BIST 100
14.121,83 -0,43%
DOLAR
46,6497 0,01%
EURO
53,2699 -0,05%
GRAM ALTIN
6.047,06 0,39%
FAİZ
40,21 0,37%
GÜMÜŞ GRAM
89,62 2,45%
BITCOIN
58.473,00 -2,89%
GBP/TRY
61,8530 -0,03%
EUR/USD
1,1414 -0,07%
BRENT
73,02 -0,18%
ÇEYREK ALTIN
9.886,95 0,39%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
27 °

Minderden Hücreye, Oradan Sanata

Sevinç Öztürk

Sevinç Öztürk / TANIK - Minderlerdeki sert mücadelesiyle rakiplerini dize getiren bir dünya şampiyonunun, çamuru sanata dönüştüren zarif ellerine sahip olabileceğini hiç düşündünüz mü? Türk spor tarihine adını altın harflerle yazdıran efsanevi güreşçi Gürol Kaplan, bugün rotasını bambaşka bir mecraya çevirerek, İzmir'in Menemen ilçesinde sanatsal bir üretim merkezi kurdu.

Yıllarca ter döktüğü minderin disiplinini, sanatın özgürleştirici ruhuyla harmanlayan Kaplan, Menemen’de hayata geçirdiği sanat atölyesiyle bölgenin kültürel dokusuna yeni bir soluk kazandırıyor. Bir yanda şampiyonlukların getirdiği azim ve kararlılık, diğer yanda estetik bir arayışın samimiyeti... Gürol Kaplan ile kariyerindeki bu sıra dışı geçişi, sporun disipliniyle sanatın ruhunu nasıl birleştirdiğini ve Menemen’den dünyaya açılan bu sanatsal vizyonu konuştuk.

Soru: Kırkpınar'da iki yıl üst üste şampiyonluk yaşadıktan sonra Avrupa'da da başarılar elde ettiniz. Sizi diğer sporculardan ayıran, mental olarak sizi her zaman zirvede tutan çalışma disiplininizden bahsedebilir misiniz?

Gürol Kaplan: Kırkpınar'da üç yıl üst üste final yaptım. 18 yaşında milli takıma seçildim; bu, güreş sporunda çok kısa bir zaman içinde elde edilen bir durumdur. Çünkü benim yaşadığım bölgede güreş sporu büyükşehirlerde mevcuttu. Kısaca beni başarılı kılan en büyük etken yokluktu; içinde bulunduğum çaresizliği kendime çare yaptım. Avrupa'ya gidince zaten iyi bir sporcu olmuştum, bunu orada yaptığım müsabakalarla kanıtladım.

Şimdiki gençler bunu anlayamıyor; bir şeyi istemek değil, onu elde etmek için mücadele etme alışkanlığını, o disiplini beyinde oturtmaları gerekiyor. Yani olmak mı istiyorsun, yoksa sadece sahip olmak mı! Bu benim yaşamım boyunca devam eden bir durum; en olumsuz ortamlarda bile bir şeyler yaratma, olmayanı kendime iş edinme gayreti...

Soru: Tahliyenizden sadece aylar sonra 2013 yılında Veteranlar Dünya Şampiyonu oldunuz. Yıllar süren hücre hapsinden çıkıp dünya şampiyonluğuna uzanan bu süreci fiziksel ve mental olarak nasıl yönettiniz?

Gürol Kaplan: Araştırdım ve dünyada bir örneğini bulamadım. 18 yıl iki ay dört gün hücrede geçen bir ömür... Ve hiç bilinmeyen bir zamanda, şansın yaver giderse özgür olma ihtimali varken, siz bilinmeyen bir zaman için hazırlık yapıyorsunuz. İşte bu; disiplin, irade ve bıkıp usanmadan çalışma gerektiren bir mentalite istiyor. Çünkü yaşam anlık, içinde bulunduğun durumla sınırlıdır; geçmiş yaşanmış bir zaman, gelecek henüz yok ama içinde bulunduğumuz zaman şu an yaşamakta olduğumuz zaman dilimi. İşte bunu değerlendirmeyi kendime ilke edindim. Hiç bıkıp usanmadan hem üniversite eğitimi aldım (iki master) hem spor yaptım. Tahliye olduktan iki ay sonra da şampiyonluk geldi.

Soru: 18 yıllık haksız bir hapis süreci ve tek kişilik hücrede geçen bir hayat... Bu zorlu şartlar altında bile spordan ve eğitimden kopmamanızı sağlayan temel motivasyon kaynağınız neydi?

