
14 Mart Tıp Bayramı anısına; Mektep-i Tıbbiye-i Şahane öğrencileri ve Hikmet Boran’a, sağlıkta şiddet nedeniyle hayatını kaybeden sevgili arkadaşım Dr. Kaan EROL’a, Dr. Ersin ARSLAN, Dr. Ekrem KARAKAYA, Dr. İbrahim KARAHAN’ın ruhuna ve değerli tüm hekimlerimize ithafen…
Hastanelerin koridorlarında hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide yürüyen insanlar vardır: hekimler. Onlar çoğu zaman yalnızca beyaz önlükleriyle görünürler; oysa perdenin arkasında uykusuz geceler, zor kararlar, ağır sorumluluklar ve çoğu zaman görünmeyen bir psikolojik yük vardır.
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, jinekolojik onkoloji alanında çalışan deneyimli bir hekim olan Op. Dr. Burçhan Aydıner, meslekte geride bıraktığı 12 yılın ardından sağlık sisteminin perde arkasını, hekimlerin yaşadığı görünmeyen zorlukları ve bir doktoru ayakta tutan motivasyonu tüm açıklığıyla anlattı.
Kanser tanısını hastaya söylemenin ağırlığından tükenmişlik sendromuna, yoğun hasta sayısından sağlıkta şiddete kadar birçok kritik başlığı konuştuğumuz bu röportaj, beyaz önlüğün arkasındaki insanı anlamak isteyenler için çarpıcı bir pencere açıyor.
1) Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Hangi branşta çalışıyorsunuz ve meslekte kaçıncı yılınız?
- Ben kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyım. Özellikle jinekolojik onkoloji alanında çalışıyorum. Yani kadın üreme sistemi kanserleriyle ilgileniyorum; rahim ağzı, over, rahim kanseri gibi hastalıkların tanı ve tedavisiyle uğraşıyorum. Meslekte yaklaşık 12 yılı geride bıraktım.
2) Hekim olmaya karar verdiğiniz süreç nasıl gelişti?
- Aslında çocuklukta başlayan bir fikir diyebilirim ama gerçek karar lise yıllarında oluştu. İnsanların hayatına doğrudan dokunabilen bir meslek olması çok etkileyiciydi. Tıp fakültesine girdikten sonra da özellikle cerrahi tarafının bana daha uygun olduğunu fark ettim.
3) Tıp fakültesine başladığınızda hayal ettiğiniz hekimlik ile bugün yaşadığınız hekimlik arasında fark var mı?
- Var tabii. Fakültedeyken daha idealist bir tablo hayal ediyorsunuz. Ama işin içine sistem, yoğunluk, nöbetler ve bürokrasi girince gerçek biraz daha farklı oluyor. Yine de bir hastaya gerçekten fayda sağlayabildiğiniz anlar o ilk motivasyonu hatırlatıyor.
4) Hekimlik mesleğinde sizi en çok zorlayan şey nedir?
- Bence en zor tarafı, bazen her şeyi doğru yapsanız bile sonucu değiştirememeniz. Özellikle onkolojide bu durumla karşılaşabiliyorsunuz. Bu da insanı gerçekten zorlayan bir durum.
5) Nöbetler ve yoğun çalışma temposu günlük hayatınızı nasıl etkiliyor?
- Özellikle asistanlık döneminde oldukça zorlayıcı. Uykusuzluk, düzensiz hayat, sosyal hayata vakit ayıramama gibi durumlar oluyor. Uzman olduktan sonra biraz daha dengeleniyor ama yine de yoğun bir tempo devam ediyor.
6) Bir hekimin psikolojik olarak en zorlandığı anlar nelerdir?
- Kötü bir tanıyı hastaya veya ailesine söylemek gerçekten zor. Bir de beklenmedik komplikasyonlar veya kaybedilen hastalar hekim üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturabiliyor.
7) Son yıllarda özellikle hekimler arasında tükenmişlik sendromu sizce ne kadar yaygın?
- Açık konuşmak gerekirse oldukça yaygın. Yoğun hasta sayısı, sürekli sorumluluk altında olmak ve bazen sistemsel problemler birçok hekimi zorlayabiliyor.
8) Hastalar genellikle hekimlerin hangi zorluklarını bilmiyor?
- Çoğu kişi bir hekimin gün içinde kaç hastaya baktığını veya aynı gün ameliyat, poliklinik, evrak işleri gibi birçok işi birlikte yürütmek zorunda olduğunu tam olarak bilmiyor.
9) Son yıllarda hekim-hasta ilişkilerinde bir değişim gözlemliyor musunuz?
- Evet, ciddi bir değişim var. İnsanlar artık internetten çok fazla bilgiye ulaşıyor ama bu bilgiler her zaman doğru olmayabiliyor. Bu da bazen iletişimi zorlaştırabiliyor.
