BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,8532 -0,02%
EURO
53,4834 0,06%
GRAM ALTIN
6.687,67 0,85%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
110,94 -0,58%
BITCOIN
73.602,00 -0,36%
GBP/TRY
61,7420 0,10%
EUR/USD
1,1653 0,02%
BRENT
91,12 -1,70%
ÇEYREK ALTIN
10.934,34 0,85%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
20 °

ALEVİLERİN GELECEĞİ – SORUNLAR MI, FIRSATLAR MI?

Ali Rıza Özkan yazdı

Değerli Hazirun,

Değerli Canlar,

Öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılında Aleviler” başlıklı sempozyuma, “Alevilerin Geleceği – Sorunlar mı, Fırsatlar mı?” başlıklı bildirim ile katılıyorum.

Toplumsal yapılar, tarihsel süreç içerisinde sürekli dönüşüm geçirir. İnanç toplulukları ise bu dönüşümden en fazla etkilenen yapılar arasında yer alır.

Anadolu’nun köklü inanç geleneklerinden biri olan Alevilik de ülkemizde tanık olduğumuz modernleşme, kentleşme, küreselleşme ve siyasal değişimler karşısında yeniden şekillenmektedir. Bu bağlamda Alevilerin geleceği, yalnızca karşılaşacakları sorunlar üzerinden değil, aynı zamanda ortaya çıkan fırsatlar üzerinden de değerlendirilmelidir, kanaatindeyim.

Osmanlı devletinin Safevilerle 1514’te girdiği Çaldıran savaşı ile birlikte oluşan yeni dengeler içerisinde maruz kalınan dışlanma ve baskı politikaları, Aleviliğin daha çok kapalı topluluklar içinde yaşanan bir inanç olarak ötekileştirilmesine yol açmıştır.

Cumhuriyet döneminde ise, laiklik ilkesi teorik olarak eşitlik sunsa da, pratikte din hizmetlerinin tamamen Sünni mezhebine göre şekillenmesi, Alevilerin yok sayılması ve hukuksal güvenceden yoksun olarak inançlarını yerine getirmelerine yol açmış, hatta kimi zaman da kriminalize edilmişlerdir.

Bu tarihsel arka plan, günümüzde Aleviliğin bir inanç ve bir kimlik olarak hâlâ neden tartışmalı ve hassas bir konu olduğunu açıklamaktadır. Aleviliğin zaman içerisinde inanç ve kimlik boyutlarında nasıl bir değişim veya dönüşüme uğrayacağı sorusu, Aleviliğin gelecekteki niteliğini, işlevini ve toplumsal konumunu belirleyecek temel tartışma konularından olmak gerekir.

Bu makale, Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılında Alevi toplumunun geleceğini belirleyecek temel dinamikleri “sorunlar” ve “fırsatlar” ekseninde analiz etmeyi amaçlamaktadır.

* * *

Bilindiği gibi, 16 Kasım 2022 tarihinde çıkarılan torba yasaya konulan bazı düzenlemelerle cemevleri resmen kanunlara eklenmiş oldu.

Adına sivil toplum örgütü kurmak dahi uzun dönem yasaklı olan Alevilik, böylece devlet tarafından ilk kez yasal bir çerçevede ifade edilmiş oldu.

3194 sayılı İmar Yasası’nda, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nda5393 sayılı Belediye Kanunu’nda ve 28603 sayılı Elekrik Piyasası Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ve eklemelerle devletin bazı kamu alanlarında cemevlerine hizmet vermesi hükme bağlanmış oldu.

Yine, 9 Kasım 2022 tarihinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, yasal düzenlemeler çerçevesinde cemevlerine verilecek hizmetleri yönetmek ve koordine etmek için kuruldu.

Böylece, 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez Alevi Bektaşilere verilecek hizmetler yasal düzenlemelerle hükme bağlanmış oldu.