Gürol Kaplan: Hücrede yaşam, insanın kendisiyle barışmasıdır. Gözlem gücünüz son derece gelişir; orada örümcekler arkadaşın olur, bilirsiniz ne yapacağını. Yıllarca aynı renk havlu, aynı renk yatak örtüsü, aynı gömlek... Yani hiç değişmeyen bir renk dünyan vardır artık. Ama dışarıda gürül gürül akan bir dünyan da vardır; umut her gün tazeler kendini, hayal kurarsın, hiç olmayacak şeyler düşünürsün. Ve o zaman Ahmed Arif'ten şiirler okursun, "Hasretinden prangalar eskittim" dersin. Bir anda yalnız değiliz, biz hep var olduk dersin.

Sokrates hapse atılınca eşi ona çıkışmış, "Bak gördün mü haksız yere hapse girdin, sana hep söyledim şu çeneni biraz tut diye". Bunun üzerine Sokrates güzel bir cevap vermiş: "Suçlu olarak içeri atılsaydım daha mı iyi olurdu?" demiş. İşte ben de bazen böyle diyordum kendime. Temel motivasyonum, çok basit bir anlatımla, olmayan bir şeyi başarmak istemekti. Çünkü böyle uzun bir zaman hücrede kalıp, çıkar çıkmaz İstiklal Marşı okutan biri olmak istedim...

Soru: Cezaevinde 3 üniversite bitirdiniz, kondisyonunuzu korumak için 47 bin kilometre koştunuz. Bir insanın en dibe vurduğu anlarda kendi içindeki gücü keşfetmesi için verebileceğiniz en büyük tavsiye nedir?

Gürol Kaplan: İçeride mental olarak dip yaptığı da oluyor insanın; "Neden?" diyorsun, "Neden ben!" Ama sonra "Herkes olabilirdi" diyorsun. İçeride rahatsızlandım, bana tüberküloz teşhisi koydular. Apar topar başka bir sanatoryuma götürdüler, orada altı ay kaldım. İlaç almayı reddettim, "Beni ülkeme göndereceksiniz" dedim. Çünkü biliyorlardı ülkemde serbest olacağımı; göndermediler. Sonra tekrar hücreme getirdiler. Karantina altında bir altı ay daha geçti; hastalığı inat ve öfkeyle yendim. Bunlar ilk girdiğim zaman yaşadıklarım.

İşte bu andan sonra şunu söyledim kendime: "Size inat bir gün daha fazla yaşamak benim bundan sonra yapacağım tek şey olacak ve en iyisini başaracağım. Burada hiç kimsenin yapmadığını yapacağım" dedim, bunun sözünü verdim kendime... Tavsiyem; verdiğiniz sözü tutun. Her şey önce kendinize verdiğiniz sözü tutmaktan geçer.

Soru: Almanya mahkemelerinde verdiğiniz hukuk mücadelesini kazanıp ülkenize döndüğünüz o ilk an neler hissettiniz? Yeniden özgürlüğe kavuştuğunuz o ilk güne dair en net anınız nedir?

Gürol Kaplan: Almanya'da yabancılara karşı aşırı bir önyargı var. Bunu ayrıldığım Alman eşim de söyledi, hatta kendisi birçok yere mektuplar yazdı, Avrupa mahkemeleri buna dahil. 16. yılın sonunda ben ne kadar daha içeride kalacağıma dair bir mahkeme kararı istedim. İşte o çok risklidir; çünkü boyun eğmiyorsun, onların merhametine ve hukukuna güvenin yok demektir. O mahkemede 40 yıl çıkma ihtimali de var! Ama ben bunları göze aldım, davayı açtım ve 18 yıl sonra özgürlüğüme kavuştum.

Neler hissettim? İlk İstanbul Havalimanı'nda beni savcılar ve bir grup polis sevinçle karşıladı, içlerinde tanıyanlar çıktı... Sonra ailem. Çok yabancılık çekmedim, neler olabileceğini kafamda kurgulamıştım zaten; sadece birçoğu yaşlanmış gibi geldi bana. Birkaç gün sonra koşuya çıktım. Ormanlık bir araziden geçerken çalılar vücudumu yırttı, o acıyı özlediğimi hissettim. Evet, aynen öyle bir duygu. İnsan çalıların kollarını bacaklarını kanatmasını özler mi? Evet, özlüyormuş meğer...