10) Hastaların beklentileri ile sağlık sisteminin gerçekleri arasında bir çelişki var mı?
- Evet, var. Hastalar daha fazla zaman ve ilgi bekliyor, bu da çok doğal. Ama sistemdeki yoğunluk nedeniyle her zaman istediğimiz kadar zaman ayıramayabiliyoruz.
11) Bir hekimin hastaya ayırabildiği süre sizce yeterli mi?
- Çoğu zaman yeterli değil. Bir hastayla daha uzun konuşabilmek, detaylı değerlendirme yapmak isteriz ama hasta yoğunluğu bunu kısıtlayabiliyor.
12) Türkiye’de sağlık sisteminin hekimler açısından en büyük sorunu sizce nedir?
- Bence en büyük sorunlardan biri hasta yoğunluğu. Bir hekimin bakması gereken hasta sayısı gerçekten çok yüksek olabiliyor.
13) Performans sistemi hekimlik mesleğini sizce nasıl etkiliyor?
- Performans sistemi bazı yönlerden üretkenliği artırmış olabilir ama bazen işi sayılara indirgeme riski de oluşturuyor. Oysa tıp biraz daha farklı bir meslek.
14) Sağlıkta şiddet maalesef son yıllarda daha da artış gösterdi. Bir gün bir hasta yakını tarafından şiddete uğrama ihtimaliyle çalışmak mesleğinizi nasıl etkiliyor?
- Bu gerçekten çok üzücü bir konu. Hekimlerin güvenli bir ortamda çalışabilmesi gerekiyor. Sağlık hizmetinin sağlıklı yürüyebilmesi için bu çok önemli. Açıkçası insanın üzerinde sürekli bir gerginlik oluşturuyor. Eskiden böyle bir ihtimali hiç düşünmezdik. Şimdi bazen kötü bir haber verirken bile “acaba nasıl bir tepki olacak” diye aklınızdan geçiriyorsunuz. Bu da ister istemez mesleki rahatlığı etkiliyor.
15) Bürokrasi ve evrak yükü mesleğinizi ne kadar etkiliyor?
- Oldukça etkiliyor. Bazen hastaya ayırabileceğimiz zamanın bir kısmı maalesef evrak ve sistem işlemlerine gidiyor.
16) Bir hastayı kaybettiğinizde bunu nasıl yönetiyorsunuz?
- Bu hiçbir zaman kolay bir şey değil. Ama zamanla insan, elinden geleni yaptığına inanarak bir denge kurmaya çalışıyor. Meslektaşlarla konuşmak da bazen iyi geliyor.
17) Hekimlik mesleği sizi kişisel olarak nasıl değiştirdi?
- Hayata bakış açımı kesinlikle değiştirdi. İnsan hayatının ne kadar kırılgan olduğunu çok daha yakından görüyorsunuz.
18) Mesleğiniz hayatınıza en çok hangi değeri kattı?
- Empati diyebilirim. Çok farklı hayat hikâyeleriyle karşılaşmak insanı daha anlayışlı yapıyor.
19) Sağlık sisteminde değiştirme gücünüz olsa ilk neyi değiştirirdiniz?
- Muhtemelen hekim başına düşen hasta sayısını azaltacak bir düzenleme yapardım. Bu hem hekim hem hasta açısından çok şeyi iyileştirir.
20) Genç doktorlara veya tıp fakültesi öğrencilerine en büyük tavsiyeniz ne olurdu?
- Mesleğin zorluklarını bilerek ama motivasyonlarını kaybetmeden ilerlemeleri. Çünkü gerçekten emek isteyen bir yol ama aynı zamanda çok anlamlı bir meslek.
21) Tüm zorluklara rağmen sizi hâlâ hekimlik mesleğinde tutan nedir?
- Bir hastanın tedavi sonrası iyi olduğunu görmek, hayatına dokunabildiğinizi hissetmek. O anlar bütün yorgunluğu bir süreliğine unutturabiliyor.
22) Bir hekimin söylemek isteyip de çoğu zaman açıkça söyleyemediği sağlık sistemi gerçeği nedir?
- Sanırım en net gerçek şu:
Bu kadar kısa sürede bu kadar çok hastaya bakarak ideal tıp yapmak mümkün değil. Hepimiz elimizden geleni yapıyoruz ama sistemin temposu bazen hekimliğin doğasıyla çok örtüşmüyor.
23) Sistem baskısı ile mesleki vicdanınız arasında kaldığınız bir an oldu mu?
- Bence çoğu hekimin hayatında bu tarz anlar oluyor. Örneğin bir hastayla daha uzun konuşmanız gerektiğini hissedersiniz ama kapıda bekleyen onlarca hasta vardır. O noktada insan gerçekten zor bir ikilemin içinde kalabiliyor.
