BIST 100
14.321,19 1,53%
DOLAR
46,9807 0,15%
EURO
53,6433 -0,10%
GRAM ALTIN
6.225,55 0,12%
FAİZ
40,75 -0,54%
GÜMÜŞ GRAM
90,48 0,03%
BITCOIN
64.109,00 0,49%
GBP/TRY
62,9939 -0,08%
EUR/USD
1,1416 -0,12%
BRENT
76,01 -0,38%
ÇEYREK ALTIN
10.178,77 0,12%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
20 °

CUMHURİYETİN YORGUN YÜZYILI: TÜRKİYE NEDEN SÜREKLİ SİYASİ KRİZ ÜRETİYOR?

Mehmet Yahya Tekeci yazdı

Türkiye’de siyasetin tıkanmasının sebebi sadece bir parti, bir lider ya da bir dönem değildir.
Sorun çok daha derinde; devlet aklı, toplum yapısı, demokrasi kültürü ve siyasal zihniyetin yıllardır çözülemeyen krizlerinde yatmaktadır.

Cumhuriyetin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk vefat ettiğinde Türkiye henüz genç bir devletti.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan sistem büyük ölçüde karizmatik liderlik üzerine inşa edilmişti. Atatürk’ün ardından gelen süreçte ise devletin kurumsallaşması tamamlanamadan çok partili hayata geçildi. İşte Türkiye’nin sancısı biraz da burada başladı.

Çünkü Türkiye demokrasiye toplumsal uzlaşmayla değil, kontrollü bir geçişle adım attı.
Devletin sahibi kim olacak sorusu hiçbir zaman tam anlamıyla çözülemedi.

Bir tarafta devleti koruma refleksiyle hareket eden bürokratik ve askeri yapı, diğer tarafta halk desteğini arkasına alan siyasal hareketler vardı. Bu iki alan arasındaki gerilim yıllarca büyüdü.
Demokrasi ise çoğu zaman bu kavganın arasında ezildi.

Adnan Menderes dönemi bunun en kırılgan örneklerinden biri oldu.
Menderes halkın büyük desteğini aldı ancak iktidar ile devlet arasındaki gerilim giderek sertleşti. Muhalefet dili sertleşti, iktidarın dili daha da sertleşti. Uzlaşma kültürü yerine siyasi rövanş anlayışı hâkim oldu. Sonunda Türkiye ilk askeri darbeyle tanıştı.

1960 darbesi yalnızca bir hükümeti devirmedi.
Türkiye’de siyasetin üzerine uzun yıllar sürecek bir vesayet gölgesi bıraktı.

O günden sonra siyasetçiler sandığı, asker ise sistemi koruma görevini kendisine ait görmeye başladı.
Her kriz döneminde demokrasi askıya alındı.
1971, 1980, 1997…

Türkiye’de seçilmiş iktidarlar ile devletin görünmeyen güç odakları arasındaki mücadele hiçbir zaman tam anlamıyla bitmedi.

Ancak mesele sadece darbeler değildi.

Türkiye aynı zamanda ortak bir düşünce zemini oluşturmayı da başaramadı.
Sağ-sol çatışmaları, mezhep gerilimleri, etnik tartışmalar, laiklik eksenli kutuplaşmalar yıllarca toplumun sinir uçlarıyla oynadı. Siyasi partiler ise bu yaraları iyileştirmek yerine çoğu zaman kendi tabanlarını konsolide etmek için kullandı.

1980 sonrası gelen yeni ekonomik düzen başka bir kırılma yarattı.
Turgut Özal dönemi Türkiye’yi dünyaya açtı, ekonomik dinamizm getirdi ancak aynı zamanda toplumun değer ölçülerini de değiştirdi.

Başarı artık daha çok para üzerinden tanımlanmaya başladı.

Eskiden makam, bilgi, kültür, ahlak ve devlet terbiyesi daha önemli görülürken; zamanla zenginlik her şeyin önüne geçti.
Tüketim kültürü büyüdü.
İnsanlar “nasıl biri olduğuna” değil, “ne kadar güçlü ve zengin olduğuna” bakmaya başladı.

