
16 Şubat 2023, Hassa Belediyesi’nin soğuk ve yankılı giriş katı. Depremin yarattığı o ağır, gri sessizlik, bir anlık bir kırılma anına ev sahipliği yapıyordu. İçerideki kalabalık dağılmış, geriye sadece o günün gerilimini tüm çıplaklığıyla taşıyan iki figür var, Süleyman Soylu ve Haluk Levent.
Ortamdaki hava, Soylu’nun yükselen sesiyle adeta kesildi. Öfkesinin merkezinde, krizin en hassas anında otoriteyi ve koordinasyonu dağıtan, disiplini sarsan bir dağınıklık vardı. Soylu, parmağıyla o anın kaotik fotoğrafını çizercesine gürlüyordu
"Afet döneminde insanları bölüyorsunuz, ideolojiyi devreye sokuyorsunuz. Buna müsaade etmem. Yardımın koordinasyonu AFAD’da. Bu kriz geçsin, tüm bu derneklerin hesaplarını tek tek inceleteceğim."
Soylu’nun öfkesi, sadece bir nezaket tartışması değildi devletin kurumlarının ve AFAD’ın merkezi yapısının, sivil bir maske ardına gizlenmiş popülist bir yaklaşımla pasifize edilmesine, otoritesinin erozyona uğratılmasına olan başkaldırısıydı. Soylu’nun gözünde mesele, devletin bekası ve organizasyonun tek bir merkezden, yani meşru ve suistimal edilmeyecek olandan yürütülmesiydi.
Ancak o gün Hassa’daki o dar alanda yaşananlar, zamanla farklı bir mecraya evrildi. Haluk Levent, ilerleyen süreçte, Soylu’nun adını özellikle merkeze yerleştirerek stratejik bir "suyu bulandırma" operasyonu başlattı. Zaten o dönem “Devlet yok, Ahbap var” söylemlerini hatırlarsınız… Levent, devletin kurumlarını koruma refleksini, sanki kişisel bir husumetmiş gibi göstererek olayı hızla ideolojik bir zemine çekti. Böylece, profesyonel bir yardım faaliyetini, toplumsal bir kutuplaşma ve kamuoyu yaratma enstrümanına dönüştürdü.
Soylu, kurumsal disiplini tesis etmeye çalışırken Levent, kendi adını bir kalkan gibi kullanarak bu süreci, taraftar toplayabileceği bir ideolojik tartışma arenasına çevirmeyi tercih etti. Soylu o gün Hassa’dan helikopterle Kahramanmaraş’a doğru havalandığında, aslında sadece bir kriz yönetimi için değil, devletin otoritesini sivil bir "popülerite" karşısında koruma mücadelesi için yeni bir cepheye ilerliyordu. Bugün yaşanan o tartışmalar, işte o günün yarım kalmış, ancak daha da keskinleşmiş bir rövanşından ibaret.
Haluk Levent’in ısrarla Soylu’ya değinmesi ve ifadeye ara verilmesi, Levent'in suyu bulandırmaya çalışmasından ibaret. Yine algı yönetimi yapılmaya çalışılıyor. Bir de bu perspektiften okuyun.


