
Türkiye, imparatorluk döneminde 1877’den itibaren serbest seçimler yapmaya başlamış, artısıyla eksisiyle hem son Osmanlı Mebusan Meclisi seçimleri hem de Ankara’da toplanan meclis için yapılan seçimler ile Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşmıştır. Onlarca yıldır seçim yapabilen ve Kurtuluş Savaşını idare edenleri dahi seçebilen millet nedense 1923’ten itibaren serbest seçim yapabilecek düzeyde görülmemiş ve tek parti iktidarı dönemi başlamıştır. Tek parti iktidarı döneminde İkinci Dünya Savaşına kadar iki kere kontrollü muhalefet girişimi denenmiş fakat ikisi de halktan inanılmaz teveccüh görünce tek parti iktidarı olan Cumhuriyet Halk Fırkası, iktidarı kaybedeceğini anlayıp bu iki partiyi de kapatmıştır.
Bu girişimlerden ilki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’dır. Kurtuluş Savaşı komutanları tarafından 1924’te kurulan ve Türkiye’nin o zamanlar bir şeriat devleti olduğunu da göze alarak dini inançlara son derece saygılı olacaklarını ve serbest piyasa ekonomisini takip edeceklerini söylemişlerdir. 1924’teki ara seçimlere katılmayan parti, halkın desteğini alınca önce Şeyh Said İsyanı sebebiyle kapatılmış daha sonra da önde gelenleri İzmir Suikastı davasında yargılanarak tasfiye edilmişlerdir. Tabanı aslında tavanından çok daha muhafazakar olan bu parti bir manada CHF’nin alternatifi olmasından dolayı talep görmüştür. Partinin en temel isteklerinden biri de Cumhurbaşkanının tarafsız olmasıdır.
Kontrollü muhalefet girişimlerinden ikincisi ise Serbest Cumhuriyet Fırkası olmuştur. Fethi Okyar’a Atatürk tarafından kurdurulan bu parti yine CHF’nin alternatifi olduğu için halktan çok büyük talep görmüş, inanılmaz büyüklükte bir İzmir Mitingi yapmıştır. İzmir’de Nuri Conker’in konuşma yaptığı miting esnasında ufak bir çocuk ölmüş, CHF İzmir İl Binası taşlanmıştır. Vefat eden küçük çocuk demokrasi şehidi ilan edilip mücadelenin başlangıcı kabul edilmiştir. 1930’da girilen yerel seçimlerde seçimin asıl kazananı olan Serbest Cumhuriyet Fırkası daha sonra 1946’da olacağı gibi sandık hileleriyle püskürtülmüştür. Halkın yoğun ilgisi sayesinde sadece 3 ay ömrü olan parti selefi gibi kapatılmaktan kurtulamamıştır. Kapatılmasından 1 ay sonra çıkan Menemen Olayları sebebiyle bir daha 2. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar demokrasi askıya alınmıştır.
1930’larda Başbakan İnönü’nün SSCB ziyareti, dünya ekonomik krizi, devletin giderek laikliğe ağırlık vermesi, SSCB-İtalya ve Almanya üçlüsündeki tek parti diktatörlükleri, Atatürk’ün sağlığının gittikçe kötüleşmesi ve parti kurmayı adeta bir devlet kurmak kadar zor hale getiren 1938 Cemiyetler Kanunu ile demokrasi denemeleri rafa kaldırılmış ve 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Sovyet İşgali tehdidi ortaya çıkınca ABD tarafından korunmanın şartı olarak çok partili demokrasi hayatı başlamıştır.
Türk milleti daha önceki iki muhalefet girişimi gibi 1945’te kurulan Demokrat Parti’ye de sıkı sıkıya sarılmış ve taban ile tavan arasındaki görüş ve yaşam farklılığı önemli düzeyde olsa da millet her yeni girişimde tavana kendinden bir şeyler kabul ettirmeyi başarmıştır.
Burada sorulması gereken sorulardan bir tanesi de eğer Sovyet tehdidi olmasaydı Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi, Meksika’daki Kurumsal Devrimci Parti gibi tek parti iktidarını az bir muhalefet ile 2000’li yıllara kadar taşıyabilir miydi?


