü mesele İmam Hatiplerin varlığı değil,
hangi kaliteyle var olduğu meselesidir.
Eğer bu okullar yeniden güçlü bir anlam üretmek istiyorsa,
önce şu soruya dürüstçe cevap vermelidir:
Biz gerçekten çoğalıyor muyuz,
yoksa sadece kalabalıklaşıyor muyuz?



