
Sürekli sorduğum sorulardandır aslında, biz insanoğluna kötü karakteri ne zaman yüklemeye başlıyoruz. Hepimiz anne baba olduğumuzda, çocuklarımızı hayata hazırlarken onlara hep güzellikleri ve iyilikleri anlatarak vicdan ve ahlak sahibi evlatlar yetiştirmeye çalışıyoruz. Hepimizin çabası ortak bir hal gibi görünürken peki dünyada önümüze çıkan kötü davranışlar nasıl öğreniliyor ve öğretiliyor.
Artan Kadın şiddeti ve cinayetleri, çocuk cinayetleri, hayvanlara yapılan çirkin saldırılar-işkenceler, yolsuzluklar, iftiralar, hırsızlıklar. En ufak bir sorunun hızlıca tartışma ve kavgaya dönüşmesi. Çünkü hep haklıyız, dinlemiyoruz dinlemediğimiz için de anlamıyoruz.
Bu durumu biraz da şuna bağlıyorum. Anlamak.
Matematikte bana kalan kritik bilgilerden biri problemi çözmek için önce ne istediğini anlamamız gerektiğidir. Bu durum sürekli problem olmasa da hayatın tüm süreçlerinde kullanabileceğimiz bir kavram bence. Karşımızda sohbet ettiğimiz kişiyi de anlamamız gerekiyor. Dinlediklerimizi izlediklerimizi her şeyi anlamamız. Anlamadan verdiğimiz geri bildirimin ne kadar doğru olacağını sanırım yorumlamamıza gerek yoktur.
Son dönemde çevremize dikkat edin. Anlamak için dinlenmiyorsunuz sohbetlerinizde, herkes gelen cümleye vereceği cevabı düşünüyor karşı taraf konuşurken. Dolayısıyla anlamıyor anlaşamıyoruz. Ama sürekli sohbetlerde haklı olmak istiyoruz. Bu durum karşı tarafa kendi düşüncemizi dikte etme noktasına kadar geliyor. Sohbetlerimizde düşünceleri dinleyerek kendi düşüncelerimizi de ifade edip bırakmıyoruz. Sizi dinleyip anlamayan kişilere karşı haklı olmanızın bir faydası var mı?
Dünyaya kendi penceremizden bakmaya devam ederek tüm sonuçların bize faydalı olması gerektiği bir yaşama evrildik. Eskilerin dediği gibi keseri hep kendimize doğru yontuyoruz. Burada kritik olan insan doğası mı değişiyor yoksa yaşam koşulları insanı mı değiştiriyor. Gerçi sebebi ne olursa olsun sonuç aynı, değişenin insan olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu değişimin olumsuzun yoğun olduğu şekli bizi bu sorgulamaya itiyor. İnsan; her geçen gün bencilliği artan, vicdansızlığıyla şaşırtan, sadece kendi türüne değil, çevresindeki canlılara ve hatta yaşadığı gezegene bile zarar verebilen bir yaşam formuna dönüşüyor gibi geliyor bana.
Biz artık sorgulamıyoruz. Alışan halimizin verdiği tepkiler olan “insanlık öldü”, “vefa İstanbul’da bir semt” gibi kalıplaşmış sözler ile sıradanlaştırıyoruz.
Belki de bütün bu tablo aynı temel soruna işaret ediyor. Geçmişte yaşadığımız travmaların etkisiyle anı yaşarken verdiğimiz sorumsuz tepkilerin, gelecekte doğurabileceği sonuçları düşünemiyoruz. Oysa bugün karşı karşıya olduğumuz birçok sorunun temelinde de bu kısa vadeli bakış açısı yatıyor olabilir. Yani maalesef anı doğru yaşayamıyoruz. Ya geçmişe hapsolmuşuz ya da gelecek kaygısı da bize imkan vermiyor.
Bu yüzden çok sevdiğim bir sözü hatırlıyorum:
"Eğer çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısındır."
Aslında bu cümle, bireysel sorumluluğumuzu tek başına özetliyor.
İlginçtir ki bazı yapay zekâ senaryolarında da benzer bir çıkarımla karşılaşıyoruz. Yaşamın sürdüğü bir ortam farklı canlı türleriyle simüle edildiğinde, olumlu dönüşümün yalnızca insan faktörünün yaşam ortamından çıkarıldığında gerçekleştiği senaryolar üretiliyor. Elbette bunlar sadece kurgu. Ancak insanın kendi davranışlarını sorgulaması açısından düşündürücü bir metafor sunuyor.
Belki de bu yüzden Cem Yılmaz'ın G.O.R.A filminin finaline doğru duyduğumuz "İnsanlara ne oldu?" repliği ya da Aykut Enişte filmindeki "Bize ne oldu?" sorusu bugün bana her zamankinden daha anlamlı geliyor.
Sahi... Bize ne oldu?
Sevgi ile kalın…



Harika