Ancak, CHP “aynı görev tanımı ile iki farklı devlet kurumu kurulamayacağı” ve “Alevi Bektaşilerin hizmet alması gereken kurumun Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu” gerekçeleriyle bu yasal düzenlemeleri iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.

Aynı dönemde, bazı Alevi kuruluşları da, “Alevilik torbaya sığmaz” gibi tuhaf gerekçelerle yasal düzenlemelere karşı çıktılar. Ayrıca, yapılan yasal düzenlemeleri yürütmek amacıyla kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı “asimilasyon merkezi” olarak tanımlayarak kapatılmasını talep ettiler.

3 yılı aşkın bir süre sonra tespit ediyoruz ki, yaklaşık 2200 cemevinin yarısından fazlası örneğin elektrik giderlerinin karşılanması için Başkanlığa başvuru yapmış ve yaklaşık 1700 civarında cemevi de herhangi bir taleple kurumla bağlantı halindedir.

Her yeni ihdas edilen kurumsal yapı gibi, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da hem kurumsal organizasyon ve hem de toplumsal meşruiyet kazanmak için en az 5 yıla ihtiyacı varken, Alevi Bektaşilerin ilgi ve benimseme düzeyinin genel kabulün üzerinde olduğunu tespit etmek gerekir.

Bu noktada soruyu, benimsenme yüzdesi ile değil, ama toplumsal işlevini yerine getirmesi ve ihtiyaçları karşılaması yönünden de değerlendirmek ve cevaplamak zorundayız.

BÜROKRASİ VE DİRENÇ: GÖRÜNMEYEN İKTİDAR ALANI

Son bir yıl içerisinde, yasal düzenlemelerin uygulanması sürecinde bürokrasinin çeşitli engeller çıkardığı yönünde eleştiriler ortaya çıkmıştır. Bunları ciddiye alarak, değerlendirmek ve varsa tıkanma veya engelleme bertaraf etmek gerekmektedir.

Örneğin, 3194 sayılı İmar Yasası’na eklenmesi sonrasında heyecanla beklenen imar mevzuatında cemevlerinin “ibadethane” yerine “kültürel tesis” olarak değerlendirilmesi, toplumda ciddi bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Bu “mevzuat kazası” imar yasasına cemevlerinin eklenmesi ile oluşan heyecanı ve pozitif atmosferi zehirlemiş, hatta yıkıma uğratmıştır.

Oysa, Alevi Bektaşi çevrelerinde, Yargıtay tarafından da onanmış AİHM kararları doğrultusunda, cemevlerinin ibadethane statüsünün tartışmaya açık olmaması gerektiği savunulmaktadır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yasaya, Yargıtay tarafından onanmış AİHM kararlarına ve toplumsal ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yapması gereken imar mevzuatı düzenlemesinin hem hukuki durumu ve hem de toplumsal ihtiyaç ve beklentileri görmezden gelerek cemevlerini imar mevzuatında “kültürel sosyal tesis” olarak sınıflandırması en kısa zamanda düzeltilmesi, düzeltilmediği takdirde Alevi Bektaşiler arasında tepki ve direnç yaratacak bir unsurdur.

Büyükşehir ve Belediye yasalarında yapılan düzenlemelerle belediyelere cemevleri için alan ayırma, yapım, bakım ve onarım gibi yükümlülükler getirilmiş olsa da, pek az belediyenin bunları dikkate aldığını gözlemliyoruz. Kocaeli, Ordu ve Muğla dışında büyükşehir belediyelerinde cemevi yapımı konusunda büyük bir isteksizlik olduğu gözlemlenmektedir.

Belediyelerin talepte bulunan yerel Alevi kuruluşlarına gerekçeleri genellikle “tasarruf tedbirleri” olmaktadır ki, bunun gerçeklikle alakası olmayan bir cevap olduğu açıktır. Cemevi yapımı taleplerine “tasarruf tedbirleri” gerekçesiyle soğuk duran büyükşehir belediyelerinin cami yaparken, bu tedbirleri akıllarına getirmemelerini de üzüntü ile tespit ediyoruz.

