
TANIK ÖZEL - 26. Türkiye Başbakanı, Dışişleri eski Bakanı ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, bölgede tırmanan krizin ortasında gazeteciler Alper Temiz ve Yiğit Uzun'a çok özel açıklamalarda bulundu. Davutoğlu; krizin perde arkasındaki dogmatik motivasyonları, ABD iç siyasetinin küresel ateşe etkisini, sınırımıza düşebilecek bir füze tehlikesini ve sokaklarda bizzat şahit olduğu derin ekonomik uçurumu detaylı bir şekilde analiz etti.
"Sistemik deprem ve Teopolitik fanatizm"
Soru: Sayın Davutoğlu, sıcak gündemle başlayalım. Yanı başımızda bir İran savaşı var. Amerika ve İsrail hattında yaşanan bu olayları önceden hissetmiş miydiniz? Bu uyarıları hükümete yansıtabilmiş miydiniz?
Ahmet Davutoğlu: Genel olarak uluslararası düzenin sarsılacağı konusundaki ilk uyarım, Trump 2017'de iş başına geldiğinde yayımlanan "Sistemik bir depremin eşiğindeyiz" başlıklı makalemdi. Daha önceki krizleri inceleyerek dünyanın büyük bir deprem yaşayacağını ve düzenin sarsılacağını 9 sene önce ifade etmiştim. Daha sonra 2020'de bu "Sistemik Deprem" başlığıyla Cambridge Üniversitesi tarafından kitaplaştırıldı. Bunun yaklaşmakta olduğunu seziyorduk. Son yıllarda da Türkiye'de bir muhalefet lideri olarak sürekli "Fırtınalı günler geliyor, aman iç siyasi birliğimizi tahkim edelim, dış politikada ve askeri alanda Türkiye'yi güvenli bir istikrar adası olarak tutalım" diye uyarılarımızı yapıyorduk.
Soru: Peki bu fırtınanın arkasındaki asıl dinamik nedir? ABD ve İsrail salt stratejik bir hamle mi yapıyor?
Ahmet Davutoğlu: Soykırım Gazze'de başladığında ve Trump iş başına geldiğinde gördük ki; soykırımı yapan Netanyahu'nun bir Siyonist olarak dünyaya bakışıyla, Trump'ın bir Hristiyan Siyonisti olarak dünyaya bakışı tam anlamıyla örtüşüyor. Bunlar rasyonel şeyler değil, tam anlamıyla dogmatik ve fanatik. Düşündükleri şu: "Filistin'de Yahudilerin mutlak hakkı vardır ve bütün Yahudiler Filistin'e toplandığı zaman Mesih geri gelecek." Trump'ın etrafındakiler de bu inançla Netanyahu'nun Filistinlileri sürme politikasına destek verdiler. ABD'nin eski İsrail Büyükelçisi açıkça "Yahudilerin, İsrail'in Nil'den Fırat'a kadar vadedilmiş toprak hakkı var, keşke orayı ele geçirseydi" dedi. Ben buna "teopolitik" diyorum. Bunlar devlet yönetiyorlar ve herkese bu nazarla bakıyorlar. İsrail'in Gazze'den sonra Lübnan'a, Suriye'ye, Yemen'e ve İran'a yaptığı saldırıların hepsi bir hazırlıktı; dünya kamuoyunu buna hazırlamaktı. Son bir hafta içinde dünyaya Dünya Savaşı'nın ayak seslerini işittirdiler.
"Trump, Epstein dosyasından kurtulmak için dünyayı ateşe veriyor"
Soru: Amerika'nın İran savaşına dahil olmasının tek sebebi bu ideolojik planlar mı?
Ahmet Davutoğlu: Hayır, Trump'ın etrafındakiler de bu zihniyete sahip ama Trump'ın buna müdahil olmasının asıl sebebi yaklaşan seçimler. Amerika'da sarsılan prestijini gücünü göstererek ve Yahudi lobisinin bütünüyle desteğini alarak toparlamaya çalışıyor. Bunu neden önemsiyor? Çünkü seçimi kaybederse, senatoda çoğunluğu yitirirse Epstein dosyası dolayısıyla hakkında soruşturma açılacak. Pedofili ve çocuk istismarı ile ilgili dosyalardan sorgulanmamak, kendini bencilce korumak için dünyayı ateşe veriyor. Biz niye onun satranç oyununun parçası olacağız?