Bu dönüşüm siyaseti de değiştirdi.

Siyaset bir fikir üretme alanından çok güç ve rant paylaşım alanına dönüştü.
Partiler ideolojik merkezler olmaktan uzaklaştı.
Liyakat geri plana itildi.
Sadakat daha değerli hale geldi.

2000’li yıllarda ise Türkiye yeni bir döneme girdi.
Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi ilk yıllarında ekonomik büyüme, altyapı yatırımları ve vesayet sistemine karşı mücadele söylemiyle toplumun büyük desteğini aldı. Özellikle eski Türkiye’nin dışlayıcı yapısından rahatsız olan geniş muhafazakâr kesimler kendisini ilk kez devletin merkezine yakın hissetti.

Fakat zaman içerisinde Türkiye’de siyaset yeniden “biz ve onlar” eksenine sıkıştı.

İktidar eleştiriyi çoğu zaman düşmanlık olarak gördü.
Muhalefet ise toplumun tamamını kapsayan yeni bir hikâye yazmak yerine çoğu zaman sadece iktidar karşıtlığı üzerinden siyaset yaptı.

İşte bugün yaşadığımız tıkanmanın temel sebeplerinden biri budur.

Türkiye’de uzun yıllardır güçlü bir muhalefet kültürü oluşamadı.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı eleştirme konusunda etkili olsa da toplumun geniş kesimlerini heyecanlandıracak ekonomik, sosyal ve kültürel bir vizyon üretmekte zorlandı. Özellikle Anadolu insanıyla duygusal bağ kurmakta ciddi eksikler yaşadı.

İktidar ise yıllar içinde devlet ile parti arasındaki çizgiyi giderek belirsizleştirdi.
Kurumsallık zayıfladı.
Eleştirel düşünce alanı daraldı.
Toplumun yarısı diğer yarısını tehdit olarak görmeye başladı.

Bugün Türkiye’nin en büyük problemi ekonomik krizden bile önce güven krizidir.

Kimse kimseye güvenmiyor.

Muhafazakârlar laik kesimi kendilerini küçümsemekle suçluyor.
Laik kesim muhafazakârların yaşam tarzına müdahale edeceğinden korkuyor.
Gençler geleceğe güvenmiyor.
Adalet duygusu zedeleniyor.
Eğitim sistemi düşünce üretmek yerine ezber üretiyor.
Üniversiteler özgür fikir merkezleri olmaktan uzaklaşıyor.

En tehlikelisi ise şu:

Türkiye artık büyük fikirler konuşmuyor.

Bilim, felsefe, sanat, hukuk, eğitim, teknoloji ve medeniyet tasavvuru yerine; günlük siyasi kavgalar ülkenin enerjisini tüketiyor.
Bir ülke sürekli kutuplaşma üzerinden ayakta tutulursa, zamanla düşünme kabiliyetini kaybeder.

Bugün geldiğimiz noktada iktidarın da muhalefetin de samimi bir özeleştiri yapması gerekiyor.

Çünkü Türkiye sadece seçim kazanma mücadelesiyle yönetilemez.

Bir ülke; adaletle, liyakatle, ortak akılla ve toplumsal güvenle büyür.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni bir düşman üretmek değil, yeni bir toplumsal sözleşme oluşturmaktır.

Bu ülke sağcıların da, solcuların da, muhafazakârların da, sekülerlerin de, Türklerin de, Kürtlerin de ortak evidir.

Siyaset insanları birbirinden nefret ettirerek kısa vadede güç kazanabilir.
Ama uzun vadede o nefret devleti içeriden çürütür.

Belki de Türkiye’nin yeniden ayağa kalkabilmesi için önce şu soruyu sorması gerekiyor:

Biz gerçekten aynı ülkenin geleceğini birlikte kurmak istiyor muyuz, yoksa sadece birbirimize karşı kazanmak mı istiyoruz?

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?