BIST 100
13.779,39 -0,14%
DOLAR
47,6966 0,12%
EURO
55,1896 0,45%
GRAM ALTIN
6.660,55 2,59%
FAİZ
41,30 -0,55%
GÜMÜŞ GRAM
97,57 3,57%
BITCOIN
64.844,00 0,70%
GBP/TRY
64,4492 0,41%
EUR/USD
1,1567 0,36%
BRENT
82,63 0,17%
ÇEYREK ALTIN
10.889,99 2,59%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
26 °

Alışmak Sevmekten Daha Zor…

Melih Gözalan yazdı

Son günlerde peş peşe gelen haberler karşısında hangisini konuşacağımızı, hangisine üzüleceğimizi, hangisini sorgulayacağımızı şaşırmış durumdayız. Bir gün bir yangın, ertesi gün bir cinayet, ardından bir yolsuzluk iddiası, bir ihmal, bir ekonomik veri, bir toplumsal kriz... Daha biri sindirilmeden yenisi geliyor.

Bu yazıda bunları tek tek değerlendirmek istemiyorum. Çünkü dikkatimi çeken asıl mesele, olayların kendisinden çok bizde bıraktığı ortak etki. Bence bugün toplum olarak iki büyük sınav veriyoruz: Birincisi, her geçen gün biraz daha alışmak... İkincisi ise, yavaş yavaş güven duygumuzu kaybetmek.

Düşünsenize... Yaşam kalitemiz düşüyor ama alışıyoruz. Ekonomik şartlar ağırlaşıyor ama alışıyoruz. Şiddet haberleri artıyor ama alışıyoruz. Kuralların herkese eşit uygulanmadığına dair örnekler görüyoruz ama yine alışıyoruz. En tehlikelisi de bu zaten. Çünkü insanın en güçlü hayatta kalma refleksi olan 'uyum sağlama' yeteneği, bazen yanlış olana karşı gösterdiği tepkiyi de köreltebiliyor.

Bu alışma hali sadece ekonomik sıkıntılarda ya da gündelik hayatımızda karşımıza çıkmıyor. Yıllardır seçim dönemlerinde verilen vaatlerin büyük bölümünün gerçekleşmediğini düşünüyorum. Yönetenler zaman zaman toplumdan uzaklaşıyor, buna rağmen her seçim döneminde benzer umutlarla aynı döngünün içine yeniden giriyoruz. Taraflar değişse de yaşananların birbirine benzemesi düşündürücü değil mi? Bence asıl sorun, yaşananlardan çok, bunları olağan kabul etmeye başlamamız.

Bu süreç içerisinde savunduğumuz her konuyu taraftar gibi ele alıyoruz. Siyaset, spor, ekonomi, kişisel beğenilerimiz gibi konularda hep haklı olma içgüdüsü ile birbirimizi motive ediyoruz. Bu motivasyon sürekli olarak bizi tartışma psikolojisinde tutuyor. Her konuda ayrışan bir toplum haline geldik. Ne yazık ki buna da alıştık.

Toplumda bilinçli ya da bilinçsiz olarak oluşturulan bu önyargılar nedeniyle artık karşılaştığımız her durumu değerlendirmeden yargısal kararını vererek ele alıyoruz. Devamında da bize yakın olmayana GÜVEN sorunu ile yaklaşıyoruz.

Güven dediğimiz kavram sadece insanlar arasındaki ilişkiyi belirlemez. Bir toplumun ekonomisi, ticareti, hukuku ve hatta günlük yaşamı bile görünmez bir güven ağı üzerinde yükselir. Bu ağ zayıfladığında ilk hissedilen şey ekonomik belirsizlik olur.

Ticaretten örnekleyerek düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Güven kaybının en net hissedildiği alanlardan biri de ticaret. Çünkü ticaret sadece para ile değil, güven ile de yapılır. Değişen politikalar, dinamik piyasa koşulları her an bu farklılaşmalara hazır olması gereken işletme sahipleri üzerlerindeki atalet duygusunu bu alışmışlık ile zamana bırakıyor. Zaman her ne kadar her şeyin ilacı olarak düşünülse de zaman zaman da tedavi hastalığın seyrinden daha derin hasarlar bırakabiliyor. Aynı zamanda uzun süre devam eden yanlışları da zamanla normalleştiriyoruz. İşte tehlike tam da burada başlıyor.

Sektörlerinde uzun yıllar çalışmış büyüklerimizle sohbet ettiğimizde hep aynı cümleyi duyarız: "Eskiden söz senetti."  “Bir telefonum ile Türkiye’nin bir ucundan bir tır mal ertesi gün kapıma gelirdi, ki karşıdaki firma ile hiç görüşmemişiz tanışmışlığımız sadece telefonda…” gibi sohbetleri olur. Ama şimdi parasını gönderdikleri mal ve hizmeti alamayanların yakarışlarını duyuyoruz.

Yakın zamanda aracımı satmak istediğimde bunun günlük hayattaki karşılığını yeniden gördüm. Arayan herkes aynı soruları soruyordu: "Değişeni var mı?", "Boyalı mı?", "Ekspertiz raporu mevcut mu?" Aslında kimse aracı değil, güveni satın almaya çalışıyordu. Ben maalesef bilmiyorum diyorum. Çünkü aracı ilk sahibinden almışım ve alım için referans olan kişiye güvenmişim. Ki ben normalim demiyorum. Sonuçta sıfır olarak satılan araçların kullanıldığı, hasarlı olduğu hatta ciddi yapısal hasarların onarılarak sıfır araç gibi satıldığı örnekleri de gördük.

Buna rağmen ben hâlâ güvenmeyi seçiyorum. Çünkü güvenmemek kısa vadede insanı koruyor gibi görünse de, uzun vadede bizleri içten içe kemiriyor. Gittiğim lokantada servis yapan kişinin önerisini dikkate alıyorum, elektronik cihazlarda satış yetkilisinin önerisini dikkatle dinliyorum ve buna benzer örneklerle ilerlemeye çalışıyorum. Evet tabi ki aldığım her öneri mutlu etmeyebiliyor. Ama güvenmek istiyorum ısrarla.

İnsan her şeye alışabiliyor. Açlığa, yoksulluğa, gürültüye, düzensizliğe... Ama toplum olarak güveni kaybetmeye başladığımızda, artık sadece bugünü değil, geleceği de kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Çünkü güven; görünmeyen ama toplum olarak bizleri ayakta tutan en değerli sermayemizdir.

Yoksa biz güvensizliğe de alışıyor muyuz? “Fark etmeden birbirimize olan güveni de kaybederken"

Sevgi ile kalın…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Faruk YILMAZ 19.07.2026 21:19

SON 25 YILDIR COK SEYIMIZI KAYBETTIK AMA SON 9 YILDIR HERSEYIMIZI KAYBETTIK. AHLAKSIZLAR, CANILER, HIRSIZLAR DISARIDA, HAK, HUKUK ve ADALETI SAVUNANLAR DEMIR PARMAKLIKLARIN ARKASINDA ACI CEKIYORLAR😢😢😢

Yanıtla
ŞÜKRAN KIŞ 24.07.2026 00:26

Yazınızı ilgiyle okudum. Özellikle “alışmak” ile “güveni kaybetmek” arasındaki bağı kurma şekliniz beni düşündürdü. Günlük hayatın telaşında fark etmeden normalleştirdiğimiz birçok konuya farklı bir pencereden bakmamı sağladınız.
Kaleminize sağlık. Düşündürmeye ve sorgulatmaya devam eden nice güzel yazılarınız olsun.

Yanıtla