
Muharrem ayı… Yasın, paylaşmanın, vicdanın ve hakikatin ayıdır.
Kerbela'nın bize bıraktığı en büyük miras; zulme karşı dururken bile hakikatten, adaletten ve insan onurundan vazgeçmemektir. Bugün ise tam da bu mirasın gölgesinde, inançların siyasi hesaplaşmaların aracı hâline getirildiği, toplumun kutuplaştırıldığı ve nefret dilinin normalleştirilmeye çalışıldığı günlere tanıklık ediyoruz.
Son yıllarda özellikle Alevilik üzerinden yürütülen siyasi söylemler artık tesadüf olmaktan çıkmıştır. Bağlama, deyişler, cem erkânı ve Alevi kimliği; siyasi propagandanın bir parçası hâline getirilmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Tunceliliği üzerinden oluşturulan algılarla bütün bir kentin iradesi temsil ediliyormuş gibi bir hava oluşturulmaktadır.
Oysa ne Dersim tek seslidir ne de Aleviler tek tip düşünür.
Daha vahimi ise Aleviliğin en önemli inanç kavramlarından biri olan "düşkünlük" müessesesinin siyasi tartışmaların içine çekilmesidir. Düşkünlük; sosyal medya kampanyalarıyla ilan edilecek veya siyasi hesaplaşmalarda kullanılacak bir kavram değildir. Yolun ve erkânın kendi usulleri içinde yürütülen inançsal bir müessesedir.
Bugün parti binalarının önünde bir insana "Tunceli Ermenisi", "düşkün", "hain" diye slogan atılabiliyor.
Daha da düşündürücü olan, bu söylemler karşısında bugüne kadar kamu vicdanını rahatlatacak tek bir güçlü özür ya da net bir düzeltmenin yapılmamış olmasıdır.
Bir insanı memleketiyle, etnik kökeniyle veya inancıyla hedef göstermek; demokratik siyasetin değil, nefret siyasetinin dilidir.
Garip Dede Dergâhı önünde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik "hain" sloganlarının atılması da bu açıdan kabul edilemez.
Anıtkabir'de siyasi slogan atıldığında tepki gösteriyoruz.
Camilerde siyaset yapıldığında tepki gösteriyoruz.
Öyleyse Cemevlerinde hakaret sloganları atıldığında da aynı ilkeli duruşu göstermek zorundayız.
Cemevleri hiçbir siyasi partinin propaganda alanı değildir.
İstanbul Tuncelililer Derneği'nin yaptığı açıklamada da ifade edildiği gibi, Cemevi kapısında hakaret ve ayrıştırıcı sloganların yeri yoktur. İnanç merkezleri toplumu ayrıştıran değil, birleştiren mekânlar olmalıdır.
Son yaşananların ardından bir gerçek daha açıkça ortaya çıkmıştır. Sayın Celal Fırat artık bir tercih yapmalıdır. Ya DEM Parti milletvekilliğini ya da Garip Dede Dergâhı Vakfı Başkanlığını sürdürmelidir. Cemevleri tüm canların ortak inanç mekânıdır; aktif siyasetin gölgesinde kalmamalıdır.
Daha da acı olan ise bu sloganların içinde kendisini Alevi olarak tanımlayan insanların da bulunmasıdır.
Hangi sofralara oturdunuz da kendi yolunuzun değerlerine yönelen hakaretleri normal görmeye başladınız?
Hangi siyasi aidiyet, size kendi inancınızın kavramlarını hakaret malzemesi yapmayı dürüstlük gibi gösterebildi?
Kitle Psikolojisi ve Hakikatin Önemi
Burada anlatmak istediğim yalnızca yaşanan bir olay değildir. Asıl mesele, kitle psikolojisinin insanı nasıl değiştirebildiğidir.
Muaviye'nin meşhur "Dişi Deve" kıssasının verdiği mesaj tam da budur. Kalabalıklar bazen gerçeği değil, otoritenin söylediğini savunabilir.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
Yolsuzluk iddiaları ortaya çıkıyor.
Etik tartışmalar yaşanıyor.
Ama bazı insanlar sorgulamadan, araştırmadan, peşinen reddediyor.
Dün eleştirilen "Çalıyor ama çalışıyor." anlayışı, bugün farklı isimler üzerinden yeniden üretiliyorsa durup düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele kişiler değildir.
Mesele ilkelerdir.
Hakikat; partilerden, liderlerden ve siyasi aidiyetlerden daha değerlidir.
Tehlikeli Sloganlar
Geçtiğimiz günlerde Trabzon'da açılan "Biz yakarsak söndüremezler" pankartı da sıradan bir slogan değildir.
Bu ülke Madımak'ı, Maraş'ı, Çorum'u ve Çubuk'ta yaşanan linç girişimini unutmadı.
Toplumsal hafızada derin yaralar bırakan olayları çağrıştıran hiçbir ifade masum görülemez.
Şiddeti ve nefreti çağrıştıran dilin siyasette yeri olmamalıdır.
Son Söz
Mutlak butlan kararının ardından Cumhuriyet Halk Partisi içinde insanların birbirini "hain" ilan ettiği, düşmanlaştırıcı bir dilin giderek yaygınlaştığı bir süreç yaşıyoruz.
Bazı yayın organlarının tek taraflı yayın anlayışıyla bu kutuplaşmayı derinleştirdiği yönündeki eleştiriler de kamuoyunda tartışılmaktadır. Kimlerin hangi amaçla, nasıl bir yayın çizgisi izlediği elbette sorgulanabilir.
Ancak hepimizin unutmaması gereken daha büyük bir gerçek var.
Bugün söylenen sözler, yarın yüz yüze bakınca yük olmasın.
Sağduyuyu, ortak mücadele duygusunu ve birbirimize olan saygımızı kaybetmeyelim.
Pir Sultan Abdal'ın dediği gibi:
"Demiri demirle dövdüler; biri sıcak, biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar; biri aç, biri toktu."
Hakikatin tarafı olmak zordur.
Ama tarih; kalabalıkların değil, hakikatin yanında duranları hatırlar.



