
Vladimir Putin (tam adıyla Vladimir Vladimiroviç Putin), 7 Ekim 1952'de Leningrad'da (bugünkü Saint Petersburg) doğdu. Putin, mütevazı bir işçi ailesinde büyüdü. Gençlik yıllarında sporla, özellikle judo ve sambo ile ilgilendi. 1975 yılında Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Sovyetler Birliği'nin istihbarat teşkilatı olan KGB'de görev aldı. 1980'lerde Doğu Almanya'da istihbarat subayı olarak çalıştı. 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla KGB kariyeri sona erdi.
1990'lı yıllarda Saint Petersburg belediyesinde çeşitli görevlerde bulundu. Daha sonra Moskova'ya geçerek dönemin devlet başkanı Boris Yeltsin yönetiminde yükseldi. 1998'de Federal Güvenlik Servisi’nin başkanı oldu ve 1999'da başbakanlığa getirildi. 31 Aralık 1999'da Boris Yeltsin'in istifası üzerine vekâleten devlet başkanı oldu. 2000 yılında yapılan seçimleri kazanarak resmen Rusya Devlet Başkanı seçildi. Başkanlığı döneminde: Merkezi devlet otoritesini güçlendirdi. Rus ekonomisinin enerji gelirleri sayesinde büyüdüğü yıllara liderlik etti. Medya ve muhalefet üzerindeki devlet kontrolünü artırdığı yönünde eleştiriler aldı. Rusya'nın dış politikada daha etkin bir rol üstlenmesini savundu. Rusya Anayasası'nın dönem sınırlamaları nedeniyle 2008–2012 yılları arasında devlet başkanlığı yerine başbakanlık yaptı. Bu dönemde devlet başkanı olarak Dmitry Medvedev görev yaptı.
2012'de tekrar devlet başkanı seçildi ve sonraki seçimlerde de görevini korudu. Yönetimi sırasında: 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesi uluslararası tartışmalara yol açtı. 2022'de başlayan Rusya’nın Ukrayna topraklarına saldırması dünya çapında büyük siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurdu.
Putin, iktidarının başlarında ılımlı bir lider olarak kendisine yansıttı. Fakat iktidarı uzadıkça her lider gibi otoriterleşti. Bunun birçok sebebi var. Fakat en önemli sebebi eskiden Rusya’nın Doğu Avrupa ülkeleri için kurulan hegemonik düzenin ortadan kalkması ve kontrolü altında bulundurdukları toprakların Batı egemenliğine girmesidir. Hele Polonya’nın NATO’ya girmesi, ardından Ukrayna’nın NATO’ya girme arzusu bardağı taşıran son damla oldu. Rusya önce Kırım’ı, sonra da Ukrayna doğusundaki toprakları ele geçirdi. Fakat Rusya bu topraklarda bir türlü tutunamadı. Savaş uzadıkça bu bölgelerdeki istikrarsız büyük ölçüde yayıldı.
Daha önce Putin’i destekleyenler artık onu desteklememeye başladı. Onlar için her türlü umut yok oldu. Kremlin yanlısı blok yazarları dahi sesini yükseltmeye başladılar. Putin’in Ukrayna ile olan hesapları bir türlü değişmedi. Putin, savaşı sürdürmeye oldukça kararlı gözüküyor. Şu anda Donetsk’in bazı mahalleleri Rusya tarafından ele geçirilmiş durumda. Rusya yılsonuna kadar bu bölgenin tamamını ele geçirmeyi planlıyor. Bazı insanlar Putin‘in etrafındaki insanların bir türlü değişmediği ve bu insanların onu savaşın sürdürülmesi konusunda ikna etmiş olduklarını söylüyorlar. Ukrayna’ya yapılan Avrupa Birliği yardımı sayesinde bu ülkenin Amerika Birleşik Devletleri desteğine eskisi kadar ihtiyacı olmadığı ortaya çıktı. Avrupa’da süren bu savaş ve ABD’nin Avrupa’dan çekilme arzusu, Avrupa ülkelerinin özellikle Almanya’nın ordusunun güçlendirmek için çareler aramasına yol açtı. Rusya ise bu bölgeyi tamamen ele geçirerek Dinyeper nehrini sınır yapmayı arzulamakta. Hem Rusya’da hem de Ukrayna’daki internet kesintileri halkı rahatsız etmiş durumda. Buna ek olarak Rusya’nın sosyal medya platformlarını engellemesi, insanların yeni alternatiflere yönelmelerine neden oldu. Rusya’ya savaşın maliyeti durgun bir ekonomiye, vergilerin artmasına ve enflasyonun yükselmesine neden oldu. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinden sonra Putin‘e desteğin artması artık son buldu. Destek azaldı ve Rusya’da hoşnutsuzluk artmaya başladı. Adı söylenmeyen bir Avrupa ülkesinin istihbarat raporlarında gelecek seçimlerde Putin’e rakip olarak eski savunma Bakanı Sergei Shoigu’nun olacağı iddia edildi. Bu isme yakın olanların ve arkadaşlarının bir kısmının tutuklanması bu iddianın doğru olabileceğini gösterdi. Putin’in oligarkları da onu eskisi gibi desteklememeye başladılar, fakat bunu sesli dile getiremiyorlar. Böylece günümüzde Rusya’daki belirsizlik artmaya devam ediyor.
Putin ile Trump arasındaki mücadele Çin ziyareti sırasında oldukça belirgin hale geldi. Trump‘ı havaalanında Çin Başkan yardımcısı karşıladı. Putin’in ise Çin Komünist Partisi’nin en üst karar alma organı olan politbüronun bir üyesi tarafından karşılandığı görüldü. Bu durum Çin’in Rusya’yı müttefik olarak göstermesinin bir işaretiydi. Nvidia firmasının çip ihracatı ile gümrük vergileri konusundaki anlaşmazlıklarda çok az mesafe kaydedildi. Ukrayna’da savaşın sürmesi Rusya’nın Çin’e daha çok bağımlı olmasına yol açmakta. ABD ile İran arasındaki savaş Rusya’ya yaradı. Rusya uzun vadede Çin ile petrol ve doğal gaz tedariki konusunda anlaşma yaptı.
ABD’nin gelecekte Çin’i birinci rakip olarak görmesi, ABD’nin ise hantal ekonomik ve bürokratik yapısı nedeniyle Çin’e büyük fırsatlar sunmaya başladığı görülmekte. 2050 yılında ekonomik askeri ve siyasi yönden dünya lideri olmayı hedefleyen dev bir Çin ülkesi ortaya çıkmaya başladı. Oysa Putin liderliğindeki Rusya ekonomik, askeri ve siyasi yönden zayıflamaya başladı.



