BIST 100
14.121,83 -0,43%
DOLAR
46,6497 0,01%
EURO
53,2699 -0,05%
GRAM ALTIN
6.047,06 0,39%
FAİZ
40,21 0,37%
GÜMÜŞ GRAM
89,62 2,45%
BITCOIN
58.473,00 -2,89%
GBP/TRY
61,8530 -0,03%
EUR/USD
1,1414 -0,07%
BRENT
73,02 -0,18%
ÇEYREK ALTIN
9.886,95 0,39%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
27 °

Susmak Çözüm Müdür?

Melih Gözalan yazdı

Hayatta susmak çözüm müdür?

Bugün bunu irdeleyelim istiyorum. Bildiklerimizi kendimize saklamak, gerçeğin ortaya çıkmasında sessiz kalmak olayın taraflarına göre anlam kazanır. Sorgulamak istediğim bu ne kadar doğru.

Yalan söylemek ne kadar kötü bir davranış şekli ise doğruyu saklamak da bir o kadar kötü bir davranış olarak değerlendirilmeli midir? Bu konuda özellikle siyasi mücadele verenlerin söylemlerinde karşılaşırız. “Bildiklerimi anlatırsam sokağa bile çıkamaz” “Konuşursam yer yerinden oynar..." gibi. Peki neden biri de çıkıp anlatmaz? Gerçeğin saklanmasının kime ne gibi yararı olabilir. Hele bir de rakibinizin mücadeleyi kaybedebileceği hatta yargı karşısında ciddi cezalar alabileceği durumlarda bile.

Bu tür şantaj kokan beyanlar üzerine rasyonel birkaç soru sorup durumu sorgulayalım:

Bir suç ya da ayıp hakkında bildiklerini bir zorlama ile açıklayabileceğinin beyan edildiği durumlar aslında ilgili yargı birimlerinin dikkate alarak harekete geçmesi için bir beyan yerine geçer mi. Yani bir ihbar kabul edilmeli midir?

Bilinen ve açıklanmayan gerçekler bir suç hakkında ise bu bilgilerin saklanması suça iştirak etmek anlamına gelir mi? Dolayısıyla suç ortaklığı olarak değerlendirilebilir mi?

Böyle durumlarda saklanan konu küçük gibi değerlendirilirken aslında daha büyük vakalara gidebilecek olayların da ortaya çıkmasını sağlayacak ipuçları olabilir. Biz bankada çalışırken veznede her akşam kasa tutturulurdu. Eksik ya da fazla çıktığında mutlaka nereden kaynaklandığını bulmaya çalışırdık. Ki ters bir işlem yapılmış olması halinde hata daha büyük ve zarar verebilecek bir farka ulaşabilirdi. Mesela kasa çok küçük denebilecek tutarda fazla vermiş olsun. Hem fazla nasılsa çalışana bir zararı yok hem de zaten çok ufak bir tutar denilerek fark aranmaz ise hata da ters işlem işle gerçekleşmiş ise aslında kasa hem eksik hem tutar düşünülenden daha fazla ve çalışan ile müşteriye zarar verebilecek bir durum ile karşı karşıya kalınmış olabiliriz. Bu gibi karmaşayı önlemek için kasalarımız hatasız tutturarak kapatmaya dikkat ederdik.

Vatandaş olarak günlük sosyal hayatımızda karşılaştığımız basit durumlara vermediğimiz tepkilerin zamanla farklı nedenleri olmuştur. Belki birçoğu yukarıda bahsi geçen konu gibi hayati önem taşımasa da ortaya konacak tepkiler ile yaşam konforumuza fayda sağlayacak değişimlere sebep olabiliriz.

Fuzuli'nin yüzyıllar öncesinden gelen o meşhur dizesinde geçtiği gibi "Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" bugünkü ruh halimizin kusursuz bir yansımasıdır.

Bazı olumsuz durumların aktarılması sırasında uygulanan prosedürler, ihbarı yapan kişiye yaklaşım ve süreç içerisinde ihbarın yapan kişinin zarar görebilme ihtimalleri dikkate alındığında gördüklerimize verdiğimiz tepkiler ya daha yumuşak oluyor ya da hiç olmuyor.

"Susmak", sorgulayan ve gerçeğin farkında olan bir zihin için kendi doğasına ihanettir. Gönül ve akıl buna razı olmaz; çünkü susmak, oynanan tiyatronun sessiz bir figüranı olmayı ve vasatlığa boyun eğmeyi kabullenmek demektir. Psikolojide buna "Cassandra Sendromu" deniyormuş: Gerçeği ve yaklaşan tehlikeyi en net şekilde görüp, kimseyi buna inandıramamanın verdiği o derin yorgunluk.

Peki, hiç mi saklanabilecek gerçek yok? Mutlaka var. Bazı küçük yalanlar gibi, toplumu ya da kurumu etkilemeyecek türde gerçeklerin açıklanmaması "istisnanın kaideyi bozmadığı" türden sayılabilir. Aile içi sırlar, özel hayatın gizliliği, kurumsal/ulusal güvenlik ya da masumiyet karinesi gibi hassas durumlar dikkate alındığında, gerçeklerin açıklanması rasyonel bir şekilde askıya alınabilir.

Sonuç olarak, her gerçeğin aynı anda ve aynı şekilde açıklanması gerektiğini söylemek de, her suskunluğun erdem olduğunu söylemek doğru değildir. Asıl mesele; neyi, neden ve kimin yararına sakladığımızdır. Çünkü bazı gerçekler korunması gereken değerler uğruna bir süre sessizliğe emanet edilebilirken, bazı sessizlikler ise yanlışın büyümesine, adaletsizliğe ve toplumun vicdanının körelmesine sebep olabilir. Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Biz sustuğumuzda gerçekten bir sorunu mu çözüyoruz, yoksa çözülmemiş bir problemin sessiz ortağı mı oluyoruz?

Bazen bir toplumun kaderini, konuşanların cesareti kadar; susanların gerekçesi de belirler.

Sevgiyle kalın…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?