Diğer yandan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tartışmalı bir FETÖ girişimi olan cami-cemevi projesiyle ilişkilendirilen bir yapıya taşınacağı yönündeki iddialar, toplumda oluşan huzursuzluğun yaygınlaşmasına neden olmuştur.

Bu gelişmeler ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın çalışmalarının yeni başkanla birlikte ciddi bir şekilde yavaşlaması devlet ile Alevi-Bektaşi toplumu arasında gelişmekte olan güven ilişkisine darbe vurur nitelikte değerlendirilmiştir.

Bu süreçte, bazı karanlık unsurların Alevi-Bektaşi toplumunun devletle yakınlaşmasından rahatsız olduğu ve bu süreci engellemeye yönelik girişimlerde bulunduğu yönünde kanaatler yaygınlaşmıştır.

Bu durum, Alevi meselesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kurumsal dirençle de karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Anlaşılan odur ki, bir takım bürokraside ve bazı siyasi kesimlerde “iç cephenin sağlamlaştırılması” vizyonu yerine, mezhepçi duruş tercih edilmektedir.

DEMOGRAFİK VE TEOLOJİK ASİMİLASYONUN GELECEĞİ

Kentleşme, göç, sekülerleşme ve düşük doğurganlık nedeniyle geleneksel Alevi coğrafyalarında ciddi nüfus azalması gözlenmektedir. Her inanç gibi, topluluk dayanışması ile var olan ve sürekliliğini teminat altına alan Alevilik, geleneksel varlık gösterdiği illerde köylerin boşalması ile pratik olarak ciddi “sürdürülebilirlik sorunu” yaşamaktadır.

Alevilerin boşalttığı köylerin bir kısmı göçerler ve bir kısmı da Sünni Kürtler tarafından doldurulmakta, böylece geleneksel inanç merkezleri nitelik kaybına uğramaktadır.

Bunun yanında, kentsel yaşamda görülen doğal asimilasyonun bir ucunda “toplumsal uyum” şartlanması varken, diğer ucunda ise, şehir pratiğinde ortaya çıkan sorunlara ve ihtiyaçlara cemevlerinin cevap veremeyişi gösterilebilir.

Ayrıca, “Dede-Talip” ilişkisinin zayıflaması, Alisiz Alevilik, Luvicilik gibi, Aleviliği belirli kalıplara hapsetmeye çalışan hizipleşmeler asimilasyon tehditinin bir başka tarafını temsil etmektedir.

Çeşitli tarikatları, Şii misyonerleri ve Hristiyan misyonerlik faaliyetlerini de eklediğimizde, Alevilerin şehirlerde inanç pratiklerini sürdürmek ve genç kuşaklara aktarmak konusunda savunmasız ve güçsüz kaldığını tespit edebiliriz.

Nefret söylemi, yakın tarihe ait Maraş, Sivas, Çorum’da yaşanan katliamların neden olduğu travmalar ve siyasi gerilim dönemlerinde “öteki”leştirilme, güvenlik kaygılarını canlı tutmaktadır.

Laiklik-gericilik kutuplaşmasında Aleviler sıklıkla siyasi araç haline getirilmekte, bürokrasi ve kamu sektöründe dolaylı dışlanmalar yaşanabilmektedir.

Aynı şekilde, Ortadoğu’daki siyasi istikrarsızlıkların da, bölgedeki tüm inanç grupları gibi Alevileri de doğrudan etkilediğini belirtmek gerekiyor. Çevremizdeki mezhep çatışmaları, katliamlar ve uluslararası göçler Alevileri sorumlusu veya tarafı olmadıkları bir çatışmanın mağdurları haline getirebiliyor.

Dolayısıyla, Aleviliğin geleceğinin ülkemiz ve bölgemizdeki siyasal gelişmelerden olumlu veya olumsuz seviyelerde etkileneceği ve dönüşüme uğrayacağı riskini de dikkate alarak değerlendirmek gerekir, kanaatindeyim.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?