BIST 100
14.938,74 -1,29%
DOLAR
45,4008 0,09%
EURO
53,3506 -0,19%
GRAM ALTIN
6.862,77 -0,63%
FAİZ
41,97 0,62%
GÜMÜŞ GRAM
122,14 -2,76%
BITCOIN
80.794,00 -1,24%
GBP/TRY
61,4380 -0,51%
EUR/USD
1,1743 -0,34%
BRENT
107,71 3,36%
ÇEYREK ALTIN
11.220,63 -0,63%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
23 °

ANNELERE…

Melih Gözalan yazdı

Yazıyı kaleme aldığım gün 10.05.2026 Pazar. Bugün ANNEler Günü. Tüm annelerimizin, kendini anne olarak görebilen tüm kadınlarımızın anneler gününü kutlarım. Bence annelik sadece doğum gerçekleştirmekten ibaret bir durum değil bir davranış bir yaklaşım biçimi. Anne olamadığı halde, bazı anne olma şansını elde etmiş fakat farkında olamamış birçok kadından daha ANNE olan KADINlar var. Özellikle sizler de sağolun.

Bugün ne yazacağıma karar verememiş bir halde oturdum bilgisayar başına. İlk paragrafı yazınca aslında ne yazabileceğim kafamın içindeyavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. İNSAN.

Bizler doğduktan sonra sürekli olarak değişim ve gelişim gösteren varlıklarız. Lakin bu süreç maalesef herkeste pozitif bir sonuç ortaya koyamayabiliyor. Birlikte düşünelim! Her değişim bir gelişim olarak gerçekleşmiyor maalesef. Her anne – baba evlatlarını iyi birer insan olmaları için çaba sarf ederken, yolda karşılaştıklarımız ve yaşadıklarımız bizleri farklı hallere sokabiliyor.

Bu durumu mesela şuna benzetebilir miyiz? Ay yüzeyini gözünüzde canlandırın lütfen. Farklı farklı şekillerde ve büyüklüklerde kraterler var. Bir atmosferi olmadığı için uzayda başıboş dolaşan cisimlerin direk yüzeye çarpması ile ortaya çıkan kraterler. Gelelim benzetmeye güncel tabir ile metaforumuza; insanoğlu da yaşadıkları ile sürekli karakteri güncellenen bir durumda değil midir? İnsanın savunma mekanizmalarını (atmosferini) henüz inşa edemediği çocukluk ve gençlik dönemlerinde aldığı darbelerin (göktaşlarının) kalıcı izler bırakması ile biz de yeni bir ruh hali ve bakış açısı geliştirmez mi? Bu haliyle sürekli yeni şekil kazanarak yüzeyi değişen aydan ne farkımız var yani. Ayrıca bu da bizi durağan bir varlık değil, etkileşime açık bir canlı olarak tanımlıyor

Bu yaşanmışlıkların bizlerde yarattığı negatif enerji ve olumsuz bir gelişimi anlatan bir giriş oldu gibi. Ama bardağın dolu tarafına baktığımızda da kendisi ve etrafı için olumlu yönde kullanan insanların da hakkını teslim edelim.

Her geçen gün ortaya çıkan gelişmeler ile daha mutlu ve huzurlu topluluklar olmak yerine bir kesimin daha zengin olduğu tüm süreçlerin bu kesime hizmet eden bir hale evrildiği gerçeği ile yaşıyoruz. Aslında sorgulamamız gereken ve farkındalığımızı yönlendirmemiz gereken kısım tam da burası bence. Neden bazılarının mutluluğu diğerlerinin çektiği sıkıntılarının birer çıktısı oluyor. Bu durum modern ekonomik düzenin kendisi mi yoksa bir sonucu mu?

Oluşturulan KAST sistemi ile arada kalanlar da maalesef bu gerçeğe hizmet eden bireyler haline getiriliyor. Ki bu durumun farkında bile olmadan. Farkında olmadan bu sisteme hizmet eden "arada kalanlar" toplumsal körlüğü ve konfor alanına sığınan modern insanı da özetliyor.

Dünyanın yaşı düşünüldüğünde biz insanoğlunun bu gezegende misafir olduğumuz süre çok çok küçük bir zaman dilimi olarak göze çarpmakta. Milyarlarca yıl geçmişi olan bir gezegende gözünü açan bir insan iyimser şartlarda ortalama ömrü 80 yıl civarındadır. 80 yıllık bir ömrün, milyarlarca yıllık bir ekosistemi geri dönülemez şekilde etkileyecek kararlar alma yetkisini kendinde görmesi, tam bir yönetsel kibirdir.

Küresel güçte söz sahibi kişilere baktığımızda nedense kendi geçireceği bu süreyi bilmesine rağmen gezegen ve insanoğlunun yaşam sürecini etkileyecek kritik kararları almasının normalleştirilmesi, geçici bir misafir olduğumuz bu evde, hesabı bizden sonra geleceklere bırakarak ev sahibiymiş gibi yıkıcı bir lüks içinde davranma pervasızlığından başka bir şey değildir. Kısacık bir ömür ile, yaşlı olan gezegenimize bir tahribatı da sığdırmak, insanoğlunun kendi gerçekliğine yabancılaşmasıdır.

Alınan kararların toplumların iyiliği için alındığı yönünde algı oluşturulsa da arka planda domino taşı/kelebek etkisinin zaman içinde gezegen ve insanoğlu için yarattığı tahribatın dikkate alınmaması, kibrin rasyonel muhakemeyi devre dışı bıraktığı o kritik kırılma noktasıdır. Misafir olan elitlerin, toplumun diğer paydaşları ve ev sahibigezegenimize geri dönülemez zararlar vermesi, sadece bir yönetim hatası değil; aynı zamanda derin bir varoluşsal çelişkidir.

Sonuç olarak; her değişim bir gelişim olmadığı gibi, her büyüme de gerçek bir başarı değildir. İnsanoğlu olarak, üzerimize çarpan göktaşlarıyla ruhumuzda açılan kraterleri onarmaya çalışırken, başkalarının ve gezegenin yüzeyinde kalıcı hasarlar bırakmamayı öğrenmeliyiz. Gerçek güç; sahip olduğumuz o daracık zaman dilimini sanki hiç gitmeyecekmişiz gibi sömürerek değil, her an gidebilecek bir misafir nezaketiyle ardımızda yaşanabilir bir denge bırakarak gösterilir. Zira bu evrende kapladığımız yer kadar değil, bıraktığımız boşluğun niteliği kadar insanız.

Ne güzel söylemiş büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK "Öğretmenler! Cumhuriyet sizden; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." Ahlaklı ve vicdanlı nesillere…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?