BIST 100
13.694,19 -1,28%
DOLAR
46,0552 0,07%
EURO
53,0887 -0,78%
GRAM ALTIN
6.409,16 -3,23%
FAİZ
43,69 0,90%
GÜMÜŞ GRAM
100,37 -8,23%
BITCOIN
61.793,00 0,27%
GBP/TRY
61,4726 -0,72%
EUR/USD
1,1522 -0,77%
BRENT
92,87 -2,27%
ÇEYREK ALTIN
10.478,98 -3,23%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
20 °

EKRANDAKİ KURŞUN SOKAKTA PATLIYOR!

Nurlan Zaliyev yazdı

Bir toplumun aynası sanat mıdır, yoksa sanat mı toplumu şekillendirir? Bu soru yıllardır tartışılıyor. Kimileri dizilerin ve filmlerin sadece kurgu olduğunu, insanların izlediklerinden etkilenmeyecek kadar bilinçli olduğunu savunuyor. Ancak yaşanan olaylar bize başka bir gerçeği gösteriyor: İnsanlar izlediklerinden etkileniyor. Reklamların bizi etkilediğini kabul ediyoruz, sosyal medyanın bizi etkilediğini kabul ediyoruz, çevremizin bizi etkilediğini kabul ediyoruz. Peki milyonlarca kişinin aynı anda izlediği dizilerin ve filmlerin insanları etkilemediğini nasıl söyleyebiliriz? Bugün ekranlarda küfür eden, silah taşıyan, suç işleyen, insan döven ve öldüren karakterler çoğu zaman kötü örnek olarak değil, güçlü ve karizmatik insanlar olarak sunuluyor. İşin en tehlikeli tarafı da burada başlıyor. Çünkü sokakta bir insanın başka bir insanı dövdüğünü gören herkes tepki gösterir. Bir cinayete tanıklık eden herkes dehşete düşer. İnsanlar polisi arar, yardım ister, müdahale etmeye çalışır. Ama aynı olay televizyon ekranında yaşandığında milyonlarca insan o karaktere hayran olabiliyor. Bir karakter onlarca kişiyi öldürüyor ama kahraman ilan ediliyor. Bir mafya lideri insanlara korku salıyor ama posterleri duvarlara asılıyor. Bir suçlu karakterin sözleri günlük hayatta kullanılmaya başlanıyor. Şiddet alkışlandığında, suç karizma olarak gösterildiğinde ortaya ciddi bir sorun çıkıyor.

Türkiye'de yıllarca bir dizi karakteri için cenaze namazı kılındı. Ölüm yıldönümleri anıldı. İnsanlar bir kurgu karakteri gerçek bir insan gibi sahiplendi. Başka bir dizideki karakter için mezar taşı yaptıran hayranlar ortaya çıktı. Bazı gençler izledikleri karakterlerin isimlerini kullanarak çeteler kurdu. Kırıkkale'de bir çocuğun "Ben Polat Alemdar olacağım" diyerek arkadaşını öldürdüğü haberlere yansıdı. Irak'ta kendilerini Polat ve İskender olarak tanıtan çocukların karıştığı trajik olaylar yaşandı. 01 dizisindeki çetelerin isimleriyle gruplar kuruldu. Dünyanın birçok yerinde La Casa de Papel maskeleri sadece bir kostüm olmaktan çıktı, bazı soygunlarda kullanıldı. İnsanlar kurgu karakterlerin gücünü kendi hayatlarına taşımaya çalıştı. Elbette bütün suçların sebebi diziler değildir. Hiçbir insan yalnızca bir dizi izlediği için suçlu olmaz. Ancak dizilerin ve filmlerin insan davranışlarını etkileyebildiğini inkâr etmek de mümkün değildir.

Dünyadan örnekler de bu gerçeği gözler önüne seriyor. Fransa'da Breaking Bad dizisinden etkilendiği öne sürülen öğrencilerin arkadaşlarını asitte eritmeye çalıştıkları olaylar basına yansıdı. Amerika'da yine aynı dizinin etkisiyle yasaklı madde üretmeye çalışan kişilerin yakalandığı haberleri gündem oldu. Panama'da Squid Game benzeri etkinlikler ve oyunların yol açtığı tartışmalar dünya basınında yer aldı. Bu olayların her biri bize aynı soruyu sorduruyor: İnsanlar neden izledikleri karakterler gibi olmak istiyor?

