BIST 100
14.092,02 -1,60%
DOLAR
47,0397 0,03%
EURO
53,5419 -0,01%
GRAM ALTIN
6.034,27 -0,20%
FAİZ
40,93 0,44%
GÜMÜŞ GRAM
86,57 -0,66%
BITCOIN
62.368,00 0,35%
GBP/TRY
62,7761 -0,06%
EUR/USD
1,1382 0,01%
BRENT
85,56 2,71%
ÇEYREK ALTIN
9.866,03 -0,20%
İstanbul Az Bulutlu
İstanbul hava durumu
23 °

FETÖ’NÜN ALEVİ AJANDASINDA NE VARDI?

Ali Rıza Özkan yazdı

Toplum ile yöneticiler arasındaki ilişki, geleceği şekillendireceğinden hayati önem taşır.

İnançlı, aydınlık, temiz ve erdemli bir toplum olan İslam milleti, vaziyet ve istikametini yönetimin başına salih birini geçirerek düzeltir.

Toplumlar, lider seçerken aslında kendi ideallerini, yaşam tarzını, dostunu düşmanını ve medeniyetini belirler.

Yoldan çıkmış toplumlar da bozuk liderlerin peşine takılır. Cahil ve rezil yönetimler, başına geçtikleri toplumu bozarlar, devleti çökertir, vatanı da koruyamazlar.

Bozuk insanlardan oluşan, cahil ve rezil bir toplumun yöneticisi ve yönetimi de bozuk olur.

Bu evrensel sosyolojik kural, Türkiye'nin yakın tarihinde karşı karşıya kaldığı en organize ihanet şebekelerinden biri olan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) toplumsal mühendislik projelerinde de açıkça karşımıza çıkmaktadır.

EMPERYALİZMİN HİZMETKARI BİR CASUSLUK ŞEBEKESİ

Küresel güçlerin ve emperyalist odakların bölgesel politikalarını analiz ettiğimizde karşımıza net bir strateji çıkar: Emperyalistler, hedef aldıkları bölgeye hakim olabilmek için yerel işbirlikçilerini ekseriyetle çoğunluk arasından seçerler.

“Böl-parçala-yönet” ilkesi çerçevesinde kuracakları hakimiyet ve iktidar ilişkilerinde ise, toplumu kutuplaştırabilecekleri, karşı karşıya getirip düşmanlaştırabilecekleri bir topluluğa ihtiyaç duyarlar.

İşte Türkiye ekseninde bu kirli senaryoda hedef tahtasına oturtulmak istenen topluluk Alevilerdir.

FETÖ, tam da bu noktada emperyalizmin ve siyonizmin bölgesel çıkarlarına payanda olan bir casusluk şebekesi olarak rol üstlenmiştir.

Eğer örgütün Alevi-Bektaşi toplumuna yönelik hamlelerini bu küresel/jeopolitik çerçevede değerlendirmezsek, ya mezhepçilik batağına ya da terörizm tuzağına düşeriz.

Bu çok katmanlı ihaneti görememek, Alevi Bektaşilerin her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı gibi onurlu, başı dik ve bir arada barış içerisinde yaşama arzusunu ne yazık ki kavuşulamayacak bir hayal haline getirecektir.

KİRLİ AJANDA: İÇERİDEN DEVŞİRME VE KAMUDAN TASFİYE

FETÖ’nün Alevi Bektaşilere yönelik stratejisi tek bir hat üzerinden yürümemiş, tam aksine büyük bir çeşitlilik arz etmiştir. Örgüt, küresel efendilerinden aldığı talimatla eş zamanlı olarak üç tehlikeli projeyi hayata geçirmiştir:

1-Alevi Bektaşileri doğrudan kendi çizgisine çekmeye ve maniple etmeye yönelik asimilasyon/kontrol mekanizmaları kurmak.

2-Devletin üst kademelerinde, bürokraside ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapan saygın ve vatansever Alevi meşrepli memur ve subayları kumpaslarla tasfiye etmek.

3-Alevi toplumu içerisinden kendi karanlık emellerine hizmet edecek devşirme figürler, “hizmetkarlar” üretmek.

ABANT PLATFORMU: “AÇILIM” MASKELİ KÜRESEL OPERASYON

Sanılanın aksine, bir FETÖ projesi olan Abant Platformu, devletin “Alevi Açılımı” politikasının tıkanması üzerine sonradan devreye girmiş bir yapı değildir.

Örgüt, Alevileri kendi kontrol mekanizmasına dahil etmek için çok daha erkenden kolları sıvamıştı.

Abant Platformu, “Aleviler” üst başlığı altındaki ilk büyük toplantı henüz 18-19 Mart 2007 tarihlerinde İstanbul Grand Cevahir Otel’de düzenlenmişti..

Prof. Dr. Mete Tunçay’ın açış konuşmasıyla başlayan “Tarihî, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik” başlıklı bu 13. Abant Toplantısı, 45 konuşmacı ve 100 katılımcıyı bir araya getirmişti.

Kapatılan Zaman gazetesinin kayıtlarına göre, oturumlara Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Prof. Dr. Niyazi Öktem ve Prof. Dr. Beyza Bilgin gibi isimler başkanlık etmiş, Prof. Dr. Mustafa Öz, Doç. Dr. İlyas Üzüm, Rıza Yıldırım, Doç. Dr. Osman Eğri, Dr. Ali Yaman ve Reha Çamuroğlu gibi figürler de konuşmacı olarak yer almıştı.

