
ALPER TEMİZ / TANIK - İzmir’de 1995 yılında 65 kişinin hayatını kaybettiği Laka Deresi havzası, milyonlarca lira harcanarak ağaçlandırıldıktan sonra mahkeme kararlarına rağmen adım adım imara açıldı. DEM Parti İzmir Milletvekili ve çevre aktivisti İbrahim Akın, yanan ormanlık alanların ranta açıldığını ve kentin bilerek yeni bir sel felaketiyle karşı karşıya bırakıldığını belirterek yaşanan hukuksuzluğun kronolojisini anlattı.
İzmir’deki Yamanlar Dağı çevresinin Cumhurbaşkanı Kararı ile orman alanı dışına çıkarılması ve imara açılması kamuoyunda büyük tepkilere neden olurken, yetkililerin "iddialar asılsızdır" şeklindeki açıklamalarına yanıt geldi. Konuyu detaylarıyla inceleyen DEM Parti İzmir Milletvekili ve çevre aktivisti İbrahim Akın, bölgenin geçmişten bugüne nasıl tahrip edildiğini ve hukukun nasıl hiçe sayıldığını tüm şeffaflığıyla kamuoyuyla paylaştı.
Milyonlarca lira harcanan orman alanı betonlaştırıldı
Söz konusu bölgenin, 1.750 hektarlık su toplama havzasına sahip olan ve 1995 yılında 65 yurttaşın yaşamını yitirdiği sel felaketinin yaşandığı Laka Deresi Havzası içinde yer aldığını hatırlatan DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, "Bu acı gerçek dikkate alınarak, havza içindeki 1.326 hektarlık hazine arazisi, 17 Ekim 2006 tarihinde Bornova Erozyon Kontrolü ve Sel Dereleri Islah Projesi kapsamında orman rejimine dahil edilmiştir. Bu alana tam 338 bin 628 adet ağaç dikilmiş ve yaklaşık 1 milyon 50 bin dolara denk gelen 1 milyon 365 bin 381 TL kamu kaynağı harcanmıştır" dedi.
Ancak bu ağaçlandırma hamlesinin kısa sürede ranta yenik düştüğünü belirten Akın, "Bir kamu politikası, eğer on yıl içinde kendi kararını tersine çeviriyorsa, ortada planlama değil; siyasal irade değişimlerine göre savrulan bir mekân politikası vardır. 2010 yılında bu alanın 74 hektarı Şehir Hastanesi yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı’na tahsis edildi. Önce ağaçlandırma için milyonlarca lira harcanmış, ardından aynı alan yapılaşmaya açılmıştır. Ağaçlandırma yaptıysanız orman nerede? Orman yoksa o kamu kaynağı nerede?" diyerek tepkisini dile getirdi.

Mahkeme kararları hiçe sayıldı ve yanan alanlar ranta açıldı
Bölgedeki asıl büyük yıkımın 2020 Seferihisar depreminin ardından başladığına dikkat çeken Akın, depremden sadece 26 gün sonra 375 hektarlık orman alanının Cumhurbaşkanı kararıyla TOKİ’ye devredildiğini ve hızla 4 bin 602 konutun inşasına başlandığını belirtti. Hukuki sürecin idare tarafından nasıl yok sayıldığını vurgulayan Akın, süreci şu sözlerle özetledi:
"Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 27 Ekim 2021 tarihinde bu işlemin yürütmesini durdurdu. Ardından Danıştay 8. Dairesi, 4 Ekim 2022 tarihinde ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’nı tamamen iptal etti. Fakat Danıştay kararına rağmen TOKİ inşaatları hiç durmadı. Ne Orman Bölge Müdürlüğü ne de Orman Genel Müdürlüğü bu kararın gereğini yaptı; bölgenin yeniden orman vasfına döndürülmesi gerekirken inşaatlara göz yumuldu. Yargı kararlarının uygulanmadığı bir kentte planlardan çok, fiili güç dengeleri hüküm sürer."
Akın, yetkililerin "yanan yerleri yapılaşmaya açmadık" savunmasının da gerçeği yansıtmadığını belirterek, "2024 Ağustos ayında bölgede çıkan yangında, orman alanı dışına çıkarılan bölge içinde kalan 95 hektarlık alan zarar gördü. İşin en ilginç yanı ise, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 'İzmir'de Depremzedeler İçin İnşa Edilen 4 Bin 602 Konut Tamamlandı' haberini yayımladığında, bölge yasal açıdan henüz orman alanı dışında değildi. Önce inşaatlara başlanıp bitirildi, konutlar satıldı, sonra da 2024 Ağustos’undaki Cumhurbaşkanı kararıyla bu durum yasal bir hale sokuldu" dedi.

Taşkın riski artıyor, İzmir yeni bir sel felaketine hazırlanıyor
Yapılaşma tehdidinin sadece Cumhurbaşkanı kararıyla sınırlı kalmadığını ve Google Earth görüntülerine bakıldığında TOKİ konutlarının kuzeyine ve batısına uzanan çok daha geniş bir ormanlık alanın tehlike altında olduğunu söyleyen İbrahim Akın, bu durumun kenti doğal afetlere karşı tamamen savunmasız bıraktığı konusunda uyardı. Akın, sözlerini şöyle tamamladı:
"Deprem gibi bir felaketten kaçan insanları başka bir felaketin kucağına itmenin akılla, mantıkla ve bilimle açıklanabilecek bir yanı yoktur. 1995 yılında iyi bir adım atılarak orman rejimine dahil edilen Laka Deresi havzası, bugün yapılaşmaya açılarak İzmir sel tehdidine daha da açık bir kent haline getirilmiştir."
Havza planlaması yapılmadan atılan adımların tehlikesine dikkat çeken uzmanlar ve bilimsel veriler de Akın'ın uyarılarını destekliyor:
Kentleşmeyle birlikte yüzey geçirimsizliği arttıkça yüzey akışı katlanarak artar.
Yalnızca yüzde 10–20’lik bir geçirimsizlik artışı bile taşkın pik debisini ciddi biçimde yükseltir.
Orman alanlarının betonlaşması yüzey akışını 3 ila 5 kat arasında artırabilir.
Dere yataklarının ve su toplama havzalarının ranta kurban edildiğinde doğanın bunu bir gün mutlaka geri isteyeceğini hatırlatan Akın, Yamanlar Dağı'nda yaşananların sadece bir inşaat projesi değil, doğal yaşam alanlarının rant uğruna nasıl yok edildiğinin acı bir özeti olduğunu ifade etti.


