
Son kabine değişikliklerinden sonra siyaset-toplum ilişkisinin yeni bir boyuta geçmesi bir yana, özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından ele alınan konuların toplumun en mustarip olduğu yerlere temas etmesi, siyaset kurumundan daha ümidin kesilmemesi gerektiğini hissettirdi.
Sanal bahis, IBAN dolandırıcılığı ve yeni nesil çetelere yönelik operasyonlar sürerken, vatandaşın cebine doğrudan dokunan beyaz et sektörüne de kayyum atama yoluyla bir çeki düzen verileceğinin ayan beyan ortaya çıkmış olması dikkat çekicidir.
Devlet yaptığı son operasyon ile esasında bugüne kadar dokunulmaz olduğunu zanneden farklı sektörlere de bir gözdağı vermiş oldu. Bugün sosyal medya üzerinden birçok vatandaş, yapılan beyaz et operasyonuna atıfta bulunarak farklı sektörlere de gereken operasyonların yapılmasını talep etmeye başladı.
Bilindiğinin aksine, her ne kadar serbest piyasa dinamiklerinin ticari hayatımızı domine etmesi söz konusu olsa da Türkiye'de yerli veya yatırımcı müteşebbis olan ya da olmayı düşünen herkesin bilmesi gereken en önemli şey şudur: Bu ülkede isteyen istediğine, canı istediği fiyattan mal satamaz.
Elbette işletmeler ve üreticiler kâr edecektir, vergi verecektir. Ancak bu durum hayatın olağan akışına ters rakamlara dönüştüğünde devletin kadife yumruğu da sahaya inecektir.
CHP'nin Butlanı Değil, Milletin Mutfağı Yanıyor
CHP'de son butlan kararı sonrası yaşananlar malum. Detaya çok girmek istemiyorum fakat temel bir tespit üzerine birkaç cümle yazmak farz oldu.
Ülkedeki insanların CHP'nin butlanı veya Özel'in yeni bir parti kurup kurmayacağı ile ilgilendikleri falan yok. Bununla ilgilenenler daha çok ana akım medya ve onların kadrolu yorumcuları.
İnsanımız enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliği ile ilgileniyor. İnanmazsanız yoldan bir emekli çevirin ve cevabını alın.
Yine de devam edelim...
İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından kamuoyuna yansıyan MASAK raporları ve soruşturma dosyalarında yer alan milyarlarca liralık rüşvet ve usulsüzlük iddiaları, ardı ardına görevden alınan belediye başkanları hakkında hazırlanan dosyalardaki görevi kötüye kullanma, haksız zenginleşme, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve zimmet iddiaları...
Liste uzayıp gitmekte.
Siyaset kurumu son zamanların en zor sınavını vermekte, halkın nazarında siyasetin güvenilirliği ciddi şekilde sorgulanmaktadır. Sonuç olarak içlerinde dürüst siyasetçiler olmasına rağmen maalesef kurunun yanında yaş da yanmaktadır.
Hep kendime sorarım:
Bir kişi belediye başkanı adayı olmak için neden bu kadar para harcar? Aday olduktan sonra seçilmek için neden bu kadar para harcar?
Sonuç olarak eğer bir kişi bu yolda milyonları harcıyorsa, toplumun önemli bir kesiminde bu harcamaların karşılığının nasıl alınacağına dair soru işaretleri oluşmaktadır. İşte burada maalesef çarpık ilişkiler tartışmaları da devreye girmektedir.
Bugün bir kişi helal ile haramı ayırma hassasiyeti üzerine yaşıyorsa zaten siyaset üzerine bir yol tutması çok mümkün değildir. Acı ama ülkenin gerçeği budur.
Diğer yolu seçenlerin ise yöntemi bellidir.
Bankamatik personeli iddiaları, çarpık ilişkiler, verilemeyen hesaplar ve sonunda yargı süreçleri...
Ama en acısı, haklarındaki ağır iddialara rağmen bunları siyasi veya kişisel çıkarları uğruna savunmaya devam edenlerdir.
Siyaset bu değildir.
Gençlere siyaset kurumunu bu şekilde miras bırakamayız.