24) Bir hastaya ortalama 5–10 dakika ayırarak gerçekten hekimlik yapmak mümkün mü?
- Bazı basit durumlarda mümkün olabilir ama genel olarak ideal bir tıp pratiği için bu süre çok kısa. Özellikle karmaşık hastalıklarda hastayı dinlemek, muayene etmek ve gerçekten açıklayıcı bir konuşma yapmak için daha fazla zaman gerekiyor.
25) Sağlık sistemindeki yoğunluk hekimlerin hastalarına zaman ayırmasını nasıl etkiliyor?
- Günün ciddi bir kısmı sistemin getirdiği yüklerle uğraşmakla geçiyor. Evrak, sistem işlemleri, yoğunluk… Bunlar bazen enerjinin önemli bir kısmını alabiliyor.
Gerçekten hekim olmak meşakkatli bir iş Burçhan Bey. Hasta tedavilerinin yanında bir de evrak yükü ve sistem yoğunluğu hekimleri oldukça yıpratan bir süreç…
26) Sizce toplum hekimleri gerçekten anlıyor mu, yoksa doktorlara karşı bir öfke mi var?
- Toplumun büyük bir kısmının aslında hekimlere karşı saygısı hâlâ var. Ama son yıllarda sağlık sistemindeki bazı sorunlar yüzünden zaman zaman bir öfke veya hayal kırıklığı da oluşabiliyor. Bu çoğu zaman doğrudan hekime yöneliyor.
27) Son yıllarda birçok hekimin yurtdışına gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bence bu çok önemli bir mesele. İnsanlar yıllarca eğitim alıyor ve sonunda çalışma koşulları, güvenlik ve yaşam kalitesi gibi nedenlerle başka ülkelere gitmeyi tercih edebiliyor. Bu durumun iyi analiz edilmesi gerekiyor.
28) Bugün yeniden üniversite tercihi yapacak olsanız yine hekimliği seçer miydiniz?
- Zor bir soru. Tüm zorluklara rağmen büyük ihtimalle yine seçerdim. Çünkü bütün sıkıntılara rağmen gerçekten anlamlı bir iş yapıyorsunuz.
29) Bir hekimin “Artık dayanamayacağım” dediği an genellikle hangi noktada geliyor?
- Genelde sürekli yorgunluk, yoğunluk ve değersiz hissetme duygusu biriktiğinde o noktaya geliniyor. İnsan sadece çalışmaktan değil, emeğinin karşılığını görememekten de yorulabiliyor.
30) Eğer bir günlüğüne sağlık bakanı olsaydınız, sağlık sisteminde değiştireceğiniz ilk şey ne olurdu?
- Muhtemelen hekim başına düşen hasta sayısını azaltacak bir düzenleme yapardım. Çünkü bu değişiklik hem hastaların daha iyi hizmet almasını sağlar hem de hekimlerin daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.

31) Toplumun bilmesini çok istediğiniz ama çoğu kişinin farkında olmadığı bir hekimlik gerçeği nedir?
- Hekimler de insan. Biz de yoruluyoruz, üzülüyoruz, bazen bir hastayı kaybettiğimizde gerçekten etkileniyoruz. Ama ertesi gün yine aynı sorumlulukla işimizin başına geçmek zorundayız. Bence çoğu kişi bunun ne kadar ağır bir psikolojik yük olabileceğini tam olarak fark etmiyor.
Sağlık sisteminin tüm zorluklarına, yoğun hasta temposuna ve çoğu zaman ağır psikolojik yüke rağmen hekimleri mesleklerinde tutan şey aslında en temel ve bir o kadar da güçlü bir duygu: bir insanın hayatına gerçekten dokunabilmek.
Röportaj yaptığımız kadın doğum uzmanı Op. Dr. Burçhan Aydıner de bu gerçeği tek bir cümleyle özetliyor:
“Bir hastanın tedavi sonrası iyi olduğunu görmek, tüm yorgunluğu bir anlığına unutturabiliyor.”
Belki de hekimliğin özünde tam olarak bu var.
Tüm zorlukların, nöbetlerin, kaygıların ve mücadelelerin ortasında bir hayatın değiştiğini görmek…
Ve o an, beyaz önlüğün taşıdığı yük bir süreliğine hafifliyor.
Bir hayat kurtarmak için yemin etmiş insanların, kendi hayatlarından korkarak çalışmak zorunda olmadığı günlerin ümidiyle;
Tüm hekimlerimize saygıyla…
14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.



Çok aydınlatıcı bilgilendirici bir yazı olmuş. Mümkün olsa evlerde temizliğe gidenlerden, belediye temizlik çalışanlarından, iş adamlarına patronlara kadar geniş bir yelpazede röpörtajlar yapılabilse.
Sevgili Beyza Efe’nin de aklına kalemine sağlık.