"Aktif tarafsızlık şart, en büyük korkum Körfez-İran savaşı"
Soru: Geçtiğimiz günlerde hükümete arabuluculuk çağrısında bulunmuştunuz. Türkiye'nin şu andaki tarafsızlık duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ahmet Davutoğlu: Tarafsızlık ve Türkiye'yi savaşın dışında tutma politikası doğrudur. Ancak saldıranla, havadan gencecik kızları katleden soykırımcı Netanyahu ile saldırıya uğrayan İran'ı aynı kefede değerlendirmek doğru değildir. Trump'ın peşine takılarak dünyada itibarlı olamazsınız. Türkiye pozisyonunu net çizmeli, ilkesel duruşunu göstermeli ama bu savaşa girmek anlamına da gelmemeli. Mesela İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in takip ettiği politika bütün dünyada takdir topladı; Türkiye de bu tavrı sürdürmeli. Kürecik ve İncirlik üssünün asla İran'a karşı kullanılmayacağı, Konya'dan kalkan AWACS uçuşlarının iptal edildiği ilan edilmeli. Ancak daha da önemlisi, sadece pasif bir tarafsızlık yetmez; aktif tarafsızlık devreye girmeli. Beni en çok korkutan senaryo İran ile Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan arasında yaşanacak bir savaştır. Türkiye'nin derhal bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri düzeltmesi, Katar'daki üssümüzü bir barış köprüsü olarak kullanması lazım.
"Anadolu'ya düşecek bir füze bizi savaşa sokar"
Soru: Tam bu noktada bir provokasyon ihtimali de var. Ateş çemberinin içindeyiz ama sanki Türkiye'nin bir dokunulmazlığı varmış gibi bir algı yaratılıyor. Sınırlarımıza yönelik bir füze tehdidi veya savaşa çekilme riskimiz ne boyutta?
Ahmet Davutoğlu: Bu rehavet kesinlikle doğru değil. Bizim böyle bir garantimiz veya dokunulmazlığımız yok, bu durum her an değişebilir. Bakın, örneğin İran'ın topraklarından üç tane Mossad ajanı bir füze fırlatsa ve o füze Anadolu'da bir yere düşse, Türkiye ile İran'ı anında savaşın içine sokarlar. Uluslararası basında zaten böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyor. İşte bu yüzden tarafsızlık bizi tek başına korumaz, arabuluculukla tansiyonu düşürmemiz şart. Yakın zamanda Nahçıvan'a bir füze düştü. Yarın Azerbaycan'a bir saldırı olsa Türkiye buna sessiz kalabilir mi? Kalamaz. Aynı şekilde Türkiye sınırlarına bir müdahale, bir füze saldırısı olursa Türkiye sessiz kalmaz. Dolayısıyla "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyemeyiz, bu rehavet çok tehlikeli.
"NATO karakol değil, ABD'nin yedek unsuru oldu"
Soru: Geçtiğimiz günlerde Hatay'da yaşanan füze olayı ve NATO'nun bunu etkisiz hale getirdiği konuşuldu. Terör örgütlerine sınırımızda sessiz kalan NATO, şimdi bir karakol görevi mi üstleniyor?
Ahmet Davutoğlu: NATO şu anda tarihinin en bunalımlı dönemini yaşıyor. Amerika Birleşik Devletleri NATO'yu anlamsızlaştırdı. Eskiden ABD bir operasyona kalkışacak olsa NATO ile istişare edilirdi. Şimdi bilgilendirmeye bile ihtiyaç hissetmiyor, NATO'yu sadece bir yedek unsur olarak görüyor. İsrail'in güvenliği NATO misyonu içinde değildir, İsrail NATO üyesi değildir. Türk askerinin İsrail'in güvenliği için İran'la çatışması diye bir senaryo söz konusu olamaz. Türkiye'nin NATO zemininde müttefiklerin önünde Amerika'ya açıkça "Bu savaş nereye gidecek? Amacınız ne?" diye sorma hakkı ve görevi var. Karşımızdakilerin meselesi güvenlik veya bölge istikrarı değil, çılgınca bir planı hayata geçirmek.
