
AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın eline mikrofon alıp seçim otobüsünün üstünde bağırdığı anları hatırlayınız, lütfen!
Ne diyordu Erdoğan; “Biz, Büyük Ortadoğu Projesi’nin EŞBAŞKANIYIZ. Bizim görevlerimiz var. Bunları gerçekleştirip bölgemize DEMOKRASİ getireceğiz!”
Getirdi mi? Hatırlayalım bakalım, neler getirmiş?
7 Müslüman ülke parçalandı, yıkıldı, perişan oldu.
BİR MİLYONA YAKIN İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ. Çoğu çocuk ve kadın.
İKİ MİLYONA YAKIN İNSAN kayıp veya sakat kaldı.
YÜZ BİNDEN FAZLA MÜSLÜMAN KADINA tecavüz edildi.
YİRMİ MİLYONDAN FAZLA insan evinden, yurdundan, işinden oldu.
IRAK; 2003 yılında doğrudan İŞGAL edildi, üçe bölündü!
SURİYE; 2011’de başlatılan İÇ SAVAŞLA ülke parçalandı.
LÜBNAN; bölgesel çatışmaların merkezi yapıldı. Hâlâ parçalanıyor.
LİBYA; 2011’de NATO müdahalesiyle yıkıldı. Siyasi birlik sağlanamadı.
SOMALİ; uzun süredir devam eden çatışmalarla çökmek üzere.
SUDAN; iç savaşlar sonrası ikiye bölündü.
İRAN; ambargolarla zayıflatıldı. ABD-İsrail tarafından bombalanıyor.
Türkiye’nin 2004-2026 yılları arasındaki dış politika makası sadece bir hükümet stratejisi değil, aynı zamanda bölgedeki devletlerin ve milyonlarca insanın kaderini belirleyen “Demokratik dönemden kaos dönemine” geçiş öyküsü oldu. Türk milletine yaşatılan bu kaos dönemi henüz bitmedi. Aksine, kaosun ve gelişmiş teknolojik canavarların, aklını kaybetmiş Epstein Çetesi ile soykırımcı Netanyahu’nun istikametlerini üzerimize çevirdiklerini görüyoruz.
Şimdi Türk milleti emanetçi iktidardan bu beceriksizliğin hesabını sormayacak mı? Kaybolan hayatlar, yitirilen canlar, tecavüze uğrayan kadınlar, buharlaşan milyarlarca doların hesabı sorulmayacak mı? Derdimiz yalnızca küresel çeteler olsa, ne kadar zorlanırsak zorlanalım bu şeytanların hakkından da Türk milleti olarak gelebiliriz. Fakat iç cepheyi korumakla görevli iktidarın kendisi ve ortakları iç cepheyi bizzat tahrip etmekle uğraşıyorsa, işimiz çok zordur. Ülkemizi yöneten kadro, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nden dolayı sayıca çok az. CB Erdoğan’ın eğitimi çok sığ! Bu durum, devlet kadrolarında liyakatsiz ve deneyimsiz kişilerle çalışmak zorunluluğunu getiriyor. Ceremesini Türk milleti çekiyor. Ayrıca kendisi ve ortağı Bahçeli ciddi derecede hasta. Devletin temel sütunları olan “Cumhuriyetin kurumları” işlevsiz hâle getirilmiş, demokrasinin olmazsa olmaz şartları olan “kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, laiklik ilkesi” yok edilmiş, yolsuzluk almış yürümüş, ülkemizin ne kadar tehlikeye açık hâle geldiğinin farkında bile olmayan bir ana muhalefet partisi var! Şimdi diyeceksiniz ki; “Eh be Serdaroğlu, sanki elinde fırça ve siyah boya varmış gibi her yeri siyaha boyadın!”
Tamam da ben 2007 yılından bu yana her gün yazarak, konuşarak yaklaşmakta olan tufanı göstermiyor muyum?
Çareyi de gösteriyorum. Türk milletinin artık “KİMLERLE OLMAYACAĞINI” görmüş olması gerek. Eğer hâlâ siyasal ümmetçilerden, kendisini küresel çeteye satmış partilerden, Atatürk ilkelerinden uzaklaşmış ana muhalefetten çare umuluyorsa, hepimize geçmiş olsun.
Kızılcagün Platformu’nu takip edin. Önümüzdeki ay İzmir’de toplanılacak. Yer, gün ve saat bildirilecek. Gelin çareyi görün, içiniz rahatlasın, umudunuz artsın…
Sağlık ve başarı dileklerimle.