Siyaset dünyasından yalnızca Hüseyin Çelik ve Mehmet Ağar’ın ilgi gösterdiği toplantı, Alevi toplumunun ana omurgası tarafından ise büyük bir şüpheyle karşılanmıştı. Cem Vakfı, Almanya Alevi Federasyonları ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi kurumlar bu masaya oturmayı reddetmişti.

YETKİN OLMAYAN YÖNETİCİLER VE “ILIMLI İSLAM” TUZAĞI

Toplumların başındaki yöneticilerin veya kanaat önderlerinin basiretsizliği, o toplumu felakete sürükler.

Nitekim, dönemin Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser, o günlerde tehlikeyi sezerek çok net bir duruş sergilemişti. Eser, Abant Platformu’nun arkasındaki Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı gerçeğine parmak basarak şu tarihi uyarıyı yapmıştı:

Bu kesime yeni dönemin, yeni politik stratejileri gereği, sözüm ona “sol” ve sözüm ona “Alevi kanaat önderi” sıfatları ile yenilikler/takviyeler yapılıyor. Fikri bulanmış birkaç Alevi “aydınının” burayı özgürlükçü bir platform olarak görmesi cehalettir. Bu toplantı, Alevileri ABD eksenli Ilımlı İslam Projesinin bir parçası yapma oyunudur.

Ancak Alevi toplumundaki bazı yetkin ve basiretli olmayan yöneticilerin, aydınların varlığı, FETÖ’nün bu tuzağının tabanda kısmen de olsa zemin bulmasına yol açtı.

Örneğin, Turan Eser’in bu net duruşuna karşılık, ilerleyen yıllarda HDP milletvekilliği de yapacak olan Ali Kenanoğlu, Evrensel gazetesindeki köşesinde hayret verici bir saflıkla örgütün tuzağına düştüğünü şu ifadelerle itiraf ediyordu:

Abant Platformu sonuç bildirgesinde; cemevlerinin ibadethane olması, Diyanet’in kaldırılması, zorunlu din derslerinin çıkması gibi maddeler yer aldı. Bunları okuduğumda çok şaşırdım. Yıllarca bizim dile getirdiğimiz taleplerdi bunlar.

Kenanoğlu ve onun gibi düşünenler, FETÖ’nün Alevilerin haklı taleplerini bir “truva atı” gibi kullanarak toplumu içeriden ele geçirmeyi amaçlayan takiyye politikasını görememişlerdi.

MASKENİN ARKASINDAKİ GERÇEK NİYET: YOLA GETİRMEK

Toplantının paravan hak talepleriyle süslenmiş vitrininin arkasında, asıl niyet sinsice sırıtmaktaydı. Örneğin, FETÖ’nün o dönemki en popüler entelektüel vitrin isimlerinden biri olan Ali Bulaç, toplantıda densizce şu ifadeleri kullanabilmişti:

Alevilerin her ağızlarını açtıklarında önce “iyi - doğru insan olmak lazım” demeleri doğru değildir, iyi ve doğru insan olmak için, önce Müslüman olmak gerekir.

İşin acı tarafı, salondaki Alevi katılımcılardan bu zihniyete güçlü bir itiraz yükselmedi. Kendi mahallesinden de tepki görmeyen bu ifadeler, aslında Abant marifetiyle yürütülen projenin arka planında “Müslüman görmedikleri Alevileri kendilerince yola getirmek, asimile etmek ve kontrol altına almak” amacının yattığını açıkça delillendiriyordu.

Keza dönemin Alevi Vakıflar Federasyon Başkanı Doğan Bermek’in “Türkiye'de yapay olarak Alevilik sorunu oluşturulmaya çalışıldığını” öne sürmesi de bu basiretsizliğin bir başka örneğiydi.

Toplantıda söz alan dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, kurumun geçmişteki ihmallerine günah çıkararak değinirken; FETÖ’nün Alevi-Bektaşi çalışmalarının adeta akademik “imamı” pozisyonunda olan Doç. Dr. Osman Eğri ise yaptığı konuşmada örgütün sinsi planlarını şu sözlerle itiraf ediyordu:

Diyanet, 6 Alevi dedesini eğitim için Almanya’ya gönderdi. Sünni din adamlarını Ehl-i Beyt ve Alevilik hakkında bilgilendiriyor. Alevi ve Bektaşi kaynaklarından orijinal el yazması eserlerini yayınlıyor.

Görünüşte olumlu gibi sunulan bu adımlar, aslında Alevi dedelerini örgüt eliyle eğitime tabi tutarak inancın içini boşaltma, Aleviliği emperyalizmin kurguladığı “Ilımlı İslam” projesine payanda yapma operasyonundan başka bir şey değildi.

Sonuç olarak, basiretsiz, öngörüsüz ve yetkin olmayan yöneticilerin rehberliğinde toplumlar, en büyük düşmanlarının kurduğu sofralarda meze olmayı “özgürleşme” zannedebilirler.

FETÖ’nün Abant elitleri eliyle kurduğu bu tezgah, toplumu liderlik bazında bozarak vatanı ve inancı savunmasız bırakma projesinin en somut tarihsel vesikasıdır.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?