
Bir önceki yazımızda ifade etmiştik, geçtiğimiz 1,5 sene zarfında, “Yeni Çözüm Süreci” çerçevesinde TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” ile somutlaşan siyasi girişim nedeniyle cumhuriyet ve cumhuriyetçilik kavramları özel bir önem kazanmış, adeta her niyete yenen muz misali birçok kesim tarafından çok farklı değerlendirmelere maruz kalmıştı.
Her ne kadar son dönemlerde biraz havası kaçmış olsa da, söz konusu komisyonda, var olan cumhuriyetle köklü sorunları olan AKP, MHP ve DEM Parti ile onların müttefikleri ya da “birlikte yürüdükleri” siyasi aktörlerin seçimlerde aldıkları oylar ve TBMM’deki milletvekili sayıları itibarıyla çoğunluğu oluştukları görülmekte. Dolayısıyla, yüzeysel bir bakışla, pekâlâ ülkemizde cumhuriyetein temel değerlerine karşı çıkan vatandaşlarımızın toplumda çoğunluğu oluşturdukları gibi bir izlenim doğabilmektedir.
Bu yazıda, somut anket ve araştırmalardan da yararlanmak suretiyle, ülkemizde cumhuriyet değerlerine olan fiili ve güncel desteğin hangi seviyede olduğunu tartışmaya çalışacağız. Bunu yaparken de, cumhuriyetin en temel iki değeri olarak laiklik ve “ulus devlet” prensiplerine yönelik destek seviyelerini tespit etmeye çalışacağız.
Kötü gazetecilik yapıp yazının en sonunda ortaya çıkacak sonucu en başta ifade edeyim, cumhuriyetçilerin üzerinde ortaklaştıkları iki temel prensip olan “laiklik” ve “ulus-devlet” konusunda halkımızda genel bir kabul ve uzlaşma vardır. Ne siyasi İslam’ın ümmetçilik anlayışı, ne de etnik temelli bir siyaset tarzı ve ayrılıkçılık, bugünlerde karşı tarafça kopartılan onca tantanaya rağmen halkımız nezdinde ciddi bir destek bulmaktadır. Gözlemlerimize dayanarak da kolaylıkla söyleyebiliriz ki, ülkemizde üniter yapı ve laiklik konusundaki uzlaşma, partileri de, etnik, dini, mezhebi ve sınıfsal farklılıkları da aşacak şekilde güçlü bir desteğe sahiptir.
Ancak, bu konudaki sözlerimizin sadece iyi niyetli bir varsayım olmasının önüne geçmek için, bu tezimizin somut araştırma sonuçlarıyla örtüşüp örtüşmediğine de bakmamız gerekiyor. Eğer halkımızın ne kadarının laiklikten ve üniter yapıdan yana olduğunu, ne kadarının şeriattan ve ayrı bir Kürt devletinden yana olduğunu tespit edebilirsek, ülkemizde cumhuriyete ne kadarlık bir halk desteği olduğunu da, cumhuriyetçi cephenin gücünü de üç aşağı beş yukarı anlamış oluruz.
İnternette küçük bir arama ile halkımızın bu konulardaki sosyal ve siyasi eğilimlerini ölçen anketlere ve araştırmalara ulaşmak mümkün. Ben temel ve güçlü eğilimlerin varlığını göstermek açısından sadece birkaç tanesine değineceğim.
Bilindiği üzere, TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı), diğer pek çok konudaki araştırmalarının yanı sıra, ülkedeki sosyal ve siyasal eğilimleri de takip etmeye çalışıyor. 2016 ve 2020 senelerinde, örneğin, vatandaşların laik bir ülkede yaşamak isteyip istemediklerini de sormuş. Çıkan sonuçlara göre, 2016 senesinde laikliği savunanların oranı %75 iken, 2020 senesinde bu oran %81’e yükselmiş.
Söz konusu çalışmada, ankete katılanlardan, “kendi inanç ve uygulamalarım en doğrusudur.” diyenlerin oranı da, 2016 senesinde %47 iken, 2020 senesinde %36’ya düşmüş. Gene aynı çalışmada, “başımı örterim” diyenler ile “her gün oruç tutarım” diyenlerin oranlarında da önemli düşüşler olduğu görülmektedir.
Ülkemizin 23 senedir siyasi İslamcı bir yönetim altında eğitimden yargıya, yasamadan yürütmeye kadar her alanda “dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz” diyenlerin güdümünde olduğu dikkate alındığında, seküler yaşam tarzının popülaritesini giderek artırdığını, radikal ve muhafazakâr eğilimlerin güç kaybettiğini görüyoruz. Bu durum, aslında cumhuriyet prensiplerinin topluma nasıl kök saldığının önemli bir göstergesi olarak da anlaşılmalıdır.
Benzer bir çalışma, 2023 senesinde MetroPoll araştırma şirketi tarafından da yapılmıştır. “Türkiye’de laik yönetimi gerekli görüyor musunuz?” sorusunun yöneltildiği ankette, farklı siyasi partilerin seçmenlerinin bu konulardaki eğilimleri tespit edilmiştir.
Mezkûr ankette, TBMM’de temsil edilen partilerin hiç birisinde “laikliğe karşıyım” diyenlerin oranı %50’yi geçmemiştir. Anket yapılanların tamamı ele alındığında da, vatandaşın sadece %28,6’sının laikliğe karşı oldukları görülüyor. Buna AKP ve Yeniden Refah Partisi seçmenleri de dâhildir. Yazıyı fazlaca istatistiğe boğmamak adına ayrıntılara girmiyorum, isteyen internette araştırıp tek tek bütün partilere ait sonuçlara da bakabilir.