"İran'daki suikastlar savaş hilesi ve istihbarat zafiyeti"
Soru: İran'ın lider kadrosunun peş peşe hedef alınmasını bir istihbarat zafiyeti mi yoksa içten bir operasyon olarak mı görüyorsunuz?
Ahmet Davutoğlu: İran gibi bir devletin böyle bir durumla karşı karşıya kalması aşikar bir zafiyettir. Ancak burada başka bir faktör de var. İran eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'le de görüştük; bize gelen bilgiye göre savaştan bir gün önce müzakerelerin iyi gittiği yönünde bir algı oluşturulmuş. Amerikalılar ortak bir açıklama noktasına geldiklerine inandırmışlar. İran heyeti bu rehavetle, "nasıl olsa müzakere yürüyor" diyerek dini lidere brifing sunmaya giderken vuruluyor. Bu bir savaş hilesidir. Ancak sonrasında İran'ın sistem refleksleri devreye girdi ve merkezden kontrol edilemeyen komuta yapılanmasıyla efektif karşı saldırılar gerçekleştirdi.
"Erdoğan'a suikast olursa kanımın son damlasına kadar savunurum"
Soru: Dış politikada sert eleştirileriniz var ama "Sayın Erdoğan'a bir suikast olsa kanımın son damlasına kadar savunurum" dediniz. Bu sözleriniz oldukça dikkat çekti.
Ahmet Davutoğlu: Bir Körfez ülkesi yetkilisiyle İran meselesini konuşurken onlara, "İranlıların psikolojisini anlayın" dedim. İran'da Ali Hamaney'e bir saldırı olursa bütün İranlılar birleşir; Amerikalılar bunu yaparak İran'da rejim değişikliğini imkansız hale getirdiler. Aynı şey bizim için de geçerlidir. Siyasi ihtilaf içinde olabiliriz, ekonomik veya siyasi ahlak konularında Sayın Erdoğan'a muhalefet edebilirim. Ancak Sayın Erdoğan'a dış bir güç saldırırsa, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına kimliği ne olursa olsun bir suikast girişimi olursa gider onunla birlikte sonuna kadar mücadele ederim. Makamın korunması için her şeyi yaparım. 15 Temmuz gecesi nasıl hepimiz bir araya geldiysek, yine geliriz.
"Sokakta Kral Çıplak ama medya illüzyonu ve açlık gerçeği var"
Soru: Biraz da iç siyasete, ekonomiye değinelim. Asgari ücretli, emekli isyanda ama diğer yanda "Avrupa ile eşdeğeriz, maaşlar yüksek" diyen bir kesim var. Birisi 'kral çıplak' demiyor mu?
Ahmet Davutoğlu: İşte hepimiz diyoruz da, kral çıplaklığını örtebilmek için müthiş bir medya hakimiyetine sahip. Herkese aslında başka bir tablo gösterme çabası var. Ama hayatın gerçekleri çok başka. Bugün yolda bir kuruyemişçiye uğradım. Etikette 200 lira yazıyor, "Geçen sene kaç liraydı?" dedim, "100 liraydı" dedi. TÜİK enflasyonu %30 gösteriyor ama esnaf "Bizde en az %100 zam var" diyor. Elektronikçiye giriyorum, "En az %70" diyor.
Sonra sokakta Hicri Hanım adında yaşlı bir hanımefendiyle karşılaştım. Bir emekli. Elindeki poşette sadece iki tane halk ekmek var ve eve götüreceği başka bir şeyi yok. "Çalışmak istiyorum, ne iş bulursam yapmaya çalışıyorum. Evde bakmam gereken torunlar var, yüzlerine bakamıyorum" diyor. Diğer taraftan büyük şehirlerde lüks bir lokantada 4 kişilik bir ailenin bir iftar faturası 28.000 Lira tutuyor. Yani 4 kişilik bir ailenin bir aylık yaşamı için eline geçen asgari ücreti, zengin bir aile tek bir akşamda veriyor. Türkiye'nin neredeyse yarısı asgari ücretle geçinirken, enflasyonun altında ezilen bu kadar geniş bir kitle varken kimse bu duruma iyi diyemez. Ortada maalesef çok derin bir yolsuzluk var.