Her lafından biri hak, hukuk, adalet olan siyasilerin helal-haram gibi kavramlardan bu kadar uzaklaşmış görünmeleri düşündürücüdür. Siyaseten bu ülke gerçekten de sağdan ve soldan arınmaya mecburdur.
Bu konu sadece ana muhalefet partisinin sorunu değildir.
Siyasetçinin zengini veya görev süresi içerisinde bir şekilde zenginleşmiş olanı makbul olmaktan çıkmalıdır.
Sonuçta siyasi partilerin bir gelir kaynağı yoktur. Tek gelirleri bu ülkedeki tertemiz insanların vergileridir.
O yüzden ahirete iman etmiş olan siyasetçilerimiz biraz daha dikkatli olmalıdır.
Biraz da İzmir'e Bakalım
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay...
Sanırım kendisine oy veren insanların önemli bir kısmı bugün ciddi bir hayal kırıklığı yaşamaktadır.
Başkanımız Karşıyaka Belediye Başkanı iken Karşıyakalılar kendisinden yaka silkmişti. Çalışan işçilerin maaşları aylarca ödenmiyordu. Bugün de vatandaşın önemli bir kısmı benzer sorunların devam ettiğini düşünmektedir.
Ancak sırf Özgür Özel'e yakın olduğu için İzmir'e aday gösterildi.
Sonra ne oldu?
İşler içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Sendikaların açıklamaları hâlâ dün gibi hafızalarda. "Aradaki 500 bin oy farkını biz sağladık" diyen sendika temsilcileri, "21 yıldır bu şehirdeyiz, ondan daha çok İzmirliyiz" diyen sendika yöneticileri kamuoyu önünde konuşmaya başladı.
Maalesef kamuoyunda yıllardır eleştirilen, liyakatten uzak ve yakın çevre ilişkilerine dayandığı iddia edilen işe alım düzenleri kurulmuş.
Kadrolar şişirilmiş.
Yüksek maaş politikaları nedeniyle halkın vergilerinin etkin kullanılmadığı yönünde ciddi eleştiriler yapılmış.
Fakat konu şehre yatırım yapmaya gelince sıfıra sıfır, elde var sıfır.
Her yer çöp, her yer çukur.
Genişletilmesi artık mümkün olmayan ana yolların etrafına 50-60 katlı gökdelen imarları dağıtılmış.
Trafik almış başını gitmiş.
Körfez kirliliği ve çevre sorunları nedeniyle şehrin yaşam kalitesine yönelik eleştiriler her geçen gün artmaktadır.
Ama sorduğunuzda değişmeyen cevap:
"Ankara bizi engelliyor."
Peki buna karşı AK Parti İzmir'de ne yapıyor?
Hiç...
Evet, acı ama hiç...
Yerel seçimlerde Sayın Av. Hamza Dağ'ın Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı parti için büyük bir fırsattı. Keşke bunu herkes anlayabilseydi.
Ama tren kaçtı.
AK Parti teşkilatları - birkaç istisna hariç - bu kadar beceriksiz CHP'li il ve ilçe belediyelerine karşı en ufak bir varlık gösteremiyor.
Elle tutulur bir yerel muhalefet yok.
Neden?
Nedeni gayet açık.
Sanki başka adam yokmuş gibi 15 yıldır aynı insanları meclise gönderiyorlar.
Onlar da haliyle yüz göz olmuşlar.
İlçe başkanları etkisiz çalışmalar içerisinde.
İl Başkanı deseniz siyasi hafızası yok, görevi kucağında buldu. O da MÜSİAD İzmir kadrolarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Ekipler arasındaki mücadele ise tam gaz devam ediyor.
Sonuç olarak orada da tablo çok iç açıcı değil.
Genel çalışma düzeni içerisinde partiye emek vermiş kurucu isimlerden bir vitrin oluşturup, Ömerleri vefa programlarında hatırlayıp, sonrasında kurum müdürlerini ağırlamak ve kamu kurumlarındaki atamalarla ilgilenmek mesainin büyük kısmını alıyor.
Fakat...
Seçim kapıya geldiğinde işte o zaman acı reçete ortaya çıkacak.