Yukarıdakiler, cumhuriyetin iki temel ideolojik ayağından, “laiklik” ile ilgili olanlardı. Bir tane de ülkemizdeki ayrılıkçı eğilimler üzerine anket paylaşarak, var olan durumu istatistiki olarak da teyit etmekte fayda var. Ülkemizde kendilerini öncelikle “Kürt” olarak tanımlayan vatandaşlarımız, “Ulus-devlet” ve “üniter yapı” konularında ne düşünüyorlar?
Kadir Has Üniversitesi’nin 2020 yılında yapılan Türkiye Eğilimleri Araştırması’nda, birincil kimlik olarak kendilerini Kürt olarak tanımlayan vatandaşlarımıza, arzu ettikleri yönetim şekli sorulmuş. Katılımcıların sadece %25,6’sının “bağımsız bir Kürt devleti” istedikleri görülürken, söz konusu oranın, aynı sorunun sorulduğu 2015 yılında % 32,6 olduğu görülüyor ki, bu da, 5 senede bağımsızlık isteyenlerin oranında %21,5’luk bir azalış olduğu anlamına geliyor. Kısacası, ülkemizde kendisini Kürt olarak tanımlayanların yaklaşık %75’i, ayrı bir devlet altında yaşamak istemiyor.
Bu konuda kopartılan yaygaraya bakıldığında, bu oranın yanlış olduğu da düşünülebileceğinden, bu hesabı başka bir açıdan da teyit etmekte fayda var.
Gerek Birleşmiş Milletlerin, gerekse birçok bağımsız kurumun hesaplamalarına göre, ülkemizde birincil kimliklerini “Kürt” olarak tanımlayanların oranı %20 civarındadır. Son Genel Seçimlerde DEM Parti’nin öncülü olan “Yeşiller ve Sol Gelecek Parti (YSP)”nin oy oranı %9’dur. Bugünlerde onun devamı olan DEM Parti’nin oy oranı da anketlerde %8-9 düzeyinde seyretmektedir. Yani kendilerine öncelikle “Kürt” diyenlerin en fazla %45’i bu partiye oy vermektedirler. Söz konusu partiye oy verenler içerisinde ayrı bir Kürt devleti kurmaktan ziyade, hayvan hakları savunucuları, kadın hareketleri, LGBTİ, çevreciler ile birçok sosyalist parti ve hareket bulunmaktadır. Ayrıca, doğrudan kendi seçmen kitlesinin de önemli bir kısmının ayrılıkçı olmadığını dikkate aldığımızda, Türkiye çapında Kürt vatandaşlarımızın %75’inin ayrı bir devlet altında yaşamak istemedikleri sonucunu bir kez daha teyit etmiş oluruz.
Esasen DEM Parti’nin öncülü olan partilerin kemikleşmiş seçmen kitlesi de uzun yıllar boyunca %5-6 seviyesinde seyretmiş olup Yöneylem Sosyal Araştırmalar Şirketi’nin 2021 Eylül ayında yapmış olduğu “Türkiye Siyaset Paneli” araştırmasına göre, HDP’nin çekirdek seçmen kitlesi %4,9 olarak tespit edilmiştir. Buna göre hesapladığımızda da, yaklaşık olarak gene aynı neticeye ulaşmış oluyoruz.
Siyaset sahnemizde son dönemlerde realize olan DEM Parti, MHP ve AKP ittifakı nedeniyle, birçok cumhuriyetçi vatandaşımızın ümitsizliğe kapılmakta olduğunu görüyoruz. Söz konusu partiler ile onların muhtemel paydaşlarının/destekçilerinin oy oranlarına ve TBMM’deki milletvekili sayılarına baktığımızda, sanki cumhuriyetin ideolojik temellerine karşı olanlar çoğunluğu oluşturuyorlarmış gibi bir izlenim doğuyor.
Bununla birlikte, söz konusu partilerin seçmenleri de dâhil olmak üzere, vatandaşlarımızın temel cumhuriyet değerleri üzerindeki, somut araştırmalarla da desteklenen güçlü konsensüsü dikkate alındığında, istedikleri kadar birlikte hareket etsinler, ülkemizde aslında yeni Osmanlıcı, ümmetçi ya da etnik kimliği öne çıkartan politikalara olan fiili desteğin son derece sınırlı kaldığını görüyoruz. Gerek siyasi analizler gerekse somut saha araştırmaları, laiklik ve üniter devlet yapısına yönelik olarak, siyasi parti tercihleri ile TBMM milletvekili kompozisyonlarını aşan güçlü bir desteğe işaret ediyor.
Kopartılan bütün yaygaraya rağmen, ülkemizde cumhuriyetin temelleri oldukça güçlüdür, halkımız da bu değerlere sahip çıkmaya devam etmektedir. Esasen son gelişmeler de gösteriyor ki, söz konusu “Yeni Açılım” süreci, bu öneriyi hayata geçirmeye çalışan iktidar partisi seçmenleri arasında dahi yeterli destek bulmamış, söz konusu süreç neredeyse sadece Abdullah Öcalan’ın bir şekilde hapis cezasından ev hapsine çıkartılma projesine dönüştürülmüştür.
Bu çerçevede, gizli pazarlıklar yoluyla TBMM komisyonları aracılığı ile hayata geçirilmeye çalışılan cumhuriyet karşıtı politikalara karşı, cumhuriyet değerlerini savunanların başarı şansı oldukça yüksektir. Yeter ki enseyi karatmayalım, Cumhuriyet değerleri etrafında oluşturduğumuz cepheyi genişletecek adımları cesaretle atmaya ve Cumhuriyetçilerin birliğini güçlendirmeye devam edelim.