Soru: Kendi evinizi bir müzeye, bahçenizi ise sanat atölyesine çevirdiniz. Sizi antika ve kültürel objeleri korumaya iten temel motivasyon nedir?

Gürol Kaplan: Köye geldiğimde bir şeyi fark ettim; insanlar kendi objelerine, kültürüne yabancılaşmış gibi geldi bana. Hâlbuki kullandıkları tarım aletleri, burada gördüğünüz her şeyin içinde geçmişin ruhu gizli. Bir yaşanmışlık var; ezgiler, ağıtlar, sevinçler ve umutları yüklemiş geçmişteki insanlarımız oradaki aletlere. Ben bunları görmezden gelemezdim. Elime ne geçtiyse koruma altına aldım, kendiliğinden bir görev yüklendi yine üzerime. Ama güzel bir iş değil mi? Hani hep diyorum: "İnsan işe yarar yaşlanmalı" diye. Korumazsan kaybedersin, unutursun, geçmişle ilgili bir hikaye oluşturamazsın. İşte bundan daha güzel motivasyon mu olur?

Soru: Gençlerin atölyesine gelip sanat ve sporla uğraşması kırsal kesimdeki gençler için nasıl bir dönüşüm yaşatıyor? Sanatın sporcu kimliğinizle nasıl bir bütünlük sağladığını düşünüyorsunuz?

Gürol Kaplan: Çocukluğumda benim hiç oyuncağım olmadı. Bisikletim, bir topum olmadı. Şimdi çocuklarla sohbet ediyorum, onlara soruyorum: "Neyi merak ediyorsunuz, gelin beraber araştıralım" diyorum. Çünkü bana hiç kimse böyle bir soru yöneltmedi.

Bugün üç genç geldi oturduk, konuştuk. Doğadaki canlıların hepsinin akraba olduğundan bahsettik. Oksijen dedik, karbon dedik, güneş ışığının bitkiler üzerinde nasıl şekere dönüştüğünden söz ettik. Yani oturduk arkadaş gibi, olgun birer birey gibi konuştuk. Bunları dinleyen gençler benim sporcu yönümü de bildikleri için kaynaşma daha çabuk ve samimi oluyor.

Ben hep şunu söylerim: Spor bir sanattır; zeka ister, incelik ister ve insanları cezbeder, hemen bütünlük oluşur. Ama birçok sporcu burada yarım kalır; iyi bir sporcudur ama sporu bırakınca geçmişe bağlar kendini, başka konuşacak konusu, herhangi bir aktivitesi kalmaz. Ben bunu bizim güreş camiasında görüyorum. Bilgelik her yaşta aktif olur. Elinden geldiğince, her gün bir konu, bir şiir işle; o kesinlikle gençlerin beyninde iz bırakır. Ben sanatı, sporu ve edebiyatı hiç bırakmadım. Elimden geldiğince anlamaya çalıştım, ondan bir şeyler alarak kendimi tamamlama gayretim hep vardı. Bunu şimdi bir bütün olarak gençlerle yapmaya çalışıyoruz.

Soru: Son olarak yaşama ve insanlara en belirgin mesajınız nedir?

Gürol Kaplan: Mesajım; yaşama kızmayın, olduğu gibi kabullenin ama olumlu yönde değiştirmenin her yolunu deneyin. Bilgi biriktirin, sabırla gözlem yapın. Doğada bulunan her şeyi gözlemleyin; o size düştüğünüz çukurdan nasıl çıkılacağını anlatacak ya da kabullenmeyi öğretecek. Yılmadan sabırla bir işin üzerinde durmak hem başarıyı getiriyor hem de insanın kendisiyle anlaşmasının yolunu açıyor. Ben böyle yapıyorum. Böyle yaptığım için hem sıkılmıyorum hem de yaptığım her şey beni mutlu ediyor... İyi geceler diliyorum, selamlar.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Nazmı kahvecıler 22.06.2026 13:20

Bazı hayatlar anlatılmaz, yaşanır… Bazıları ise beyaz perdeye sığmaz.
Güral Kaplan Ustamızın yaşam hikâyesi; mücadele, emek, gözyaşı, sabır ve yeniden ayağa kalkışın destanıdır. Öyle bir hayat ki filme çekilse milyonları ağlatır, doğru anlatılsa Oscar’a aday olacak kadar güçlü bir dram ortaya çıkar.
Gerçek kahramanlar her zaman kameraların önünde değildir. Bazıları sessizce hayatın en zor sınavlarını kazanır.

Yanıtla