BIST 100
13.938,48 1,42%
DOLAR
46,2686 0,15%
EURO
53,5436 -0,02%
GRAM ALTIN
6.277,08 0,31%
FAİZ
42,77 -1,72%
GÜMÜŞ GRAM
101,24 1,17%
BITCOIN
63.912,00 0,78%
GBP/TRY
62,0642 0,08%
EUR/USD
1,1568 -0,09%
BRENT
87,33 -3,37%
ÇEYREK ALTIN
10.263,02 0,31%
İstanbul Kapalı
İstanbul hava durumu
19 °
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • Babacan’dan TANIK’a özel açıklamalar: “Neoliberal değiliz, sosyal devleti güçlendirdik!”

Babacan’dan TANIK’a özel açıklamalar: “Neoliberal değiliz, sosyal devleti güçlendirdik!”

babacan manşet

TANIK ÖZEL – DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Tanık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Uzun'a özel röportaj verdi. Gündeme ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Babacan, hem kendi ekonomi yönetimi dönemine yönelik “neoliberalizm” eleştirilerine verdiği yanıtlarla hem de AK Parti ile gerçekleşmesi beklenen bayramlaşma üzerinden yaptığı diyalog vurgusuyla dikkat çekti. Ekonomi politikalarından küresel gelişmelere kadar birçok başlıkta konuşan Babacan, geçmiş dönem uygulamalarını savunurken mevcut yönetimi de sert sözlerle eleştirdi.

Ekonomi yönetiminiz sık sık “neoliberalizm” eleştirisiyle anılıyor. Bu tanımlamaya katılıyor musunuz?

Ali Babacan: Kesinlikle katılmıyorum. Türkiye’de bu kavram çoğu zaman içi doldurulmadan, bir yafta gibi kullanılıyor. Bizim uyguladığımız ekonomi politikaları sadece serbest piyasa prensiplerinden ibaret değildi. Evet, rekabeti güçlendirdik; piyasaların daha sağlıklı işlemesini sağladık ve bu sayede vatandaşlarımızın daha kaliteli ve daha uygun fiyatlı hizmetlere ulaşmasının önünü açtık. Ancak bununla sınırlı kalmadık.

Biz aynı zamanda çok güçlü bir sosyal destek sistemi kurduk. Şartlı nakit transferleriyle dar gelirli aileleri destekledik, çocukların eğitimden kopmaması için annelere doğrudan yardımlar yaptık, sağlık hizmetlerine erişimi yaygınlaştırdık. Yani bir yandan ekonomiyi büyütürken diğer yandan bu büyümenin toplumun her kesimine yayılmasını sağladık.

Dolayısıyla bu dönemi tek başına “liberal” ya da “neoliberal” diye tanımlamak büyük bir haksızlık olur. Çünkü bizim yaklaşımımız dengeli bir modeldi. Nitekim Dünya Bankası verileri de bunu doğruluyor; mutlak yoksulluğun sıfırlandığı bir dönemden söz ediyoruz. Bu, sosyal devlet mekanizmalarının ne kadar güçlü çalıştığını açıkça ortaya koyuyor.

Mevcut ekonomi yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Babacan: Açık konuşmak gerekirse Türkiye bugün net bir ekonomik rotadan yoksun. 2018 yılından bu yana uygulanan politikalar, öngörülebilirlikten uzak, günü kurtarmaya yönelik ve çoğu zaman birbiriyle çelişen adımlardan oluşuyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte kurumsal yapıların zayıfladığını, karar alma süreçlerinin dar bir çerçeveye sıkıştığını görüyoruz.

Ben bu dönemi “deney tahtası” benzetmesiyle anlatıyorum çünkü gerçekten de ekonomide bilimsel temeli olmayan pek çok uygulama denendi. Bunun bedelini de maalesef 85 milyon vatandaş ödedi. Enflasyonun geldiği nokta ortada, alım gücü ciddi şekilde erimiş durumda.

Bugün çözüm diye sunulan politikalara baktığımızda ise daha çok faiz artırımı, vergi artışı ve ücretlerin baskılanması üzerinden bir denge kurulmaya çalışılıyor. Oysa gerçek çözüm üretimden, verimlilikten ve güven ortamından geçer. Sektör bazlı politikalar geliştirilmeden, yatırımcıya güven verilmeden kalıcı bir iyileşme sağlamak mümkün değil. Şu an üretici kesimin ciddi sıkıntılar yaşadığını, birçok sektörün adeta ayakta kalma mücadelesi verdiğini görüyoruz.

Küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkisini nasıl görüyorsunuz?

Ali Babacan: Elbette dünya ekonomisinde yaşanan gelişmeler Türkiye’yi etkiler. Özellikle İran-İsrail gerilimi ve Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamalar enerji fiyatlarını doğrudan etkileyen unsurlar. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı bir ülkenin bu tür gelişmelerden etkilenmemesi zaten mümkün değil.

Ancak burada kritik olan nokta şu: Dış şoklar her ülke için vardır ama önemli olan bu şoklara karşı ne kadar hazırlıklı olduğunuzdur. Bizim görev yaptığımız dönemde petrol fiyatları 20 dolardan 150 dolara kadar yükseldi. Buna rağmen enflasyonu tek hanede tutmayı başardık. Çünkü doğru politikalar uyguladık, kurumları güçlü tuttuk ve öngörülebilir bir ekonomi yönetimi sergiledik.

Bugün ise dış gelişmeler çoğu zaman içerdeki hatalı politikaların bahanesi olarak kullanılıyor. Oysa sorunların büyük kısmı yönetim kalitesiyle ilgilidir. Eğer doğru politikalar uygulanırsa, bu tür küresel dalgalanmalar çok daha sınırlı etkilerle atlatılabilir.

IMF ile ilişkiler ve geçmiş dönem borç politikaları hakkında ne söylersiniz?

Ali Babacan: Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na olan borcunu sıfırlayan ekonomi yönetiminin başındaydık. Bu, sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı açısından da çok önemli bir adımdı.

Hatta öyle bir noktaya geldik ki IMF’ye borç veren ülkeler arasında yer alabilecek bir kapasiteye ulaştık. Bu da Türkiye ekonomisinin o dönemde ne kadar sağlam temellere oturduğunu gösteriyor. Güven ortamı vardı, uluslararası yatırımcı Türkiye’ye inanıyordu, içeride de vatandaşlarımız geleceğe daha umutla bakıyordu.

Bugün geldiğimiz noktada ise yeniden güven tesisine ihtiyaç var. Ekonomide en kritik unsur güvendir. Güveni kaybettiğiniz anda, ne yaparsanız yapın kalıcı başarı elde edemezsiniz.

“Yeni Yol” oluşumu ve olası ittifaklar hakkında neler söylemek istersiniz?

Ali Babacan: Türkiye’de siyaset uzun süredir keskin ayrışmalar üzerinden yürütülüyor. Biz ise daha kapsayıcı, daha yapıcı bir siyaset anlayışını savunuyoruz. “Yeni Yol” dediğimiz oluşum da aslında bu arayışın bir sonucu.

Amacımız, farklı kesimleri bir araya getiren, ortak aklı öne çıkaran ve Türkiye’nin sorunlarına gerçekçi çözümler üreten bir siyasi zemin oluşturmak. Bu yapının ilerleyen süreçte bir seçim ittifakına dönüşmesi de mümkün. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor.

Önemli olan isimler ya da yapılar değil; önemli olan Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokratik, şeffaf ve hesap verebilir yönetim anlayışını hayata geçirebilmek.

Siyasi partiler arası diyalog konusunda nasıl bir tutum izliyorsunuz?

Ali Babacan: Biz siyaseti bir kavga alanı olarak görmüyoruz. Tam tersine, farklı görüşlerin konuşabildiği, tartışabildiği ve ortak zemin bulabildiği bir alan olarak görüyoruz. Bu çerçevede AK Parti’yle bir bayramlaşma söz konusu olacak.

Bu, aslında 6 yıllık bir kopuşun ardından önemli bir adım. Bayramlaşmama inadının kırılması bile başlı başına değerli. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Çünkü toplumda da ciddi bir kutuplaşma söz konusu ve siyaset kurumu bu kutuplaşmayı azaltmak zorunda.

Biz her kesimle konuşabilen, kimseyi ötekileştirmeyen bir siyasi partiyiz. Düşman üretmeden siyaset yapmanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Diyalog kurabilmek bir zayıflık değil, tam tersine büyük bir güçtür. İnşallah bu yaklaşım hem bize hem de Türkiye’ye kazandıracaktır.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?