Çünkü ekranlar sadece hikâye anlatmıyor, rol model de sunuyor. Özellikle çocuklara ve gençlere... Çocuklar gördüklerini taklit ederek büyür. Bir dönem fantastik diziler yayınlanırken kendisini peri zanneden, uçabileceğine inanıp balkonlardan atlayan çocuklarla ilgili haberler izledik. Bazıları yaralandı, bazıları hayatını kaybetti. Çünkü çocuk gerçek ile kurgunun sınırını her zaman yetişkinler kadar net çizemez. Bu yüzden ekranlarda verilen mesajlar çok önemlidir. Bugün en güçlü erkek karakterlerin elinde sigara görüyoruz. En güçlü kadın karakterlerin ağzında sigara görüyoruz. Karizma sigarayla özdeşleştiriliyor. Sertlik küfürle anlatılıyor. Güç silahla temsil ediliyor. Sonra da gençlerin neden sigaraya başladığını, neden küfürü normal gördüğünü, neden şiddeti sıradanlaştırdığını konuşuyoruz.

Yakın zamanda başka bir tartışma da İnci Taneleri dizisi üzerinden yaşandı. Dizide gösterilen pavyon ortamlarının bazı insanlar tarafından romantize edildiği, yüzlerce kadının bu ortamları yanlış tanıdığı ve bu alanlara yöneldiği yönünde iddialar ortaya atıldı. Daha da vahimi, bazı haberlerde bu algının gençleri ve çocukları olumsuz etkilediği ileri sürüldü. Gerçekten yaşanan her olayın sebebini tek bir diziye bağlamak doğru değildir. Ancak bir yapımın toplum üzerindeki etkisini tamamen yok saymak da doğru değildir.

Bütün bunları anlatırken kimse yanlış anlamasın. Ben televizyon izlemeyin demiyorum. Dizilerde hiç şiddet olmasın demiyorum. Küfür yasaklansın da demiyorum. Çünkü hayatın içinde bunlar var. Sanat hayatı anlatır. Ancak hayat sadece şiddetten, küfürden, ihanetten ve suçtan ibaret değildir. Hayatın içinde dostluk da vardır. Kardeşlik de vardır. Aile bağları da vardır. Komedi de vardır. Fedakârlık da vardır. Bugün sorun şiddetin ekranda olması değil, ekranların büyük bölümünün sadece bunun üzerine kurulmasıdır. İnsanlar her akşam mafya hikâyeleri, intikam senaryoları ve karanlık karakterler izlemek zorunda bırakılmamalıdır. Çeşitlilik olmalıdır. Bir genç ekranı açtığında yalnızca silah taşıyan adamları değil, insan kurtaran kahramanları da görebilmelidir. Sadece suç örgütlerini değil, dostluğu da izleyebilmelidir. Sadece ihanetleri değil, sadakati de görebilmelidir.

Geçmişte milyonları ekran başına toplayan aile dizileri vardı. İnsanları güldüren komediler vardı. Mahalle kültürünü anlatan yapımlar vardı. İnsanlar bir bölümü izledikten sonra kavga etmeyi değil, gülmeyi konuşuyordu. Bugün ise çoğu zaman reyting uğruna şiddet ve suç ön plana çıkarılıyor. Oysa toplumun ihtiyacı olan şey yalnızca karanlığı görmek değildir. Umudu da görmektir.

Asıl mesele ekranları yasaklamak değil, izlediği şeyden etkilenmeyen bir nesil yetiştirmektir. Çünkü çocuklarımızı ve gençlerimizi televizyondan, internetten ve dijital platformlardan tamamen uzak tutamayız. Ama onlara izledikleri şeyi sorgulamayı öğretebiliriz. Bir karakteri sevebilirler ama onun her davranışını doğru kabul etmemeleri gerektiğini öğrenebilirler. Bir diziyi takip edebilirler ama onu hayat rehberi haline getirmemeleri gerektiğini anlayabilirler. İşte gerçek başarı budur. Çünkü ekranlardaki hikâyeler değişebilir, karakterler değişebilir, modalar değişebilir. Ama izlediği ile gerçek hayat arasındaki çizgiyi koruyabilen bir nesil yetiştirebilirsek, o zaman hiçbir kurgu karakter bir çocuğun hayatından daha güçlü olamaz. Ekrandaki kurşun kurgu olabilir ama o kurşunun bıraktığı etki bazen gerçek hayatta yankılanabilir. Bu yüzden asıl mesele ne izlediğimiz değil, izlediğimizi nasıl yorumladığımızdır.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?